Erkekler de ‘fes’ taksın

Geçenlerde yine kadim dostum Ş. Avni Ölez’deydim. Onun ünlü bir beresi vardır. Beresiz bir Ş. Avni Ölez düşünülemez. İşte o bereye takmak için bir “Kızıl Yıldız” almış. O yıldızlı bereye bakarken bir an “fes” geldi aklıma


Geçenlerde yine kadim dostum Ş. Avni Ölez’deydim. Onun ünlü bir beresi vardır. Beresiz bir Ş. Avni Ölez düşünülemez. İşte o bereye takmak için bir “Kızıl Yıldız” almış. O yıldızlı bereye bakarken bir an “fes” geldi aklıma. Bugün, Kuran’da yazılı olmadığını bile bilmeyen AKP’nin dincileri türbanı, bir “Kuran emri”ymiş gibi yutturdular gariban kızlarımıza. Ne bilsin kızlarımız türbanın rahibe başlığı olduğunu. (Laf aramızda, bundan sonra her gördüğüm türbanlının karşısında istavroz çıkaracağım, öteki dünyaya yatırım olsun diye…)
Evet, “fes”i düşündüm. “Bugün sünnet, yarın deniz” düsturuyla yola çıkanlar eminim “Bugün türban, yarın fes”i kafalarına koymuşlardır. Bütün erkeklerin fes takması üzerine bir yasa çıkartırsa AKP’lilerin Başbakanı ve takım arkadaşları, ben de fesimin üzerine Ş. Avni Ölez’in Kızıl Yıldız’ı gibi bir Orak-Çekiç takacağım. Ona kızarsa dinciler, bu kez de “Sahte bilet/Sahte fatura” sembolleri takarım. Aslını hazmedenler, sembolüne karşı çıkmazlar, eminim.
Şu bizim dinci erkekleri birçok bakımdan anlayamıyorum. Kızların, kadınların saçından tahrik olup, onları örtmek istiyorlar. Yahu tatlı çocuklar, tahrik olduğunuz tek şey kadın saçı mı? Yok mu hayal dünyanızda ya da gözlerinizin önünde başka bir şey? Kadının dudakları var, gözleri var, kaşları-kirpikleri var. Sahi kaşları-kirpikleri de kıl, niçin onlara da türban taktırmıyorsunuz? Neyse…
Çoğunuzda olduğu gibi, benim de yaşamım boyunca açıkta olan hiçbir şey ilgimi çekmemiştir. Yıllarca önce, gençlikten orta yaşa doğruyken, kızımla birlikte Kuşadası’na gitmiştik. Kızım, daha çocuk o zaman, plajdaki üstsüz turistleri gösterdi bana, “Baba bak, memeleri açıkta kadınların” dediydi. Benim için her zaman gizlisi makbul olduğu için bakmadım bile. Amaaa… 21 yaşındayım ve üniversitede öğrenci. Taksim’e çıkıyorum, T-4’le, Taksim-Hürriyet Meydanı otobüsüyle. Bir kız oturuyordu, mini etekli. Dizleri görünmesin diye kazağını örtmüştü, üzerine de dönemin ulusal dergisi Varlık’ı koymuştu. Gizli olan, kapalı olan değerlidir ya, tüm dikkatim bir şeyler görebilmek üzerineydi. Şimdi artık “Rahibe türbanlılar”ın saçlarını mı düşünüyorum ne, bilemiyorum. Dikkatimi önce türbanları çekiyor, sonra gözleri, dudakları, kaşları ve kirpikleri. Tabii salına salına yürüyüşleri de. Türban bana biraz promosyon gibi geliyor. Türbanlılar da bunu biliyor olmalı ki gözlerini de, dudaklarını da az ya da çok boyuyorlar.
