MEDYADA GEÇEN HAFTA

  • Flaş haberlerle, sürmanşetlerle, tam sayfalık büyük puntolu başlıklarla dolu bir haftaydı geride kalan. Önce AKP’ye açılan kapatma davasının yankıları, ardından son Ergenekon gözaltıları, medyayı epey yordu.


    Flaş haberlerle, sürmanşetlerle, tam sayfalık büyük puntolu başlıklarla dolu bir haftaydı geride kalan. Önce AKP’ye açılan kapatma davasının yankıları, ardından son Ergenekon gözaltıları, medyayı epey yordu.
    Haberleri derinlemesine okumayan, dinlemeyen biri, medyanın olan bitenden demokrasi adına endişe duyduğunu sanabilir. Oysa biraz dikkatli bakıldığında demokrasinin pek umurlarında olmadığını fark etmek kolay. Bir endişe olduğu ortada, dengelerin bozulmasına karşı. Ancak çıkarın, çifte standardın olduğu yerde, demokrasiden söz etmek, haksızlık olur.
    Yeni olandan, yani gözaltılardan başlayalım. Haber vermeden, yorum yapmadan önce biraz düşünülmesi gereken bir konu. Çünkü Ergenekon, derin bağlantılarıyla kontrgerillanın bir parçası olarak deşifre olmuş bir çete. Bu soruşturmanın genişlemesine, memleketteki karanlık operasyonların farkında olan kimsenin itiraz etmesi olacak şey değil. Ancak haberlerde bundan daha fazla öne çıkan, gözaltıların baskın şekilde yapılması oldu. Özellikle İlhan Selçuk’a yapılan muamele, biraz da mesleki bir dayanışma duygusuyla köşe yazarlarına sık sık konu oldu.
    83 yaşında, çeşitli sağlık sorunları olan bir kişinin gecenin dördünde evinden kaldırılarak alınmasını doğru bulmadılar, genel olarak. Demek böyle insani tarafları vardı hâlâ.
    Madem konumuz insani olandan açıldı, İlhan Selçuk’un gözaltına alındığı gün polisten biraz “farklı” bir muameleye maruz kalan insanlarla ilgili haberlere bir göz atmakta yarar var. Newroz gösterilerinden haberler veren televizyon kanalları, ısrarla göstericilerin polise saldırdığı, kentleri savaş alanına çevirdiği gibi iddiaları tekrarladı. Oysa eylemciler çatışma hazırlığıyla gelmemişlerdi, çok belliydi. Polise taştan başka bir şey atılmamıştı. Polisin ise “hücum” diye bağırarak göstericilere doğru koştuğunu, yere düşenleri bile copladıklarını kameralar kaydetti. Bunu gösterseler bile haber cümlelerinde en ufak bir oynama yoktu: “Terör örgütü yandaşları bayramı kana buladı.”
    Polisin muamelesinin insani yanını bu kadar önemsiyor olsalardı, onun onda biri, yüzde biri kadar dikkat bu haberlere de yansırdı hiç değilse.
    Ama böyle durumlarda, gazetelerin, televizyonların haber merkezlerinde haberler, henüz olaylar yaşanmadan, görüntüler ellerine ulaşmadan kuruluyor. Başlıklar önceden atılıyor. Sonra haberler buna uyduruluyor. Newrozlar bu önyargının haberlere hakim olduğu belli başlı günler arasında.
    Çok ilginç ifadeler var haberlerde, incelenmesi gereken. Diyor ki mesela “Baharın gelişini müjdeleyen Nevruz bayramını bahane eden terör örgütü yandaşları” ya da “Sözde bahar bayramı kutlamasını karıştırmak isteyenler”... Tuhaf olan şu, bir kere sizin dışınızda hiç kimse Newroz’un “bahar bayramı”ndan ibaret olduğunu iddia etmiyor. Zaten siyasi bir içerik, bu güne, yıllardır yükleniyor. Kürtler haklarını bir kez daha dile getirmek için Newroz’da bir araya geliyorlar. Burada başka bir şey var. “Bahane etmek” kadar alakasız bir yorum nereden akıllarına geliyor acaba? “Teröristler ortalığı karıştırdı” haberlerinden kafalarını kaldırıp, bu insanlar ne demeye çalışıyor diye bir kulak kabartsalar, bu kadar aptalca haberlerle karşımıza çıkmayacaklar.
    Ama çifte standart, almış yürümüş durumda. Haftanın başındaki tartışma konusu, AKP’nin kapatma davası, medyayı allak bullak etmişti. Dava açıldığı için “kriz çıkabilir” tehlikesiyle bile korkutulduk. Bir parti kapatılacağı için, bunun tartışması başka konuların üstünü örteceği için falan değil, dava açıldı diye kriz çıkar diye korkutulduk! Davaya bu yüzden karşı çıkmamız beklendi.
    Kriz çıkarmayacak bir kapatma davası daha vardı, onu kimse umursamadı. DTP’ye açılan kapatma davası, medyada hiç gözyaşlarına konu olmadı çünkü.
    Sözün kısası, ne yana uzansanız bir çifte standarta eliniz çarpıyor. Yukarıda birçok örneğini andık. Her seferinde en düşük standartla karşılaşan Kürtler oldu. Bu da bir rastlantı mı?
    Çağdaş Günerbüyük
    www.evrensel.net