ÖZGÜRCE

  • Hatırlar mısınız 1980’lerde “boş vere boş vere ne hale geldik” diyen bir şarkı vardı? Bugün konfederasyonların başındaki sendikacıların yaptıklarını izledikçe bu şarkı, “uzlaşa uzlaşa ne hale geldik” sözleriyle dilime dolandı.


    Hatırlar mısınız 1980’lerde “boş vere boş vere ne hale geldik” diyen bir şarkı vardı? Bugün konfederasyonların başındaki sendikacıların yaptıklarını izledikçe bu şarkı, “uzlaşa uzlaşa ne hale geldik” sözleriyle dilime dolandı.
    Emekçilerin ve hatta onun da ötesinde çok daha geniş toplum kesimlerinin temsilciliğine soyunan sendika yöneticileri “uzlaşma” sevdası ile yine sermayeye ve hükümete tam destek verdiler. Hem de en temel hak olan sosyal güvenlik ve sağlık hakkının önemli ölçüde ortadan kaldırılmasını içeren bir düzenlemede. Hem de emekçilerin 14 Mart’ta gösterdiği mücadele kararlılığına rağmen...!
    Peki beklenen neydi?
    Eğer ortada adına Emek Platformu denilen bir yapı varsa ve bu yapıyı kendisine emek örgütü diyen sendikalar ve meslek örgütleri oluşturuyorsa ve bu platformun önündeki konu başta emekçiler olmak üzere tüm sermaye dışı toplum kesimlerinin bugününü yarınını etkileyecek kadar önemliyse ve bunların da ötesinde o toplum kesimleri “biz bu konuda mücadeleye kararlıyız” mesajını iş bırakarak gösterdiyse, sanırım beklenen, birkaç maddede anlaşmaya varıldı diye Bakan’la kameralar önüne geçip; “biz uzlaştık” diyerek tüm bu süreci meşrulaştırmak değildir.
    Beklenen; özellikle 1990’larda başlayan ve nedeni büyük ölçüde sendikaların “sosyal diyalog” adı altında sermaye ve hükümetlerle uzlaşarak emekçilerin haklarının geri gitmesine neden olan güvensizliği ortadan kaldırma fırsatını değerlendirmekti. Evet, uzun yılların ardından emekçiler ve diğer geniş toplum kesimleri sendikalara yeniden güven göstermiş ve onların çağrısına uyarak iş bırakmıştı. Ama ne yaptı sendikaların başındakiler? Değişmediklerini dünya aleme gösterircesine yine uzlaşma masasına oturdular yine, emekçilerin haklarını ortadan kaldıran düzenlemeleri meşrulaştırdılar.
    Emek Platformu içindeki konfederasyonların üçünün başkanı bununla da yetinmedi. Sermaye örgütleri ile birlikte el ele kol kola girerek, bir an önce iktisadi tedbirlerin alınmasını isteyen bir “sağduyu” çağrısı yaptı. Başbakan’a en yakın isimlerden olan TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’nun başını çektiği “sağduyu” çağrıcılarının sözünü ettiği iktisadi tedbirler neyi içermektedir bilir misiniz?
    “Sağduyu”cu sendika başkaları bilir mi bilmem ama bu iktisadi tedbirlerin başında SSGSS ve ardından getirilecek olan istihdam paketi vardır. Bu paketin içinde de kıdem tazminatının işlevsiz hale getirilmesinden kreş hakkının kaldırılmasına işveren üzerine yük olarak görülen emekçi hakları vardır. Öte yandan, taşeron uygulamasını yaygınlaştıracak düzenlemeler ve bölgesel asgari ücret gibi sermayenin uzunca süredir talebi olan düzenlemeler de bunun içindedir.
    AKP’ye kapatma davası, Ergenekon davası derken bulandırılan ortamdan çıkma görüntüsü altında emekçilerin haklarını ortadan kaldırma operasyonu vardır. Bu kapsamda ortadan kaldırılması planlanan haklar, 12 Eylül darbe rejiminde gerçekleştirilebilenlerin dahi çok daha üzerindedir. Askeri bir darbenin gücünü aşacak ölçüde emekçi haklarına yönelen bu saldırı maalesef kimi sendika yöneticilerinin desteğiyle gerçekleştirilmektedir.
    Emek mücadelesine inanan gerçek sendikacılar başta olmak üzere tüm emekçilerin bu süreci en kısa sürede durdurması gerekir. Aksi halde bu çirkin “uzlaşma” Türkiye’de emekçi sınıfın haklarına büyük darbe indirecek ve sendikalara yönelik güven bir daha geri dönülemeyecek ölçüde sarsacaktır...!
    Sözün özü: Kimi sendika yöneticilerinin sermaye ile “uzlaşma” içinde en temel haklarını ortadan kaldırma girişimi karşısında hiçbir emekçinin “boş verme” lüksü yoktur.
    Özgür Müftüoğlu
    www.evrensel.net