GERÇEĞİN GÖZÜYLE

  • Sözcülüğünü medyanın üstlendiği bir gelişme yaşanıyor. Sanki düğmeye basmış birileri, seçme şansı varmışçasına dayatıyorlar yurttaşa; ya demokrasi, ya darbe. Geçimini güçbela sağlayan, iş, aş ve sosyal güvence derdindeki insanları taraf olmaya zorluyorlar


    Sözcülüğünü medyanın üstlendiği bir gelişme yaşanıyor. Sanki düğmeye basmış birileri, seçme şansı varmışçasına dayatıyorlar yurttaşa; ya demokrasi, ya darbe. Geçimini güçbela sağlayan, iş, aş ve sosyal güvence derdindeki insanları taraf olmaya zorluyorlar. Gelecekten beklentilerini korkuya dönüştürmeye çalışıyorlar. Sanırım basın tarihimizde böylesine bir ayrışma yaşanmadı hiç. Bunu “Vatan Cephesi” ve besleme basın dönemlerine de tanıklık eden biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim. Demokrasiyi bir yönetim biçimi, kurumsal bir bütün olarak görmek yerine, çoğunluğun azınlığa tahakkümü olarak benimseyen yazarları, televizyon konuşmacılarını dinledikçe şaşırıyor ve ürküyorsunuz. Onlara göre tek seçenek demokrasi adına AKP’yi desteklemek. Yoksa... Yoksa ülke batacak. AB ilişkileri bitecek. Ekonomi kötüleşecek. Totaliter rejim ensemizde. Ülkeye ve dünyaya ulusalcı gözlükle bakan karşı gurubun hedefinde de yine AKP var. Ama olumsuzluklarıyla. Söylemlere, yazılan çizilenlere göre AKP kalırsa laiklik elden gidecek, ülke ABD’ye ve AB’ye peşkeş çekilecek, şeriat kapıda. Çare mi? Askeri siyasete itelemek. Ülkede şovenizmi tırmandırmak..
    Hafta boyu tüm bu türden yazı ve konuşmalar anlatılması zor bir üzüntü yaşattı. Artık dibe vurduğuna iyice emin olduğum medyanın bir parçası olmaktan utanç duymaya başladım. Eğer gerçekten gazeteci iseniz, politik duruşunu beğenir ya beğenmezsiniz ama 83 yaşını süren gazeteci İlhan Selçuk’un sabahın 4’ünde evine baskın düzenlenmesini elinizi ovuşturarak karşılayamazsınız. Bu ne hukukla ne demokrasi ile bağdaşır. Başkalarının acılarından, üzüntülerinden keyif duymak geçtim İslam dinini, hangi din kitabında var? İhbarcılığa soyunmak son zamanlarda kendisine İslamcı basın nitelemesini yakıştıran bazı gazetelerin vazgeçemedikleri huylarından biri, ne yazık! Şimdilerde devlete ve hükümete yakınlıklarını yazılarında, konuşmalarında sıkça vurgulayan bir tür yorumcu çıktı ortaya. Kendilerini gazeteci olarak tanıtıyor; uzman, stratejist, analist gibi sıfatlar da ekliyorlar unvanlarına. Amaçları tek. Güç odaklarına hizmet etmek. Görünüşte demokratlıkta üstlerine yok. AKP söz konusu olduğunda siyasi bir partiyi kapatmanın demokrasiyle bağdaşmadığını anlatmakta bir biriyle yarışıyorlar. Yargı erkine yükleniyor, demediklerini bırakmıyorlar. Ama DTP’nin kapatılma istemi üzerinde değil konuşmak, kalem oynatmak, adını bile anmıyorlar. Yaman bir çelişki. Yetmiyor, komplo teorileri ile kafa karıştırıyor, araya vatanseverlik kozunu da ekleyerek savaşı, savaşmayı kutsallaştırıyorlar. Namuslu insanlara kara çalmak, belli yerlere, makamlara hedef göstermek de bunların işi. Böylesi bir medya ortamında, halkın yansız, doğru haber alabilme, bilgi sahibi olabilme hakkından söz edebilir miyiz?
    Kıskaca sıkıştırdıkları yurttaşlara fikrini soran yok. Yine de siyasetçiler onların adına konuşuyorlar durmaksızın: Benim işçim, benim memurum, benim öğrencim... Peki halkların da söyleyecek iki kelamı yok mu? Bir sorun bakalım, bu aidiyeti kabul ediyor mu onlar? Hele bir sorun. Savaş, kavga, gerginlik değil, barış istiyoruz diyecekler öncelikle.. Çocuklarımız eğitimsiz, işsiz kalmasın, çocuklarımız ölmesin, öldürülmesin diyecekler. Sağlık hizmetlerinden, milli gelirden eşit pay istediklerini söyleyecekler. Ana dillerini konuşabilme, bayramları coşkuyla kutlayabilme özlemlerini dile getirecekler. Emeklerinin değer bulmasını, ülkenin uluslar arası sermayenin ucuz emek pazarı olmasından duydukları rahatsızlığı anlatacaklar sizlere. İşçilerin , memurların örgütlenme, sendikalaşma haklarına saygı gösterilsin isteyecekler. Üniversitelerin özgür bilim yuvaları olması, düşünce ifade özgürlüğünün genişlemesi, adil ve hızlı bir yargı düzeninin kurulması gibi dileklerini iletecekler.. Ve diyecekler ki; bu ülkeye gerçekten demokrasiyi getirmek istiyorsanız, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işlemesini sağlayın. Önce siyasi partiler yasasını değiştirerek demokratikleşmeye kendi partilerinizden başlayabilirsiniz mesela...
    Turgay Olcayto
    www.evrensel.net