Tiyatro nereye? 3

Tiyatro nereye? 3

Neredennereye/gelirortaklari

27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde başlayan dizi, eleştirmen Üstün Akmen, MKM’den Kemal Orgun ve Mehmet Esen’in görüşleriyle son buluyor


Bir varmış, bir yokmuş. Zaman zaman içinde, deve tellal iken, horoz imam iken, manda berber iken, annem kaşıkta, babam beşikte iken... değiiil, şunun şurasında çeyrek yüzyıl önce altın çağını yaşayan tiyatromuz, görüyor ve gözlemliyoruz ki yirmi birinci yüzyılda baş döndürücü bir hızla baş aşağı gitmekte. Çağdaş uygarlık düzeyinden “emin” adımlarla uzaklaşıyoruz. İşin komik yanı bu gerilemenin kaynağını biliyoruz, biliyoruz da yıllardır aval aval bakıyoruz, seyirci kalıyoruz.
Ve de ne acı ki, günümüzde Türk Tiyatrosunu serumla yaşatıyoruz. Basın mı? Çekiverin basının kuyruk olmuş kuyruğunu. “Ölse de kurtulsak,” anlamında “gurk, gurk” sesler çıkartıyorlar tiyatro deyince. Onlar için önemli olan televizyon. Toplumsal sağlığımızı televizyonla hançerliyorlar, susuyoruz. “Tiyatroyu seyretmek, anlamak ve sevmek” diye konuşuyoruz. Oysa, bunlar öğrenilerek kazanılacak birer uygarlık erdemi. Kültür düzeyimizin yükseliş döneminde olduğu gibi artık halkevleri, basın, okullar, analar, babalar tiyatrodan zevk almayı çocuklarına öğretemiyorlar.
Neden?
Çünkü, bizatihi kendi zevkleri iğdiş edilmiş de ondan!
Onlar, artık dizi dizi televizyon dizileriyle orgazm oluyorlar.
Bayrak tüketimini artırıp, meydanlarda 1.6 milyarlık bütçesiyle Milli Eğitim, Milli Savunma ve Sağlık bakanlıkları bütçesini sollayan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu ülkedeki varlığından habersizmişçesine çığlık çığlığa “Türkiye laiktir laik kalacak,” sloganı atan milyonlar, Mustafa Kemal’in “Tiyatro bir memleketin kültür seviyesinin aynasıdır,” sözünü yeri geldiğinde salya sümük anımsıyorlar da, Cumhuriyetimizin kurucusunun bu saptamasının detayına bilerek ve isteyerek inmiyorlar. Tiyatro bir ülkenin kültür seviyesinin aynasıysa eğer, seviyesiz politikacılarla hem de baş döndürücü bir hızla uçuruma gittiğimizi bilmiyorlar, çünkü onlar da aynaya bakmıyorlar.
Bugünün, yani 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nün öncelikli amacının bütün dünyada ve Türkiye’de tiyatronun anımsanması ve anımsatılması olduğunu kimse kabul etmek istemiyor. Oysa, tam da bugün, tiyatroya emek verenlerin sorunlarını tartışmaya, yüksek yüksek tepelerde oturanlardan hiçbiri yanaşmıyor. Tiyatronun insanları eğlendirmenin ötesinde düşündürücü ve harekete geçirici özelliklerinin olduğuna kimse inanmıyor.
17-18 yaşındaydım, ama dün gibi anımsarım. 1960’lı yıllarda 1.5 milyon nüfuslu İstanbul’da 30’u aşkın tiyatro, haftada sekiz temsil oynar ve tıklım tıklım dolardı. Bugün kentin nüfusu handiyse 10’a katlandı. Katlandı da n’oldu sanki? Bugün devamlı oynayan yerleşik tiyatro sayısı 50 yıl öncesine oranla azaldı. En eski, en köklü, en önemli tiyatrolar kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Ülkemizin yetiştirdiği en değerli tiyatrocular şimdilerde ağlamaklı.
Ama tiyatrocu artık ağlamayı bırakmalı, gerilemenin nedenlerini doğru saptamamızı sağlamalı. İçinde bulunduğumuz kısır döngünün kırılması ve kültürel yükselişe geçmemiz için sahne sanatlarının gücünden yararlanmamız gerektiğine Milli Eğitim Bakanı da, Kültür Bakanı da, özel sektör patronları da, sivil toplum kuruluşları da artık inanmalı.
Hayvanı doğanın, insanı kültürün koruduğu gerçeğini herkes anlamalı.
Kültürü ciddi anlamda kısırlaştırılmış bu ülkede, doğal olarak ya gene de bilemediğimiz, tanımadığımız hayvanlar ortaya çıkarsa?
O zaman da, onlar için “itlaf” ekipleri kurulmalı.

