Fotoğraf: AA

DURUM

  • Kürsü herhangi bir yerde olabilir. Meclis kürsüsü, grup toplantısı veya bir vesile ile yapılan herhangi bir toplantı. Kürsüde Başbakan Erdoğan veya ana muhalefet partisi lideri Baykal konuşuyor


    Kürsü herhangi bir yerde olabilir. Meclis kürsüsü, grup toplantısı veya bir vesile ile yapılan herhangi bir toplantı. Kürsüde Başbakan Erdoğan veya ana muhalefet partisi lideri Baykal konuşuyor. O an olup bitenler hakkındaki görüşlerini en inandırıcı olmaya çalışarak ve önemli gördükleri unsurları öne çıkararak ve “kanıtlarla” beslemeye dikkat ederek karşılarındakine aktarıyorlar. Belki bu konuşmayı birkaç televizyon kanalı da canlı veriyor, canlı vermeyenler de haber bültenlerinde yer veriyorlar. Yapılan bu iş “konuşma”, hitabet” vb. olarak nitelendirilse de politikada bunun genel adı ajitasyondur. Söz konusu politikacıların bu konuda başarılı oldukları söylenebilir. Söylediklerinin içeriği, olayların ve gelişmelerin çarpıtılarak ortaya konması ile beslendiği için bu tür ajitasyonun demagoji yanı ağır basar, inandırıcılık unsuru zayıf kalır.
    Ajitasyon kitlelere yapılabileceği gibi -ki ajitasyonun en önemli yanı budur- bir partinin veya grubun kendi üyelerine, kitlesine karşı da yapılabilir. Bu ikincisinin amacı onları yapılan işin önemi ve aciliyeti konusunda ikna etmek, heyecanlandırmak, önlerindeki işe daha enerjik sarılmalarını sağlamaktır. Bu ajitasyon kitleler içindeki çalışmaya doğru yayılır, onların günün en acil meselesi hakkında harekete geçmesi sağlanmaya çalışılır. Bu niteliği ile ajitasyon propagandadan ayrılır, harekete geçirici ve örgütleyici unsur öne çıkar, olup biteni çarpıcı bir biçimde teşhir ederken, yapılması gerekeni de ortaya koyar, harekete geçirici çağrılar yapar.
    Bugün ülkede olup bitenler neredeyse halkın tamamı tarafından takip ediliyor, işçi ve emekçiler gelişmelere bir yorum getirmeye çalışıyor. Örneğin SSGSS söz konusu olduğunda, bu sorun hemen hemen her yerde tartışılıyor, nelerin kaybedileceği sıralanıyor, bu yasaya karşı mücadele etmek gerektiği bilinci yaygınlaşıyor, yaygınlaşmakla kalmıyor, somut eylemlerle tepkiler açığa vuruluyor. Ergenekon operasyonu, AKP’nin kapatılması davası ve bununla bağlantılı olarak din siyaset işleri, Kürt sorunu, ekonomik sıkıntılar vb. aynı biçimde yaygın olarak tartışılıyor. Tartışmaların konusu elbette bunlarla sınırlı kalmıyor. Dünyadaki olaylar ve gelişmeler kitlelerin ilgisini çekiyor ve çeşitli biçimlerde tartışılıyor. Irak işgalinin getirdiği sorunlar, ABD’de patlayan ekonomik sorunlar, dünyanın nereye doğru gitmekte olduğu vb. sorunlar kitlelerin ilgi alanına giriyor.
    Bugün şu tespiti yapmak yanlış olmayacaktır; kitlelerin politikaya, politik sorunlara duyduğu ilginin düzeyi sürekli yükseliyor ve politikleşme artıyor. Böylesi dönemler işçi kitle partilerinin de politik ajitasyonu başarıyla ve yaygın bir biçimde yaptıklarını, yapmaya çalıştıklarını, devrimci amaçlarını gerçekleştirmek için kitleleri etkilemeye ve harekete geçirmeye çalıştıklarını, kitlelerin olduğu her yere kürsülerini kurduklarını, hem tarihsel örneklerden, hem de ilkemizdeki örneklerden biliyoruz. Günün öne çıkan sorunları işçi sınıfının perspektifinden yorumlanıyor ve çözümün nerede -nihai çözümü tekrarlayarak, onun propagandasını yaparak değil. Kuşkusuz bu da yapılır, ancak kitlelerin önüne çıkmış acil sorunları işlemek temeldir- olduğu, ne yapmak gerektiği işçi ve emekçi yığınlarına canlı bir ajitasyonla anlatılmaya çalışılıyor.
    Bugün ülke işte bu politik ajitasyonun çok canlı ve enerjik bir biçimde yapılması gereken bir süreçten geçiyor. Egemen sınıfların çeşitli klikleri doğrudan halkın talep ve çıkarları ile hiçbir bağlantısı olmayan sorunlarda karşı karşıya gelmiş durumdalar. Bu cephelerin her biri yığınları tali sorunlarla bölerek kendi yedeği yapmak istiyor. Ülkede demokrasinin varlığı, yokluğu, bağımsızlık, ekonominin durumu gibi temel sorunlar gerçek boyutları ile tartışılmıyor ve bu sorunlar halkın gözünden kaçırılmak isteniyor. Bu duruma seyirci kalmanın, ya da gerekli etkinlikte ve enerji ile müdahale edememenin, işçi ve emekçi yığınların bağımsız hareketini zayıflatacağı, çatışan şu ya da bu güce yedeklenmesi sonucunu doğuracağını bilmek için uzun boylu düşünmek gerekmiyor.
    Yukarıda Erdoğan ve Baykal’ın politik ajitasyonda başarılı olduklarını, ama bu ajitasyonu gerçekleri çarpıtıcı ve demagojik unsurlarla besledikleri için, yığınlara zarar verecek biçimde ve kendi gerici politik çıkarları için kullandıklarını belirttik. İşçi sınıfının politikacıları ise ajitasyonlarını, olup bitenin gerçek tablosunu çizerek yürütüyorlar, bu bakımdan bir inandırıcılık sorunları da bulunmuyor. Ancak bugün sorun şu; politik ajitasyonu son derece yaygın biçimde yapmak için, geçmişe göre daha fazla yetenek göstermek ve enerjik çalışmak. İşte bugün bu tutum son derece büyük önem kazanmış durumda. Peşinen kabul etmek gerekir ki, başka türlü gelişmeleri etkileyen bir güç olabilme, işçi ve emekçi halkın mevzilerini güçlendirme şansı bulunmuyor.
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net