NABIZ

  • Geçen hafta 14 Mart, ülkede emeğin bayramıydı. O güne kadar, 14 Mart “Tıp Bayramı” olarak bilinirdi.


    Geçen hafta 14 Mart, ülkede emeğin bayramıydı. O güne kadar, 14 Mart “Tıp Bayramı” olarak bilinirdi. Oysa, 2008’in 14 Mart’ı emeğin bayramı olarak yaşandı. Bu bir tesadüf müydü? Bu sorunun yanıtını birlikte vermeye çalışalım.
    14 Mart’ı uzun bir süredir, bir hekim bayramı olmaktan çıkarıp bir sağlık haftası olarak kutlayan TTB’dir. 14 Mart’ı içine alan haftada, hemen her ilde Tabip Odaları, hekimlerin de sorunlarının tartışıldığı, ama konuyu toplumun sağlık sorunları bağlamında ele alan bir sağlık haftası uygulaması içine girmiştir. Bu yıl, bana da Adana ve Hatay yolları düşmüştü, sağlık haftası çerçevesinde. Geçen haftanın yazısını iletememe gerekçemi de böylelikle paylaşmış oluyorum. Adana’daki tablo, 14 Mart’ın hem “tıp”, hem de “emek” bayramı olmasının çok güzel bir örneğiydi. Bütün emek güçlerinin etkinliğinin yanı sıra sağlık işkolunun örgütleri hastaneler kavşağında görkemli bir basın açıklaması yaptılar. Adana Tabip Odası’nın yanı sıra SES Adana Şubesi ve Devrimci Sağlık-İş Adana Şubesi etkinliğin ortak sahibiydiler. Üstelik bu kez Türk Sağlık-Sen üyesi sağlıkçılar da vardı. Uzun süredir birlikte hareket etmenin kolaylaştırıcılığında, hem sayısal olarak hem de coşku olarak sağlık sektörünün bu üç emekçi örgütü Adana 14 Mart’ını tıp ve emek bayramı haline getirdiler. Bu süreç, sadece 2008’in ve bu 14 Mart’ın işi değildi; uzun süredir birlikte mücadele etmenin, davranmanın ve bu sürecin sonucu tüm emekçi kesimleri etkilemenin ürünüydü.
    15 Mart’ta ise Hatay’daydım. Hatay Tabip Odası ve SES Hatay Şubesi’nin ortaklaşa düzenlediği etkinlikte, ben ve SES Başkanı Köksal Aydın konuşmacıydık. Bu da tesadüf değildi. Uzun süredir, birlikte davranan, etkinliklerini paylaşan, hatta iç içe geçen yapılar olarak süreci beraberce değerlendirmiş olduk. 14 Mart’ın hekim ayrıcalığının değil, sağlık işkolunun emekçilerinin sorunlarını toplumla paylaşmaya çalıştığı bir çaba daha oldu.
    İstanbul, Ankara, İzmir ve diğer illerden hiç söz etmiyorum. Başta Evrensel olmak üzere, tüm basın organlarında 14 Mart’ta neler yaşandığını herkes gördü. Dolayısıyla örnekleri artırmak yerine, “neden 14 Mart, aynı zamanda emeğin bayramı oldu”ya dönelim.
    Bunun sanıyorum birkaç dinamiği var. Birincisi, hekimlerin emekçileşmesidir. Tıp alanındaki bir dizi gelişme sonucu, “…bazı ayrıcalıklar üzerindeki kontrolünün elinden alınması ve kapitalizmin elindeki üretimin giderek artan yoğun taleplerine bağımlı kılınması”nı yaşamaktadır, hekimler. Türkçesi, kendileri çok fark etmese de işçileşmektedirler. Bu ayrı bir tartışma gerektirdiği için burada duralım.
    İkinci dinamik, bu emekçileşme sürecinin de bir sonucu olarak, hekim meslek örgütlerinin, Tabip Odalarının emekçi kesimlerle birlikte davranmadaki ısrarıdır. 1980 öncesinin anti-faşist cephesinin, aydın özelliği ön plandaki değişmez bileşeni olan Tabip Odaları, 1980 sonrası hızlı emekçileşme şoku ile Bahar Eylemleri ile başlayan rüzgarda yerini almış, Kamu Çalışanları hareketi ile birlikte kendini kurmuş, 2003’le başlayan Sağlıkta Dönüşüm tahribatına karşı diğer sağlık çalışanı örgütleri ile birlikte AKP’ye en net muhalefeti sergilemiş yapılardır. Özellikle 2003 sonrası SES ve TTB, iş bırakma, miting, referandum, vb. adı altında hem kendi tabanına hem de kamuoyuna yönelik onlarca etkinlik yapmıştır. Bu 14 Mart’ta da bir dizi etkinlik kurgusuna sahipken, SSGSS karşıtı bir Emek Platformu şekillenmesi, bugüne kadar açılan yolun da etkisiyle büyük bir patlamaya dönüşmüştür. Teorik olarak tespit edilen “emekçileşme” süreci, eskinin ayrıcalıklı hekimlerinin yerinin diğer emekçilerle birlikte olduğunu bir kez daha ve oldukça güçlü bir şekilde göstermiştir. Yani bu tesadüf değildir.
    Bir başka dinamik, Türkiye demokrasisinin “dörtlüsü” olarak beliren DİSK-KESK-TMMOB-TTB birlikteliğinin, hem toplumu etkileyen, hem de birbirini eğiten sürecidir. Ortak sorunlar için birlikte davranma terbiyesi, birçok adımı kolaylaştırıcı etki yapmıştır. Örneğin, herkesin “hazır ol”a geçtiği “14 Nisan” travmasında ve “bayrak” krizinde, şoku kıran yine bu dörtlünün “barış-demokrasi” çıkışı olmuştur. Son 14 Mart’ın bir emekçi bayramına dönüşmesinde de, bu dörtlünün SSGSS çabalarının etkisi inkar edilemez.
    Hal böyleyken, bir öznel problemle bitirelim. TTB, kendi sektöründe SES ve Devrimci Sağlık-İş başta olmak üzere, tüm çalışan örgütleri ile geliştirdiği birlikte mücadele pratiği ile, yine “dörtlü” ile sürdürdüğü kardeşçe paylaşım süreci ile, en son olarak Emek Platformu’nun 14 Mart eylemi ile ülke emekçi mücadelesi ve demokrasisi için yerinin ne olduğunu dosta düşmana bir kez daha göstermiştir. TTB’ye ve yöneticilerine “Kürt meselesinden başka bir şeyle ilgilenmez” diye iftira edenlerin, emekçilerin etkinliğine katılmayıp, hatta onu bölüp, hekim ayrıcalığını canlandır(ama)ma çabasına girdiği bir noktada, herkes her şeyi bir kez daha görmüş oldu. Cevap verilmesi gereken soru şu: Tüm emekçilerin birlikte davrandığı bir etkinliğe katılmayıp TTB’ye muhalefet edenler, bu emekçi karşıtı tavırlarını nasıl gerekçelendireceklerdir? Hesabı verecekleri yer de TTB değil, tüm emekçilerdir!
    Ata Soyer
    www.evrensel.net