Tiyatro nereye? 1

Tiyatrolar, bu yıl 27 Mart’a sansür, sahnelerin yıkılması gibi sorunlarla giriyor...


İnsanı insana insanla anlatan sanatın, tiyatronun günü bugün.
Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda oyunlar sansürleniyor. Oyuncular ceza alıyor. İstanbul’da Taksim Sahnesi kapatılıyor. Tarihi Muhsin Ertuğrul Sahnesi tarih oluyor. Atatürk Kültür Merkezi akıbetini kara kara düşünüyor. Zaten çok az sayıda olan “doğru sahnelerinde” nefes alma imkanı bulamayan tiyatro, “sahnemsi” diyebileceğimiz, derme çatma yerlerde can çekiştiriliyor. Kongre vadilerine, IMF’ye verilen sözlere peşkeş çektiriliyor, usulca kovuluyor yerlerinden.
Bugün, tiyatro sanatçılarının eylem günü. Saat 12.00’de Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde buluşacak olan tiyatrocular, baskıya ve yıkımlara tepki gösterecek.
Bugün günlerden, Dünya Tiyatro Günü. Özellikle son iki iktidar döneminin hışmına uğrayan tiyatrolara ayrılan devlet ödeneğinin adaletsizliği giderek artan bir şiddetle devam ediyor.
Bugün günlerden Dünya Tiyatro Günü. Türkiye’deki metropollerde yaşam olanağı bulan Kürt Tiyatrosu nicelik ve nitelik açısından gelişme kaydetmekte zorlanıyor. Zaten çarpıklaşmış, içine tükürülmeye çalışılmış “sanat anlayışına” bir de “güvenlik politikaları” eklenerek.
Bugün günlerden, Dünya Tiyatro Günü. Tiyatro adına ürkütücü şeyler yaşansa da, tiyatro sevdalıları ve emekçileri inadına “perde” diyorlar.
Dünya Tiyatro Günü dolayısıyla, sözü tiyatroculara bıraktık...
Altan Erkekli: Tiyatro engellenemeyecek!
Hayatı tiyatro gibi yaşamak lazım. Tiyatro yaşamın kendisi. Tiyatro güzelden, barıştan, doğrudan yana, hedeflerini daima insanlığa koymuş, insanın kendini var ettiği ilk sanat dalı. İlk insanın kendini var ettiği sanat dalı. Binalar yıkılsa da, oyunlar durdurulsa da, insan yeryüzünden yok olmadığı sürece, tiyatro hiçbir zaman engellenemeyecek. Yeter ki biz gönül pencerelerimizi, yüreklerimizi sevgiyle, aşkla yaşamı değiştirmek, bu mavi gökyüzü altında kardeşçe, barış içinde yaşama arzusunu köreltmediğimiz sürece.
Ahmet Mümtaz Taylan: Ey muhalif, burdaysan masaya vur!
Bugün 27 Mart; dumanı tüten şikayetlerimizi sıralayalım; tıpkı önceki iktidarlar gibi bu iktidar da sanatın kendisinden ve tabiatı gereği muhalifliğinden nefret ediyor! Birçok konuda olduğu gibi ‘düşünce özgürlüğü’ne düşkünlükleri de tam bir samimiyetsizlik örneği! İşte karikatür dergilerine açılan davalar, işte 301. maddeden yargılanan yazarlar ve basın mensupları, işte ülkesinin sosyal/siyasal sorunlarından dem vuran sanatçısına sınır kapılarını göstererek had bildirmeye kalkışmalar, işte tüm itiraz ve uyarılara rağmen, bir anlamda Türkiye’nin sanat tarihini simgeleyen anıtsal binalarının tadilat veya yerine daha iyisinin -ne demekse!- yapılacağı bahaneleriyle yıkılması, ya da ödenekli sanat kurumlarının siyasetin velayeti ve vesayeti altında tutulması vs. örnekleri çoğaltmak mümkün ama gerekmez çünkü, bir ustamın pek güzel ifade ettiği gibi; “Onlar, sadece sanata ve sanatın muhalifliğine değil, özünde hayata düşmanlar!” Bu böyle...
Peki bayram günü kendi bahçemize de dalalım mı? E dalalım, çünkü alaturkalığımız ‘biz’i, 364 günü es geçip, mesleğimizin sorunlarını bayram günümüz 27 Mart’ta dillendirmeye kurmuş bir kere...!
Şimdi, postmodern -ya da post-postmodern diyenler de var- sürecindeyiz ya, bir zamandır mutfakta “yeni bir artiz” tipi belirdi. Derin bir cehaletle beslenen, disiplinli çalışma ve bilgiye dayalı yetenekten neredeyse tümüyle yoksun bu yeni artiz “irade gücüyle” sanatçı konumuna yerleşiyor.
Post-postmodern her neyse bu süreçte, utanç duygusu olmayan herkes, sahneye çıkıp birbiriyle hiçbir ilişkisi olmayan birçok sözü, yine birçok ilintisiz edayla “harman edip”, yaptığı şeye “performans” der oldu.
“Ben sanatçı olarak sanatı normlardan, kısıtlamalardan, zincirlerinden ve en önemlisi geçmişinden kurtarıyorum. Sanat normsuz, kısıtsız ve geçmişsiz olmalıdır” diyor, bu yeni artiz! Oyun yazarı ve senarist David Mamet; bu “yeni artiz”in topluma önerdiği anlaşmayı bir çeşit faşizm olarak niteliyor. Bu efendi kendisini, ülkesinde olup bitenden, günlük katı gerçeklerden ve bunların sanat yoluyla gündeme getirilmesinden, toplumla –seyircisiyle yani- dayanışma halinde olmaktan, mesleki örgütlenme yoluyla yaratıcı bir direniş süreci yürütmek görevlerinden filan muaf görüyor. Bu yeni artiz, giderek kendi meşrebine uygun bir sanatsever tipi de yarattı. Yani arz-talep dengesi de tıkırında.
Yahu sana ne, alan memnun satan memnun, ayıp hanesi dolmuş taşmış bir iktidar varken niye mutfaktakilere sataşıyorsun diyenler varsa, işte onlar toplumsal ve kişisel meselelere yaklaşımlarımızın cinnet düzeyinde basitleşmesinden şikayet etmesinler. İktidarların sanat karşısındaki pervasızlığının nereden güç aldığını ararken, iğneyi kendimize batırmayalım mı? Bizler şikayetçi olduğumuz bu yıkım süreçlerinde bireysel ve kurumsal düzeylerde yaratıcı bir direniş sergileyebildik mi? Ne ekiyorsak onu biçiyoruz! 80 milyona yakın nüfusu olan bir memlekette ödenekli-ödeneksiz tüm tiyatroların 1 sezonda sattığı bilet sayısının 2 milyonu bulamadığı gerçeğini, sadece iktidarların çapsızlığının ve tiyatro kültüründen yoksun diye suçladığımız halkın sırtına yüklemeye devam mı edelim?
Toplumdaki çözülmenin ve çürümenin, iktidarların sanatımıza yönelik ilgisizliği aşıp düşmanlığa varan tutumlarının ipuçlarını tümüyle bu artizlerde ve onların ürünlerinde aramak da abartılı olur kuşkusuz, ancak yine de bu kişilere, kendimize ve ürettiklerimize, kitlelere sunduğumuz önermelerin içerik ve niteliğine dikkatle bakmak ve toplumla ilişkilerimizi –ilişkisizliğimizi mi demeliydim- daha iyi çözümlememiz gerekiyor.
Toplum olarak zor sınavlardan geçtiğimiz bir zaman dilimindeyiz. Tarih bu zor zamanları defterine düşerken sanatın ve sanatçıların zorluklarını da yazacak, hiç şüphesiz zorluklar karşısında ne ölçüde direnç gösterip gösteremediğini de!.. İnsanlığın aydınlık geleceğinde ne ölçüde rol aldığımızı iktidarların bize sunduğu –esirgediği- olanaklar değil, sanatımızın bize bahşettiği yaratıcı direniş gücünü kullanıp kullanmadığımız belirleyecek.
Hükümeti bir büyük ve kapsamlı ‘Türk Tiyatro Kurultayı’ düzenlemeye zorlamaya ne dersiniz? Kimseleri dışarda bırakmadan, dostlar alışverişte görsün diye değil ama! Artizler, emekçiler, ödenekliler, ödeneksizler...! Ayağa kalkalım...! Hemen şimdi...!
Sahi biz bu gün neyi kutluyoruz?

‘Tiyatro izleyiciye güvenmek zorunda’

“27 Mart Dünya Tiyatro Günü”, bugün 47’nci kez, ulusal ve uluslararası bildiriler, ücretsiz oyunlar ve çeşitli etkinliklerle kutlanacak. Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI) tarafından 1961 yılında ilan edilen “27 Mart Dünya Tiyatro Günü” pek çok ülkede ulusal ve uluslararası bildirilerle ücretsiz oyunlar ve çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Sahne sanatlarının dünya çapında bilgi ve uygulama alışverişini artırmak, sanatsal yaratıcılığın ve üretimin gerekliliği konusunda toplumsal bilinci uyandırmak ile barış ve dostluğun sağlanmasına katkıda bulunmak amacıyla düzenlenen günün Uluslararası Bildirisi, dünya çapında başarı kazanmış bir tiyatro oyuncusu, yönetmen veya yazar tarafından kaleme alınıyor.
Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirisi, bu yıl Kanadalı oyun yazarı, oyuncu ve sinema yönetmeni Robert Lepage’nin elinden çıktı. Lepage bildirisinde, “Tiyatro kendi çağının büyük olaylarına tanıklık etmeyi ne şekilde sürdürebilir ve insanlar arasındaki anlayışı ve açıklık ruhunu nasıl yaygınlaştırabilir? Hoşgörüsüzlük, dışlanma ve her türlü füzyona ve kaynaşmaya direnen ırkçılık sorunlarına karşı, kendi pratiklerinde çözümler önererek nasıl kendini onurlandırabilir? Tüm karmaşıklığıyla birlikte dünyayı anlatmak için sanatçı, yeni biçimler ve fikirler ileri sürmek ve bu kalıcı ışık-gölge oyununda insanlığın siluetini çekip çıkarma yeteneğine haiz olan izleyiciye güvenmek zorundadır. Ateşle oynadığımız, risk aldığımız doğrudur” ifadelerine yer verdi.
Ayrıca, 43 yıldır faaliyet gösteren Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Birliği (ASSITEJ) de yönetmen Kim Woo Ok’un kaleminden çıkan bir bildiri yayımladı.
“Ulusal Bildiri”yi bu yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni, yazar, şair ve yönetmen Orhan Alkaya kaleme aldı. Alkaya, hazırladığı bildiride, tiyatro sanatının, hayatı sıkıcı ve ısrarcı bir düzenekten korurken, yaratıcı insandan beslendiğini kaydetti. Tiyatronun ümitsizliğin reddi olduğunu vurgulayan Alkaya, bildirisinde “Çünkü oyun daima başlar. Şimdi ve burada, yeniden, oyun başlamak üzere. Başlayalım öyleyse; hayatın gözden geçirilmiş yeni yorumlarına her zaman ihtiyacımız oldu. Bu ihtiyaç olmasaydı tiyatro ne işe yarardı ki?” diye yazdı.
Devlet Tiyatroları (DT) Genel Müdürlüğü de Dünya Tiyatro Günü dolayısıyla bugün 26 oyunu ücretsiz sahneleyecek. DT’nin 12 bölgedeki 23 sahnesinde, sürekli turne sahnesi Gaziantep ile Alanya, Muğla ve Ürgüp’teki turne sahnelerinde, oyunlar ücretsiz olarak seyirciyle buluşacak. Sanatseverler, ücretsiz biletlerini Devlet Tiyatroları gişelerinden ya da ilgili müdürlüklerden temin edebilecekler.
Nihat İlbeyoğlu
www.evrensel.net