İstanbul’da otobüs yolculuğu ve ÖSS

İstanbul’da otobüs yolculuğu; İstanbul’da geçirdiğim en zor zamanlar otobüs yolculukları sırasında olsa gerek. Nedeni açık ve ortada, otobüs yetersizliği ve tabii ki İstanbul’un yıllardır çözülemeyen trafik sorunu


İstanbul’da otobüs yolculuğu; İstanbul’da geçirdiğim en zor zamanlar otobüs yolculukları sırasında olsa gerek. Nedeni açık ve ortada, otobüs yetersizliği ve tabii ki İstanbul’un yıllardır çözülemeyen trafik sorunu. Sabahın yedi buçuğunda durakta olup dokuzdaki derse yetişemiyorum desem herhalde kimse inanmaz bana. Gerçi burası İstanbul olunca iş farklı oluyor, evet duyduğunuz bir şaka değil; sabahın yedi buçuğunda durakta olmama rağmen dokuzdaki derse yetişemiyorum.
Neden mi geç kalıyorum? Biz durakta beklerken yirmi dakikada bir otobüs geçiyor, bu otobüslerin hepsi tıklım tıklım dolu oluyor. Durağa geldikten bir saat sonra ancak otobüse binebiliyoruz. Hava soğuk olduğunda ise işimiz zor, durakta bir saat titriyoruz. Otobüse ön taraftan bindiğimizde arkadan düşen insanlara gülüyoruz, hatta otobüsten aşağı düşen birinin ‘Durun ben otobüsteydim, ücreti ödedim, beni almadan gidemezsiniz’ çığlıklarına bile şahit oldum. Şoför abim ise insaflı olacak ki düşen kişinin tekrardan binmesini bekledi.
Öyle bir haldeyiz ki otobüs durağa yanaştığında otobüse bir hücum gerçekleşiyor, artık kim binerse... Garip ama bunları yaşıyoruz. Otobüs son duraktan hareket edene kadar dakikalar geçiyor. Ve işin en kötü tarafı da o kadar bekledikten sonra resmen üst üste gidiyoruz, sanki otobüste insan taşınmıyor!!! Bir de otobüs çift katlı olursa o zaman her an üst kat çökecek korkusuyla yaşıyoruz; otobüs resmen çatırdıyor. Bunun yanında yol yapımları var, yol yapımlarından dolayı ufacık bir çukur ya da tümsek olduğunda otobüsün altı yere sürtüyor. Yani anlayacağınız iş otobüse binmekle de bitmiyor. Bindikten sonra yeni bir eziyet başlıyor. Uzun trafik kuyrukları, 1 km’lik yolu 1 saatten fazla bir sürede aldığımızı hatırlarım ve otobüs o kadar dolu ki tutunacak bir yer yok. Ani bir fren anında yere düşenler oluyor; bir kez otobüs ani fren yapmıştı, yanımdan uçan birinin yere düşüşünü izlemiştim, adeta bir anda bütün otobüs secdeye durmuştu; gerçekten şok oldum, çünkü bu otobüs eziyetine yeni katılmıştım, daha alışık değildim. Ama şu an ne olursa olsun şaşırmam, aslında beni şaşırtacak tek bir şey var artık, o da düzgün bir otobüs yolculuğu!!!
Otobüste daha birçok olay yaşıyoruz, kimin eli kimin cebinde kim kimin üstünde belli değil. Bir de şu mantık var; otobüs ağzına kadar dolu, neredeyse camlardan döküleceğiz; şoför abim hâlâ yolcu almaya çalışıyor, ‘Daha ne kadar yolcu alacaksın abi?’ dediğinde ise ‘Beğenemiyorsan git taksiye bin’ diyor. Aslında bunların yararı da oluyor, otobüse binerken bir dağa tırmanıyor gibiyiz. Otobüste bir demire tutunup bir o yana bir bu yana savruluyoruz, sabah sporunu yapıyoruz anlayacağınız. İyi de kas yaptırıyor, kilo da verdiriyor; kilo vermek isteyenlere öneririm, bol bol otobüs yolculuğu yapsınlar. Otobüsten indiğinizde kızgın bir boğa gibi oluyorsunuz ama yine de öyle böyle Halkalı-Bakırköy yolculuğu tamamlanıyor, tabii sorun bunlarla da kalmıyor. Bakırköy’e vardığımda dershanenin ilk dersi bitmiş oluyor. Ondan sonra ÖSS stresi başlıyor. Zaten saçma sapan bir sistemle hayata hazırlanırken bir de her gün ilk derslere geç kalma stresi daha da çok artıyor, hep ya kazanamazsam ya yapamazsam korkusu oluyor ki bu çok doğal. Öyle bir ülkedeyiz ki ÖSS’yi kazanamazsan hiçbir şeysin. Sanki bu ülkede marangozu ya da fabrikada çalışan işçisi hiçbir iş yapmıyormuş gibi.
Anlayacağınız ÖSS’yi kazanamadan adam olamıyorsunuz. O kadar saçma bir sistem ki ufacık bir üç saate on bir seneyi sığdırmaya çalışıyorsun, tabii burada dershanelere gün doğuyor. Özellikle şu dikkatimi çok çekti; dershanelere birkaç yılda verilen paralar toplansa, Türkiye’deki herkesin okuyabileceği kadar üniversite yapılır. Şimdi ise sınavın lisede her sene olmak üzere üç kez yapılması gündemde. Bu dershaneler için bayram olur, ben bunun bir rant meselesi olduğuna inanıyorum. Artık dershane hocaları bile ‘Ben de küçük bir etüt merkezi mi açsam’ diye düşünmeye başladılar. Tabii bu da biraz düşündürücü!
Ali Ekinci (Dershane öğrencisi)
(İkitelli/İSTANBUL)
www.evrensel.net