MEDBAKIŞ

  • Yıllardır katıldığım Newroz’lardan farklıydı bu yıl. Bir kere yeni kutlama alanının inşası, kurumsallaşmada önemli adımlardan biri sayılmalı.


    Yıllardır katıldığım Newroz’lardan farklıydı bu yıl. Bir kere yeni kutlama alanının inşası, kurumsallaşmada önemli adımlardan biri sayılmalı. Kendine yeterlilik anlamındaki bir girişimin ve duruşun etkisi orada bulunan herkeste görülebiliyordu. Katılımcıların çoğu artık net bir politika izlenmesi gerektiğini giyimiyle, kuşamıyla, taşıdığı döviz ve pankartlarla ifade ediyordu.
    Konuşmacıların Kürtçe’yle hitap etmeye özen göstermeleri ve çok açık politik söylemlerle mesajlarını vermeleri korkunu duvarının yıkılmasının habercisiydi. Kitleler tarafından atılan sloganlar daha belirgin ve sarsıcıydı.
    F-16 uçaklarının alanın üzerinde sorti yapmaları, “istersek bombalarız!” diye gösterilerde bulunmaları esnasında başlar yukarı kalkıyor, öfke katsayısı artıyor, konuşmalarda şu sözün altını çizmek gerektiği açıklanıyordu: “Galiba burayı Kandil belliyorlar!”
    Silahsız olması dışında kalabalığın giyimi, pankartların egemen renkleri, sloganlar, resimler, simgeler, şemalarla gösterilen performansa bakınca, bu kanıya varmak zor değil. “Galiba”sı bile fazla. Halkın arasında gezintiye çıkınca bu apaçık görülebiliyor. Herkeste kara harekatın fiyaskosuna parmak basıp Kürtçe, “Suvar hatin peya çûn!” (Atlı geldiler yaya döndüler) sözü dillerden düşmüyor. Üstelik bu söz gururla söyleniyor. Yaygın bir özgüven havası var.
    Leyla Zana’nın konuşması siyasetin bu kulvarında yol açıcı görevi görüyor.
    Kürtler arası ilişkiler önem kazanıyor bu arada. Halepçe’nin yıldönümü kutlamasına katılıp ardından Barzani’yle resmi bir görüşme yapan Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in ayağının tozuyla döndüğü Güney Kürdistan’ın atmosferiyle Diyarbakır’ın havasını bütünleyip kitleye yansıtması çok önemseniyordu.
    Farklı Kürt gruplarının taraftarlarından insanların da alanda bulunmaları Newroz’u bir partinin organize etmesi, başkalarının bu kutlamaya katılmasına engel görülmüyor artık, bunun etkisi önemsenmeli diyorum. Bu durumun yarattığı farkındalık, yani ulusal birlik görüntüsünün etkisi olarak görülüyor.
    İnanılmaz ama uçaklar hiç ara vermiyorlar. Kutlama boyunca korku ve gürültünün etkisini hissettirmek amacıyla aralıksız uçuşlar düzenleniyor. Alanın sınırları üzerinden tur atıp pistlerine geri dönüyorlar. Sonra başka dört yeni F16 havalanıyor. Apaçık bir savaş sahnesi, sinir savaşına dönüşüyor. Uçakların sortisiyle kitlelerin katılımı arasında bir orantı mı kuruluyor acaba. Bu planın çok aptalca olduğunu bilmiyor olabilirler mi? Yakıt paralarını ve pilotların ek ücretlerini Taktik Hava Komutanlığı’nın şahsi bütçesinden değil, Türkiye emekçilerinin cebinden çıktığını konuşuyorduk. İşsizlere gelince, onlar zaten hesapta yoktular!
    “Sence alanda kaç kişi var?” Bu soru sıkça soruluyor ve adeta herkes birbirini sınıyordu. Katılım, geçmiş Newrozlara oranla daha fazlaydı. Tam olarak sayı vermek teknik bir sorundu. Ama makul sınırlar içerisinde kalıp bir tahminde bulunmak gerekirse, beş yüz bin civarı, belki biraz üstü bir rakam dile getirilebilir. Kalabalığın bir milyonu bulduğu veya aştığı duygusal bir keskinlik ve üç renk etkisinde yanılsamaydı diye düşünüyorum.
    Newroz afişi açık bir tavırdı. “Artık Yeter!” şiarının açıklamasıydı sanki. Devletin politikaları ve aldatmacaları karşısında sabrın bitmek üzere olduğu simgelerle dile getiriliyordu.
    Asrın Hukuk Bürosu’ndan gelen ve banttan verilen sesli mesajla kitledeki refleks görülmeye değerdi. O saygı gösterisi açık bir tavırdan başka bir şey değildi.
    Bu arada afişteki kum saati, bitmek üzere olan kum taneleri ve etrafındaki ateşlerin harlanan alevleri ve kum saatinin başında bir çift keskin bakışlı gözün varlığı resmi çevrelerde rahatsızlık yaratmıştı. Gözlerin üzerinde yay gibi duran kaşların biraz daha kalın ve kalkık olması halinde o gözlerin kime ait olduğu tanımı değişebilirdi. Bu durumda afişe olan tahammülsüzlüğün ölçüsü daha sert olabilirdi.
    Bu bir çift gözün tehlike yarattığını ve somut durumun somut tahliline göre olmasa da güncel gelişmelerle yakın bağ kurabilen ve o bir çift gözün yirmi altı yıl önce Diyarbakır Cezaevi’nde Newroz günü yaşamını yitiren Mazlum’un gözleriyle benzeştiğini iddia eden polis yetkilileri, afişin valilik kararıyla toplatılmasını sağlamaları da önemli ve etkiliydi.
    Polisin tespitinde yanlışlık yoktu. Olsaydı, parti yetkilileri ve taraftarlar cadde ve sokaklara düşüp sloganlarla halkı aydınlatmaya, itirazlarını yüksek sesle dile getirmekten asla çekinmeyeceklerdi. Evet, o bir çift göz Mazlum’undu. Afişin yasaklanması bir şey değil, etkisi zaten engellenemiyordu.
    Uçakların bu yoğunlukta havada gösteri yapmaları kitleyi tahrik etmeye yönelik bir beklenti sayılıyordu. Bu durumun içinden beliren sorular kafalarda dönüp dolaşıyordu. Neden, ama neden? Yanıt veren yoktu. Türkiye emekçilerinin ve halkları olup bitenlerden habersizdi ve apaçık aldatılıyorlardı.
    Newroz’dan bir gün önce bir şiir dinletisindeydim. Dört ülkeden Kürt kadın şairlerin katılımıyla çok etkili ve güzel dizelerle baş başa olmanın kıvancını yaşıyordum. Simgeseldi; dört ülkenin Kürtleri dizeleriyle bir araya geliyordu. Bu durum, bir bakıma gelecekte hayal edilenin de gerçekleşebileceğinin ifadesiydi. Tesadüfen de Newroz’dan bir gün önceydi bu etkinlik. Çok etkili dizeler hayatla hesaplaşıyordu.
    Şairlerden Kejal Ahmed’in bir dizesi son günlerde yaşananların özeti gibiydi; Türkçesi: “Kırdım kaderin bilindik aynasını”
    Vedat Çetin
    www.evrensel.net