Yıllarca önce Florya Plajı’nda, çarşaflı bir hoş hatun, çarşafını çıkarıp, gecelik tipi bir giysiyle denize girmişti. Sudan çıktığı zaman herkesin gözü, tüm hatları belli olan kadının üzerindeydi… Ve yine çok yıllar öncesi, Altınoluk’ta, Necmettin Erbakan’ın villasındaki havuzun başındaki gecelikleriyle suya giren kızlar… Neyse belki ayrı bir yazı konusu olabilir bu. Galiba Necmettin Bey, benim gibi araştırmacı gözlerden korumak için kızını, gelinini, bir branda çektirmiş, yalısının demir parmaklıklarına, sonraları…
İslamiyet’te olmayan, İncil’de yer aldığı tanıtlanan, ayrıca Musevilerin de kullandığı (ki o da tanıtlandı) türbanı kullanan kızlarımızın, kadınlarımızın türbanı ve buna önayak olan erkeklerimiz için hayırlı olsun. ABD Başkanı Bush’un özenle üzerinde durduğu Cargill’e af çıkartmanın yollarını arayan, bizim Hristiyan/Musevi sempatizanı ya da kuyrukçusu olan AKP-MHP tipi dincilere hayırlı olsun, türban…
“Avret yerleri”nin saçları olduğunu, büyük bir zeka örneği göstererek gündeme getiren, tabii bu türban masalıyla, türban şovuyla Türkiye’nin çöküşünü, altını çizerek söylüyorum “yok oluşu”nu, eğitimin-sağlığın bitişini, topraklarımızın-madenlerimizin peşkeş çekilişini, halkımızın “İktidar sadakası kömür/pirinç/fasulye/şeker”e umut bağlayışını, medyanın çürüyüşünü, aydınların/yazarların/çizerlerin büyük bir bölümünün kokuşunu, bu ülkeyi var eden emekçilerin (işçilerin, köylülerin, memurların) kan kusuşunu, gençlerin büyük bir çoğunluğunun yaşamdan bir şey beklemeyişini ve binlerce sorunu gözden saklamak isteyen Meclis’teki asil/necip/mümtaz/müstesna/mutena Türk erkeklerinin şimdi önlerinde “Türban” işinden sonra yapacakları tek bir şey var: “Fes şova başlamak”…
Kadınlar nasıl saçlarıyla erkekleri tahrik ediyorlarsa, erkekler de saçlarıyla kadınları tahrik ediyorlardır, sanırım. Örneğin George Clooney o kıvrımlı, o havalı saçlarıyla kadınları fena halde tahrik ediyordur. Düz saçlarıyla da tahrik edenler var. Geçenlerde otobüste duymuştum, üç genç kız, bir önceki gece “Matrix” filmini izlemişler ve oradaki üç haşin ve gaddar erkeğin saçlarına bayılmışlar… Şimdi gözlerimin önünde, kendini George Clooney’e benzettikleri için övünen AKP cumhurunun Başkanı Abdullah Gül ile konuşmalarıyla, davranışlarıyla haşin ve gaddar olan ve üstüne üstlük “Matrix”teki o üç kahramana benzeyen (Yandaki fotoğrafta görüyorsunuz) AKP’lilerin Başbakanı Recep Tayip Erdoğan. Yalnız bir falso var, o da bıyık. Sürekli kestirirse tam bir “Matrix kahramanı”… Saç ve bakış cuk oturuyor, haksız mıyım?
Neyse, fazla uzatmayayım, en kısa zamanda “fes” öyküsü gündeme gelmeli. Büyük Reis/Oturan İnek Bush da karşı çıkmaz. Evet, başta Recep Bey’le Abdullah Bey fes takmalı, kızlarımızı-kadınlarımızı tahrik etmemek için.
Bakın herkes fes takmayabilir. Örneğin AKP’lilerin Bakanı Kemal Unakıtan’ın fes denilen şeye gereksinimi yok. Pırıl pırıl çünkü… Ama Recep Bey’inden Abdullah Bey’ine, Ali Babacan’dan Ertuğrul Günay’a dek hepsi takmalı. Yakışır da…
www.evrensel.net