26 Mart 2008 00:00

Halk kültürümüzü kaybediyoruz

Türkiye’de 19 yaşında bir genç ne yapar? Kimisi okumak derdindedir, kimi çalışmak. Kimi bir mafyacılık oyununda piyon olur, kimi kardeş kavgasına sürülür. Ama hepsi illaki bir türkü tutturur yaşadığını anlamak için. Farklı makamlardan, farklı dillerden

Paylaş

Türkiye’de 19 yaşında bir genç ne yapar? Kimisi okumak derdindedir, kimi çalışmak. Kimi bir mafyacılık oyununda piyon olur, kimi kardeş kavgasına sürülür. Ama hepsi illaki bir türkü tutturur yaşadığını anlamak için. Farklı makamlardan, farklı dillerden. Kimi içinden, kimi dışından. Kimisi çalar, kimisi de yeni türküler yakar.
Erberk Eryılmaz gününün önemli bir kısmını halk müziği dinlemekle geçiren 19 yaşında bir genç. O da kendi türkülerini yakıyor. Hem de Amerika’da. Geçtiğimiz yıl Amerikan Besteciler Birliği’nin düzenlediği yarışmada bestelediği piyano sonatı ile ABD’nin kuzeydoğu bölgesinde birinci olan Eryılmaz, aynı zamanda Amerikan Besteciler Birliği’nin en genç üyesi. Erberk Eryılmaz ile müziği ve çalışmaları üzerine bir sohbet gerçekleştirdik.

Okurlarımıza kendinizi tanıtır mısınız?
Samsun doğumluyum. İlk müzik eğitimime orada başladım. 2000 yılında ailemin de çok büyük desteğiyle Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Piyano Bölümü’ne kabul oldum ve Nuran Taşpınar ile piyano çalıştım. 2003 yılında ise konservatuvarın Kompozisyon Bölümü’ne de kabul olmamla beraber Serdar Muhatov ile çalışmalarıma başladım. 2006 yılında ABD’nin Connecticut eyaletindeki Hartt Müzik Okulu’na kabul edildim ve şu an da piyanoda Oxana Yablonskaya ile çalışmaya devam etmekteyim.

Eserlerinizi şimdiye kadar nerelerde seslendirdiniz ve kimler tarafından seslendirildi?
Başta Türkiye olmak üzere ABD, Japonya, Almanya, Kırgızistan gibi dünyanın çok farklı bölgelerinde Japon, Amerikalı, Yunan, Arjantinli, Brezilyalı ve doğal olarak Türk müzisyenlerle beraber eserlerimi seslendirme fırsatı buldum.

Müziğe, özel olarak da klasik müziğe olan ilginiz nereden geliyor?
Ailemde klasik müzikle ilgilenen pek kimse yoktu. İnanın ilgimin nereden geldiğini hatırlamıyorum. Sadece pişman olmadığımı söyleyebilirim. Samsun’da o zamanlarda pek klasik müzik kayıtları bulmak mümkün değildi. İstanbul’a ailecek yaptığımız her ziyaretten sonra Samsun’a bir kucak dolusu CD ile dönerdik. Bu şekilde klasik müzikle tanıştım.

Amerikan Besteciler Birliği’nin en genç üyesi oldunuz. Bu konuda hissettiklerinizi biraz anlatabilir misiniz?
Bu uzaktan bakınca önemli bir şeymiş gibi gözükse de benim için o kadar büyük bir şey değil. Çünkü sizi besteci yapan kriterler çok daha farklıdır. Benim bu birliğin en genç üyesi olmam, birliğin istatistikleriyle ilgili bir mevzu. Ama bir Türk olarak içinde olmam ise farklı bir olay. Besteciler, bir birey olmaktan çok kültürlerinin temsilcileridirler. Kendime bu görevi biçip, elimden geldiğince Türk müziğini, bizim kültürümüzü onlara tanıtmaya çalışıyorum. Besteciler Birliği ise benim bu görevimde bana kapıları açan bir yol.

Örnek aldığınız, kendinize yakın hissettiğiniz besteciler var mı?
Bir dinleyici olarak beğendiğim besteciler var tabii. Bunların başında A.A.Saygun, F.Tüzün, Bartok, Honegger, Prokofiev, Şostakovic, Rahmaninov, Çaykovski, Chopin, J.S.Bach ve dostum M.K.Ilgar geliyor. Türk Beşleri’nin görevi çok farklıydı. Şu an o devri aşmış bulunuyoruz. Tabii ki onlara çok şey borçluyuz. Bu ülkedeki ilk denemeler sonuçta onlara ait. Ancak onlar Türk müziğini ve klasik müziği farklı iki nesne olarak gördüler ve Türk müziğini doğal olarak uzaktan kullandılar. Fakat Mozart gibi Chopin gibi büyük bestecilerin eserlerini incelersek; Mozart’ın Avusturya müziği, Chopin’in de Polonya müziği yaptığını görürüz. Bu yüzden ben de kendi müziğimi klasik müziğin bir parçası olmaktan çok, Türk müziği olarak görüyorum.

