vatanın omzu neresidir?

  • Eskiden silahlardan hiç anlamazdım. O zamanlarda birisi, bir tabağın içine bir atom çekirdeği ile bir kabak çekirdeğini yan yana koyup bana getirse, ben, hangisinin tabak, hangisinin tabak taşıyıcısı ve hangisinin ben olduğumu bile karıştırırdım.


    Eskiden silahlardan hiç anlamazdım. O zamanlarda birisi, bir tabağın içine bir atom çekirdeği ile bir kabak çekirdeğini yan yana koyup bana getirse, ben, hangisinin tabak, hangisinin tabak taşıyıcısı ve hangisinin ben olduğumu bile karıştırırdım. O derece silahlarla aram iyi değildi... Tabii, daha sonra kabak çekirdeği ile tanışınca, yanlış şıklardan birisini elemiş oldum. Zaten artık silah seslerini de yavaş yavaş duymaya başlamıştım. Duyduğum ilk “silah” sesi de, ilkokul öğretmenimizin seslendirdiği, “Atatürk ve Silah Arkadaşları” topluluğundaki “silah” sesidir. Askerde bana verilen silah ise eskimesini çoktan tamamlamış, diyalektikten habersiz, hiçbir şey yapamamaktan dolayı namlusunun içini kemirip duruyordu. Bütün askeri darbeleri görmüş hatta olabilecek askeri darbeleri de göreceğine beni inandırmıştı. Eskimelere dayanma konusunda bana o kadar güven vermişti ki... Askerdeyken benim de silah arkadaşlarım olmuştu. Biz iyi arkadaştık ama silahlarımız, “iyi silah arkadaşı” olmamızı engelliyordu. Ancak barut arkadaşlığından bahsedebilirdik. Tarihsel, “silah arkadaşlığı” statüsüne gölge düşürüyorlardı. Şeytan bile o silahlardan dolduracak bir yer bulamazdı.
    Acemi birlik bittikten sonra dağıtımımız oldu. Ben de “vatanın omzu” denilen bölgeye gönderildim. Bütün önemli askerler ordaydı. Hatta bu omuz bölgesinin masajını da Veli Küçük yapıyordu, dersem rejimin zedelenebileceğini düşünebilir misiniz? Gerçi o zamanlar Veli Küçük daha bugünkü kadar “Veli Küçük” adıyla markalaşıp, “velinimet!” halini almamıştı. İşte görüyorsunuz, omuz bölgesindeki en küçük askerlerden birisi de Veli Küçük. Artık burada, sıradan bir silah arkadaşlığından bahsedilemezdi. Silahlar da gizlidir, arkadaşlıklar da… Kimse kimsenin dış işlerine karışmaz, herkes birbirinin iç işlerine karışır. O zaman hep düşünürdüm: “Neden şimdi her tarafımız, “uluslararası bölge” oldu. Yüzyıllar boyunca, “ulusal bölge” olarak kalan yerler sonra birden başımıza, “uluslararası” kesildiler. Bir yönetim şekli bu kadar kısa bir süre içinde bu derece rencide edilmez ki...” Evet, vatan bir bütündür, bölünmez. Ama bir vatan küçüle küçüle, “Veli Küçük” halini de almamalı bence. Başka bir taraftan bakınca da sanki AB hepimizi “tutuksuz yargılanmak üzere” serbest bırakmış gibi. Artık silahları iyi tanıyorum. Kabak çekirdeğinin içinde mayın çıksa ölünün kim olduğunu hemen anlayabilirim. Tabii, ölü ben değilsem…
    Aziz Gültekin [[email protected]]
    www.evrensel.net