AVRUPA GERÇEĞİ

  • Bugün gösterişli bir şekilde sona erecek Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin İngiltere’ye ilk resmi ziyareti...


    Bugün gösterişli bir şekilde sona erecek Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin İngiltere’ye ilk resmi ziyareti, hiç şüphesiz Fransız-İngiliz ilişkileri bakımından son yılların en önemli dönemeçlerinden birisi ilan edilecek. Çünkü, Sarkozy’nin ziyareti daha başlamadan Fransız ve İngiliz basını ile diplomatları, her iki ülke arasında “21. yüzyılın ittifakı”nın doğmakta olduğuna dair değerlendirmeler yapmaya başladı.
    Avrupa’nın üç büyük emperyalist gücü Almanya, Fransa ve İngiltere arasında geçmişten bugüne, diplomatik ilişkilerin seyri hep inişli çıkışlı oldu. Ama uzun yıllardır AB’nin politikalarında “Alman-Fransız motorunun” baskın olduğu, İngiltere’nin ise çoğunlukla ayrı ve aykırı hareket ettiğini bilmeyen yok. Özellikle Irak işgali öncesinde, taraflar arasında ayrım çizgileri daha da belirginlik kazanmıştı.
    İngiltere, iktidarda kimin olduğundan bağımsız olarak, yerküre üzerinde kendi stratejik çıkarlarını koruma ve geliştirmeyi ABD ile birlikte hareket etmede görüyor. Bu yüzden “Yeni Dünya Düzeni”nin ilanından bu yana “Anglosakson İttifakı” içerisinde yer aldı. Buna karşılık, Almanya ve Fransa, “Soğuk Savaş” yıllarından kalma ilişkilerden kurtulma, kendi çıkarlarına uygun bağımsız hareket etme siyasetini öne çıkardı. Irak işgali öncesinde pekişen “Almanya-Fransa ekseni” bu siyasetin doruğa çıkması anlamına geliyordu.
    Almanya-Fransa ekseni ile İngiltere arasında AB içinde birçok kez gerilimler yaşandı. En önemlisi de AB’nin gelecek mimarisinin nasıl olacağı konusunda taraflar arasında halen sürmekte olan derin bir görüş ayrılığı söz konusu. Alman-Fransız ekseni AB’nin gelecekte merkezi ya da federatif tarzda “Avrupa Birleşik Devletleri”ne dönüşmesini isterken, İngiltere mevcut yapının yeterli olduğunu dile getiriyor ve daha fazla entegrasyona gerek olmadığını savunuyor. AB Anayasası ya da Lizbon Sözleşmesi’ni gündemine almamasının temelinde de bu politika yatıyor.
    Daha sayabileceğimiz pek çok sorun ve görüş ayrılığından ötürü Fransa ve İngiltere arasındaki çıkar çatışmalarının Sarkozy’nin gösterişli ziyaretiyle biteceğini savunmak, bunu öne çıkarmak, uluslararası diplomasiyi anlık/günlük gelişmelere göre okumak anlamına geliyor.
    Sarkozy ve İngiltere Başbakanı Gordon Brown arasında bugün ilan edilecek “yakınlaşma”, elbette her iki ülke arasında yakın dönemdeki çıkar birliği üzerinde şekillenen politikalardan ibarettir. Ancak, uzun vadede her iki ülke arasında derin çıkar çelişkileri bulunuyor.
    Bugün, üzerinde uzlaşma sağlanacak konuların başında nükleer enerji konusunda işbirliği yapma geliyor. İran’ın nükleer bir güç olmasını istemeyen her iki ülkenin bugün Londra’da dünya aleme “nükleer ittifakı” ilan etmesi, elbette büyük bir ikiyüzlülüğü de içeriyor.
    Fransa’nın dünyanın en önemli nükleer güçlerinden birisi olduğu biliniyor. Enerji ihtiyacının yüzde 80’ini nükleer santrallerden elde ediyor. İngiltere ise sadece yüzde 20’sini bu yolla sağlıyor. Yeni anlaşmaya göre İngiltere, önümüzdeki 15 yıl içerisinde nükleer santrallerini Fransa’nın desteğiyle geliştirecek.
    Belirtmek gerekiyor ki; “Alman-Fransız ekseni” Sarkozy-Merkel döneminde, Chirac-Schröder ikilisi kadar uyumlu sürdürülmüyor. Dünyaya bakış açıları birbirine daha yakın olan Merkel ve Sarkozy’nin pek çok konuda anlaşamamasının temelinde, her ikisinin de ülkelerinin sermayesinin çıkarlarını özenle ve ısrarla savunarak, bunları AB’nin politikalarının üstünde tutmaları geliyor. Eğer bu olmamış olsaydı, fikri bakımdan oldukça yakın politikaları savunan her iki politikacı arasında bu denli farklı politikalar sergilenmezdi.
    İki hafta önce bu köşede Akdeniz Birliği’yle ilgili yer alan yazıda, Sakrozy’nin Fransa’nın uluslararası siyaset sahnesinde daha etkili bir aktör olmanın siyasetini izlediğine dikkat çekilmişti. Bunun başlıca belirtileri olarak NATO’nun askeri kanadına dahil olma, elit bir AB ordusu kurma gibi istemleri sıralanmıştı. Akdeniz Birliği’nin kendisi de bu siyasetin parçası. Ancak, bu proje Almanya’nın ısrarlı karşı çıkışıyla şimdilik sulandırılmış durumda.
    Sakrozy’nin İngiltere ile başlattığı “yeni” stratejik hamlenin temelinde, Fransa’nın uluslararası ölçekte kendi çıkarlarını savunma hedefli yatıyor. Bir taraftan Almanya’ya mesaj verilerek, “Gerektiğinde Anglosakson İttifakı’yla birlikte hareket ederim” denilse de, işin özünde pek çok stratejik konuda AB yerine Fransa’nın çıkarları ön planda tutuluyor. Almanya ise genellikle kendi çıkarları için attığı stratejik adımları AB’ye mal etmeye özel bir önem veriyor.
    Son dönemlerde AB’nin üç büyük ülkesi arasında cereyan eden diplomatik ilişkiler, aslında AB’nin kendisinin bir tarafa atıldığını, herkesin kendi çıkarına göre hareket ettiğini açık bir şekilde ortaya koyuyor. Onlara göre, AB’nin ortak çıkarlarını önde tutmak yerine ulusal çıkarları savunma zamanı gelip çatmıştır. Bu da AB’nin tam birleşme ve güçlü bir aktör olarak dünya siyasetinde yer almasının artık çok daha zor olduğunu bir kez daha, hem de yalın bir şekilde gösteriyor.
    Yücel Özdemir
    www.evrensel.net