Mehmet Esen: Ümitliyim

Salonların kapatılması, yıkılması kötü olan. Ama genç tiyatrocuların, bu işe daha fazla ilgi göstermesi, bu mesleği seçmesi bizi umutlandırıyor. Fakat yapılması gereken, kendi kültüründe, kendi dilinde, kendi toprağında yazarlar yetiştirmektir. Bunları sahneye koyacak yönetmenler gerekiyor. Bugün Türk Tiyatrosu’nda ön planda olan birçok yönetmen yurt dışına gidip oradaki oyunları seyredip, gelip aynısını burada koyuyor, ödüller alıyor çok haksız bir şekilde. Bu çok yanlış. Hafıza kaybına uğradığımız için de maalesef bizim eleştirmenler bunu görmüyorlar.
Harbiye Muhsin Ertuğrul’ un restore edilmesi gerekiyordu. Ama yapılmadı. Oraları yıkanlar, böyle bir kültürle büyümedikleri için bilmiyorlar ki oraların değerini... Sadece oraları yıkanlar mı? Hayır, sanırım toplum olarak da böyleyiz. Maalesef yapılan askeri darbeler işte böyle bir kuşak yarattı.
Ama bütün bunlara rağmen karamsar olmamak gerekiyor. Ben Türk tiyatrosunun geleceğinden ümitliyim.

Kemal Orgun: Sahnesi Olmayanın Dünyası Olamaz

Militarizm’in gölgesinde akıyor hayat ve sanat. Duygularımızın, düşüncelerimizin ve düşlerimizin üstünde tank paletleri geçiyor. Hepsi zafer kazanma adınadır, bütün bu olanlar. Zafer kazanma adına, ordular hep teyakkuzda! Zafer kazanma adına kılıçlar çekilmiş kınında! Oysa bilmiyorlar mı ki zafer dedikleri şey, binlerce yıkıntının üstünde gölgeden kurulu bir şatodur! Öyle bir şatodur ki, bir karabasan gibi çöker bütün insani duygularımızın üstüne. Zafer kazanma iddiası olanın yoktur insani hiçbir duygusu! İnsan kaybedendir! Bütün bu olanların olmaması için, - her ne kadar Shakespeare “Dünya bir sahnedir” demiş olsa da-ki öyledir- ama bizim yine de halk ile tiyatroyu daha estetik bir düzeyde paylaşabilmemiz için, tiyatro sahnelerine ihtiyacımız vardır.
Üstün Akmen

İLGİLİ HABERLER

26 Eylül 2018 08:54
Enerji Petrol Gaz İkmal İstasyonları İşveren Sendikası benzine 17, motorine 16 kuruş zam açıkladı.
26 Eylül 2018 05:15
Türkiye'nin en büyük beyaz eşya ve eloktronik üreticilerinden Vestel'de ücretsiz izinler ve işten atmalar gündeme geldi. İşçiler tedirgin.
26 Eylül 2018 03:20
Veteriner Hekim Nedim Yılmaz şarbona dair bilinmesi gerekenleri yazdı: Şarbon nasıl bulaşır? Şarbon nasıl anlaşılır? Şarbona karşı nasıl önlem almalı?

Toplam Query: 33