YAŞAMA KÜLTÜRÜ

  • Kuzey Kıbrıs Mimarlar Odası çağırdı da cuma, cumartesi günleri oradaydım. Sanırım 10 yıl önce idi bundan önceki gidişim.


    Kuzey Kıbrıs Mimarlar Odası çağırdı da cuma, cumartesi günleri oradaydım. Sanırım 10 yıl önce idi bundan önceki gidişim.
    Bir kentin, bir ülkenin bölünmüşlüğü yüreğime oturmuştu. Berlin’den, Kudüs’ten sonra Lefkoşa’da da tel örgülerle belirlenmiş bölünme çizgisinin iki yanı yüreğimi kanatmıştı... Hele o çizginin üzerindeki bir çocuk bahçesi kolumu kanadımı kırmıştı. Orada yazmıştım şu dizeleri:

    BOŞ SALINCAK
    (KIBRIS’TA)

    SULAR GEÇİRDİM
    ASMALAR UZATTIM
    KOMŞULARA
    BİR AVUÇ BUĞDAY ÇAYÖNܒNDEN
    TROYA’YA
    KEŞKEĞİ YETMEDİ
    SALKIMI
    TANRILAR ELİNDEN

    BEL BELLEDİM
    ARIKLAR AÇTIM
    ALA ÇİÇEKLERE
    CANSULARI VERDİM

    NE DUR NE DURAK
    ALDIRMADIM GÜCÜMÜ YA
    BU DİKENLİ TELLER
    BİR YANI KUZEY BİR YANI GÜNEY
    BU BOŞ ÇOCUK BAHÇESİ İLLE
    BU KIPIRTISIZ GICIRTISIZ
    SALINCAK İLLE
    KIRAR KOLUMU KANADIMI
    (Mayıs 1999)

    Gençliğimden beri karşı oldum ayrılıklara... 1961’de Berlin’de bu acıyı en derinden duymuştum. Ginelemeli ikilikle yazdığım şiirle insanlık utancımı dile getirmiştim:

    1961 BERLİN

    UTANÇLARIMIZ ÖRTÜLERLE YILLARDIR
    ALANLARIMIZDA DUVAR BUGÜNE

    Şimdi de karşıyım duvarlara, tel örgülere...
    Bu kez, ben Kuzey Kıbrıs’ta iken iki yanın başkanları bir araya geldi. Tel örgüde bir kapı daha açma dileklerini onayladılar birbirlerinin... İç içe, komşu komşu yaşamakta iken, artık birbirinin dilini anlamayan, ancak Amerikanca ile anlaşabilen neredeyse iki kuşak geçtikten sonra...
    Her ölünün ardından kendi ölümünü ağlarmış insan...
    Lefkoşa bana hep bizdeki ayrılıkçıları düşündürüyor. Hele bunun için ölmeleri insan yanımıza anlatabilir miyiz?
    Elin sömürgeni gelecek (Yugoslavya’yı olduğu gibi) parçalayıp yutacak diye bizler, binlerce yılın kardeşleri birbirimize düşeceğiz.
    Baştan beri söyledim; biz en iyi “bizi” anlayabiliriz. Ayrılık neden? Hele hele Anadolu’da milliyetçilik kapanına düşmek, ele güne kanıp cennet ülkemizi onların yutabileceği lokmalara dönüştürmek neden?
    Bir yakın dostumla, bir büyük bağdarımızla söyleşirken öyle şeyler söylemişti ki, şaşırıp kalmıştım 1970lerin başında... Dayanamamış şunları söyleyivermiştim:
    “Bir insan hem sosyalist hem milliyetçi olamaz! Olmadığını bütün dünya öğrendi yakın geçmişte... Milliyetçilik (=nasyonalizm) ile sosyalizm bir araya geldi mi, bu ancak nasyonal sosyalizm, kısaltarak söylersek “nazizm” oluyor.
    Gerçek sosyalist dil, din, ulus, şu-bu ayrılığına düşmez. Yugoslavya’da düştüler de ne oldu?
    Ayrılmak değil birleşmek (sömürgenlere karşı bir bütün olmak) yaraşır insanlara. Tüm haklarıyla eş konumda yaşayabilen, bütün yemişleri paylaşabilen kardeşlerin bütünlüğüdür bu...
    Cengiz Bektaş
    www.evrensel.net