benim de sesim var

arjantin’in çalınan çocukları


Maria Eugenia Sampallo Barragan otuz yaşında. Uzun süredir çok ağır ve tarif edilmesi zor bir yükün altında yaşıyor. Bu yük, aslında yalnız onun değil Arjantin’in yakın tarihinin tüm topluma yüklediği kitlesel bir yük. Maria hem kendi sırtındaki, hem de toplumun omuzlarındaki bu yükü bir ölçüde hafifletmek için bugüne dek hiç görülmemiş bir adımı atarak, resmi kayıtlardaki anne ve babasına ‘sahtecilik’ davası açmış. İşlenen asıl suç ise Maria’nın gerçek anne babasından koparılmasında oynadıkları rol.
Maria’nın öyküsü
Maria on yıl kadar önce, birlikte yaşadığı çiftin çocuğu olmadığını öğrenmiş ve onlardan ayrılmış. Maria’nın asıl anne ve babası, Arjantin’de askerler tarafından ‘kaybedilen’ binlerce insandan ikisi: Mirta Mable Barragan ve Leonardo Ruben Sampallo.
Mirta ve Leonardo, Aralık 1977’de gözaltına alınmışlar. Mirta gözaltına alındığında altı aylık hamileymiş. Maria annesinin tutulduğu işkence merkezlerinden birinde 1978’de doğmuş. Annesi onu hiç görebilmiş mi bilinmiyor. Bilinen, Mirta ve Leonardo’nun çok geçmeden öldürüldüğü ve Maria’nın evlatlık verildiği. Tıpkı, ya asker ya da askeri rejimle bağlantısı bulunan kişilere evlatlık verilen diğer Çalınan Çocuklar gibi.
Maria 2001 yılında bu durumdaki kişilerin haklarını arayabilmeleri için kurulan Kimlik Hakları Komisyonu’na başvurmuş. Yapılan ilk test olumsuz çıksa da uğraşmış ve gerçek anne babasının kimliğini öğrenmiş. Akrabalarını 2002 yılında bulabilmiş.
Bu, adı konulması ve tarifi zor suça ortak olan kişilere, Maria evlat edinme evraklarındaki yalan beyanları nedeniyle sahtecilik davası açabilmiş. Davalılar üç kişi: Emekli yüzbaşı ve eşi -yani ‘resmi anne baba’- ve onlara yardım eden bir diğer subay.
Mahkemede Maria, resmi annesinin kendisini nankörlükle suçladığını söylemiş. Onlar evlat edinip kurtarmasalar, Maria belki de lağıma atılabilirmiş. Kimi ‘kurtarılmayan’ bebekler gibi.
Davanın önemi
Mahkemenin kararını nisan başında açıklaması bekleniyor. Davalı çift ve onlara yardım eden dostları ile 1976-1983 döneminde Arjantin’i bir büyük işkencehaneye çeviren cunta ise vicdanlarda çoktan suçlu bulundular.
Askeri yönetimin 30 binden fazla insanı öldürdüğü tahmin ediliyor. Ülkeyi soldan gelen ‘tehlike’den temizlemek için başlatılan ‘Milli Temizlik’ Harekatı, izi bulunmasın istenen kişilerin uçaklardan okyanusa atılmasına dek varacak korkunçlukta uygulanmış. Acımasızlık, yeni doğmuş bebeklerin, ‘kirli’ köklerinden kopartılarak ‘temiz’ askerlere ve rejimle bağlantısı bulunan kişilere evlatlık verilmesine dek varmış. Bu ‘sicili temiz’ kişilerin arasında işkencecilerin de olduğu biliniyor.
Maria’nın durumunda en az 300 çocuk olduğu tahmin ediliyor. Sayısal açıdan Çalınan Çocuklar tarihteki örneklerden daha küçük. Kimi katliamların ardından ‘ganimet’ olarak alınan, çoğunluğu kız, çocukların sayısı çok daha fazla. Ama Arjantin cuntacılarının suçları, Maria’nın durumunda olduğu gibi, belgelenebildiği ölçüde insanlık için korkunç ama çok önemli bir ders niteliği taşıyor. İnsana sırtını dönen, insanlara kıymayı bir başarı ve ‘temizlik’ olarak görebilen bir zihniyet, ancak dogmalarla üretilebilir ve askeri disiplinle uygulanabilir.
Örgütlenmenin önemi
Maria, taşıdığı bu yükün altında yalnız değil. Ona geçmişini keşfetmesinde yardımcı olanlar, şimdi de yanındalar. Askeri yönetim döneminde kaybedilen çocukları için meydanlara çıkan, seslerini duyuran ve örgütlenen Mayıs Meydanı Anneleri, Maria gibi 88 kişinin gerçekleri öğrenmesini sağlamakla kalmamış, kimliklerini bulmalarına da yardımcı olmuş. Kimlik Hakları Komisyonu’nun oluşturulmasında ve kaybolan yakınlarını arayan ailelerin genetik bilgilerinin depolandığı veri bankasının kurulmasında da Mayıs Meydanı Anneleri’nin mücadelesi etkili olmuş. Maria gibi öldürülen yakınlarını arayanların tek başlarına doku ve kan örneklerinin toplanmasını ve genetik açıdan incelenmesini sağlaması söz konusu olamayacakken, bu kuruluşlar sayesinde zor ama önemli sorular yanıtlanabiliyor.
Anlatmak ve aktarmak
Belgeselleriyle ünlü Estela Bravo, “Ben Kimim?” adlı filmi ile Mayıs Meydanı Anneleri’nin ve çalınan çocukların öyküsünü dünyaya taşıdı. Bu film, Aralık 2007’de Havana’da yapılan Latin Amerika Film Festivali’nde ödüle layık görüldü ve birçok ülkede izlendi. Ödüllendirilmesinin bir nedeni, hiç kuşkusuz, filmde tek tek öykülerin ve faşizmin korkunç sonuçlarının belgelenmesi ve başkalarına aktarılmasıydı.
Çocuklar savaşa karşıdır
Bugün, çocuklar için çocuklar ile bölümünde, çocukların bu hafta beşinci yılına giren Irak işgali ve savaş üzerine yaptıkları çalışmalar var. Savaş başlamadan hemen önce bir ilköğretim okulunda “En önemli sorununuz nedir” diye sorulduğunda, öğrenciler, başlamak üzere olan savaştan söz etmiş ve savaşı durdurmak için çalışmak istemişlerdi. Bu öğrencilerin bir bölümü, savaş başladıktan sonra artık yapabilecekleri bir şey olmadığını söyleyerek başka konular üzerinde çalışmaya başlamışlardı.
Saldırılar başlamış olsa da konunun önemli olduğunu düşünenlerden oluşan iki takım ise savaş konusunda iki ay süren çalışma yürüttüler ve arkadaşlarının, savaşların sonuçlarını yeterince tanımadıklarında karar kıldılar. Bir takım, savaş konusunda arkadaşlarını bilgilendirmek için uygun bir yolun sunum yapmak olduğuna karar verdi ve bir panel düzenledi. Panelde savaşın zararları ele alındı. Panelin hemen ardından konu üzerinde çalışan ikinci takım, savaşın saçmalığını ele alan bir skeç oynadı. Aynı tarihlerde başka ülkelerde yapılan takım çalışmalarında da savaş değişik açılardan ele alındı. Çocukların savaşa karşı çalışmaları, barışseverler için çok önemli bir mesaj taşıyor.
Doç. Dr. Serdar M. Değirmencioğlu
www.evrensel.net