Anadolu halk ezgileri, ritmleri, hatta icra tarzları eserlerinizde yer bulmuş. Halk müziği ile ilişkiniz nedir?
Zaten bunları benim müziğimde bulamazsanız, sizi aldatmış olurum. Bir bestecinin müziği ana dilinde olmalıdır. Ben şu an sizinle nasıl konuşuyorsam o şekilde olmalı. Bunun için çaba sarf etmemeliyiz. İçinde kendi kültürümüz zaten olmalı. Dünyaca ünlü besteci, etno-müzikolog Bartok bu konuda aynen şöyle der: “Topraktan kopuk olan her müzik, ölmeye mahkumdur.” Halk müziği ile ilişkime gelirsek, günümün yarısından çoğu Türk halk müziği dinlemek ile geçiyor. Herhalde hayatta en çok zevk aldığım şey de budur.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO), viyolonsel ustası Dmitri Jablonski’nin yönetiminde “Yaylılar ve Vurmalı Çalgılar için Suit” adlı eserinizi seslendirdi. Halk çalgılarının Klasik Batı Müziği çalgılarıyla birlikte icrası hakkında düşünceleriniz neler?
Ben çalgıları bir araç olarak görüyorum. Önemli olan çalgılar değil, çalgıların ne çaldığı. Yani bağlama ile Mozart çaldığınız zaman nasıl o Türk müziği olmuyorsa, “Batı” çalgılarıyla çalınan Türk müziği de, “Batı” müziği olmaz. Bu halk çalgılarını kullanma sebebim aslında çok basit. Birinci nedeni: Müziğin orkestralamasını yaparken asma davul, darbuka gibi çalgıları da duyuyor olmam. Bir diğer nedeni ise sırf bencilliğimden: Bizim halk çalgılarımızın sesine bayılıyorum.

Fazıl Say’ın Türkiye’deki müzik eğitimine dair eleştirileri uzun süre tartışıldı. Siz de kısa bir süre öncesine kadar Türkiye’de eğitim görüyordunuz. Türkiye’deki müzik eğitimini nasıl buluyorsunuz?
Bu konuda konuşmak belki haddime değil, ancak şunları söyleyebilirim. Devlet sevsek de sevmesek de mümkün olduğunca hak ettiğimizi bize veriyor. Bunlar ufak bütçe ile olacak şeyler değil.
Çok büyük sıkıntılarla, devletin yardımı olmadan yurtdışında okumaya çalışıyorum. Bütün hocalarımız, bütün büyüklerimiz ise devlet tarafından okutuldular yurtdışında. Eğer şu an ben hâlâ istediğimi memleketimde alamayıp yurtdışında okumaya çalışıyorsam burada suç kimindir?

Eserlerinde halk müziğinden yararlanan biri olarak klasik müziğin dar bir dinleyici kitlesine ulaşması konusunda siz ne düşünüyorsunuz?
Bence bizim memleketimizde kimsenin klasik müziği dinlemeye ihtiyacı yok ve de dinlemelerini de bekleyemeyiz. Bizim bir şeye üzülmemiz gerekiyorsa o da kesinlikle zengin halk kültürümüzü kaybediyor oluşumuzdur. Küçücük çocuklar 23 Nisan şenliklerinde pop şarkılarıyla dans ediyorlar ve bunu hocalarının önünde aylarca hazırlanarak yapıyorlar. Bırakın klasik müziği, gözlerimizin önünde halk müziğimizi kaybediyoruz.
Bunun dışında şunu da diyebilirim; er ya da geç halk herkese hak ettiğini verir. Eğer bestecilerimiz bugüne kadar halktan ayrı tutulmuşlarsa bu kendilerini halktan ayrı veya üstte gördükleri içindir. Bu insanların bu konuda üzülmeye hakları yoktur. Bir bestecinin ana dilinde konuşması yani Türk müziği yazması zor mu? Bu topraklarda bizim müziğimizi yapan insanlar, Aşık Veyseller, Ali Ekber Çiçekler, İsmail Dede Efendiler ne zaman hak ettiklerini almadılar? Chopin’i, Şostakoviç’i yücelten kendi halklarıdır. Çünkü onlar da kendi halklarını, kendi halk kültürlerini, kendi müzikleriyle yüceltmek için yaşamışlardır.

Yakın zaman için Türkiye’de konser, albüm vb. planlarınız var mı? Önünüzde ne gibi projeler var?
Öncelikle benimle iletişime geçmek isteyenler bana [email protected] adresimden ulaşabilirler. Elimden geldiğince onların taleplerini karşılamaya çalışırım, gerekirse müziklerimi de gönderebilirim. Bunun dışında benimle ilgili bilgilere www.erberkeryilmaz.tr.cx adresli internet sayfamdan ulaşabilirler. Konserlerime gelecek olursak, şu an yakında gözüken bütün konserler yurtdışında, ancak mayıs ayından itibaren Türkiye’de de çeşitli yerlerde konserlerim olacak. Bu konserlere gelmek isteyen müzikseverler, bütün bilgilere internet sayfamdan ulaşabilirler. (Ankara/EVRENSEL)
Cem Gurbetoğlu
ÖNCEKİ HABER

Gevende ve Replikas kadınlar için sahnede

SONRAKİ HABER

CHP'li Özel: Tüm diktatörler en çok meydanlardan korkar

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa