Ekmeğimize de göz diktiler

Halkımızın başlıca besin kaynağı olan ekmek kalmıştı; ona da göz diktiler.


Halkımızın başlıca besin kaynağı olan ekmek kalmıştı; ona da göz diktiler. Kâr hırsı yüzünden halkımız mağdur edilmektedir. Özellikle biz asgari ücretliler -sadece tekstil işçileri ile sınırlandırmıyorum- tüm asgari ücretle geçinmeye çalışan işçiler... Bütün zamlara duyarsızız ama temel besin maddesi durumuna getirilen ekmeğe zam; işte orada durup düşünmek gereklidir. Aramızda konuşmaları bırakıp, ‘bu kadar zammı niye yapıyorsunuz’ diye soralım. Bir kısmı, ‘una da zam oldu’, ‘onları da düşünmek lazım’ diyecek. Ama hesap ortada… Eski maliyet hesabındaki maliyeti artırıcı unsurlar o kadar çok değişmezken, fiyat artınca bunun da anlamı kâr üzerine kâr eklenmesi oluyor. Ama çalışan fırın işçisine zam yok. Diğer birim fiyatı hesabındaki unsurlara da zam yok. Sadece sebep olarak un fiyatı gösterilince, zam isteyenlerin ve onaylayanların bir daha düşünmesi gerekmektedir.
Bir de bunun asgari ücret ile karşılaştırılması var. Bu da vahim sonuçlar veriyor. Bunu buraya yazmıyoruz, toplumsal patlama olmasın diye. Bu konudaki araştırmalar ve sonuçları Tekstil İşçileri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nden alınabilir.
Biz asgari ücretlilerin hayatı, yapılan diğer zamlarla zaten zor duruma getirilmiş durumda, bir de ekmek zammı; hepsinin üzerine tuz biber olmuştur. Kira, zaruri ihtiyaçlar, giyim vb. derken, zaten borç harç giden hayatımız zamlarla birlikte yaşanmaz bir hal almıştır. Düzen bize “ya yok ol, ya yok ol” diyor. Ona karşı olmak, yani ölmemek için savaşmak zorundayız. Bunun için ekmek zammı baz alınarak bir tepkinin örgütlenmesi gerekiyor.
Şunun da bilincindeyiz: Burada sadece fırıncılar suçlu değil. Bunun suçlusu, gerçek dışı rakamlarla ekonomi yürütmeye çalışan hükümet; buğdaya, tütüne vb. ürüne kota koyanlar, haraç mezat KİT’leri peşkeş çeken kafa yapısı ve bunlara karşı gereken tepkileri örgütlemeyen biz demokratik kitle örgütleridir.
Şimdi ekmeğe zammı protesto ederek yukarıda bahsedilenleri ve biz işçilerin hayatını tamamen değiştirecek olan SSGSS yasalarını da unutmayalım. Diğer bir konu da, asgari geçim indirimi paralarımızın verilmemesi.
Asgari geçim indirimi uygulaması 2008 ile birlikte başladı. Gelir vergisi kanununda yapılan değişiklikle, vergi iadesi uygulaması kaldırılarak “asgari geçim indirimi” uygulamasına geçildi.
Ama bölgemizde olan pek çok fabrikada asgari geçim indirimi verilmemektedir. Yasada var olan açıklardan faydalanılarak, kılıfına uydurulmaktadır.
Şimdi bir işçi arkadaşın anlatımlarından devam edelim. 68.4 YTL alması gereken, 2 çocuklu, eşi çalışmayan bir arkadaşımıza, iki aydan beri asgari geçim indirimi verilmiyor. Niye verilmediğini sorduğunda ise yetkililer, umursamazca davranıp ileride verilebileceğini söylüyorlar. Arkadaşımız sıkıştırınca, ‘Toplu vereceğiz. Üç ay vermeme hakkımız var’ falan diyorlar. ‘Üç ay sonra birikmiş vereceğiz’ diyorlar...
Bu bahsettiğimiz işyerinde, ücretlerin iki ayda bir ödendiğini de göz önünde bulundurursak, düşünün bu arkadaşın psikolojik durumunu. Bir de arkadaşımız asgari ücrete mahkum, varın görün halini.
Bu arkadaş bir örnek… Bunun gibi aynı şartlarda olan pek çok arkadaşımız var. Bunların takipçisi olması gereken Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nı ve ona bağlı olarak çalışan Bölge Çalışma Müdürlüğü’nü göreve davet ediyoruz.
Lüleburgaz Tekstil İşçileri
Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği üyesi bir grup işçi (KIRKLARELİ)
www.evrensel.net