önemli olan yarışmaktı

Eski bir yarışma geleneğiydi, bilmem hatırlayan kaldı mı. Kazansa da kaybetse de, yarışmacılar “Önemli olan yarışmak” derlerdi. Hakikaten de inanırlardı galiba.


Eski bir yarışma geleneğiydi, bilmem hatırlayan kaldı mı. Kazansa da kaybetse de, yarışmacılar “Önemli olan yarışmak” derlerdi. Hakikaten de inanırlardı galiba.
Ekranda bu kadar çok yarışma varken, bu sözü daha az duyar olmamız ilginç değil mi? Ama yine de önemlidir yarışmak. Önemsiz olsa herhalde, bu kadar çok yarışmada, bu kadar çok yarışmacı sıraya girmezdi. Geçen haftanın istatistiklerine göre haftalık ödül cirosu, toplam 625 bin YTL. Şimdiye kadar yarışmalarda verilen en büyük ödül de, geçen hafta Acun’un sunduğu Var Mısın Yok Musun’a kısmet oldu: 142 bin YTL. Haberlere göre, 400 bin kişi Var Mısın Yok Musun için sıraya girmiş...
Şu anda yayında olan yarışmaları bir saymaya çalışalım. Show’da Var Mısın Yok Musun, Söyle Söyleyebilirsen, Can Dostum, Doğruyu Söyle; Star’da Popstar Alaturka, Kim 1 Milyon İster; Fox’ta Şansa Bak, Fort Boyard; atv’de Şans Yolu, TRT 1’de Bir Kelime Bir İşlem; Kanal 1’de Çarkıfelek, Süper Aile, Passaparola...
Bunlar arasında kutu açtırmalı olanlar da var, şarkı söyleme, köpek gezdirme, duvara tırmanma, yalan makinesine bağlanma gibi çok çeşitli yetenekler arayanlar da! Tek tek her birini anlatmaya kalksak, yerimiz yetmeyecek. Hiç değilse birkaçına bir göz atıp yarışmanın sırrına ermeye çalışalım.

Kutu gibisi var mı?
Var Mısın Yok Musun, yalnız yarışmalar arasında değil, tüm programlar arasında en çok izlenenlerden biri. Haftada dört ya da beş gün yayınlanıyor ve bir aksilik olmazsa günün en çok izlenen programı unvanını kazanıyor. Çok basit bir format, hiç öyle büyük bir hazırlık, plan, program gerektirmiyor ve bir şekilde seyirciyi bağlamayı beceriyor. Mesele şu; 20 küsur yarışmacıdan her birinin bir kutusu var. Kutularda da para ödülleri. İçlerinden biri günün yarışmacısı oluyor ve kutuları açmaya başlıyor. Kalan kutularda yer alan ödül miktarlarına göre “teklifler” alıyor. Sonunda, ya tekliflerden birini ya da kutusundaki miktarı seçiyor.
İşin sırrı, bunun yarışma gibi bir yarışma olmamasında galiba. Yarışmacılar rakip gibi davranmıyor, stüdyoya sürekli bir dayanışma havası hakim. Birbiri için gerilen, heyecanlanan, üzülen, sevinen onlarca insan var orada. Tam bize göre işte. Yarışmacılar, onların yakınları, stüdyoya gelip gidenler, hatta sunucu Acun, hepsi arkadaş olmuş. Sohbetler ediliyor, şakalaşılıyor. Bir de “hissetme” meselesi var, çok meşhur. Herkes kutusunun içindekini hissettiğini öne sürüyor. Büyük açmak kötü, tabii yarışmacı siz değilseniz.
Var Mısın Yok Musun’da başka bir şey bulmaya gerek var mı ki? Onlarca insan, bir kişi için seferber olmuş. Yarışmak için de numara söylemekten başka bir yeteneğe gerek yok. Pardon, bir de kutunun içindekini “hissetmek”.
Neydi o eski yarışmalar! Bilmediğimiz, merak da etmediğimiz sorular sorup seyirciyi yorarlardı. Artık her yarışma, eğlenceli bir gösteri.

Muhabbet arası soru
Biri de, Ahmet Çakar’ın ‘Şansa Bak’ı. Burada sorular var ama çok da önemli değiller. Bilemezseniz canınız sağ olsun, bir şeyler alıp gidiyorsunuz. Asıl mesele Ahmet Çakar’ın sataşmalarıyla başa çıkmak. “Sana gıcık oldum” diyor mesela. Ya da muhabbeti koyultup kendinizi sevdirirseniz, “Aslansın hocam, kaplansın hocam”la yarışmayı kapatabilirsiniz. Gerçi, çoğunluğun başına bu gelmiyor. Biraz, eski yarışmalardan En Zayıf Halka’yı andırıyor, -fırça bolluğu bakımından. Yoksa orada on beş soru bir dakikada sorulur biterdi. Şansa Bak’ta bütün yarışmada toplam on beş soru var. Kalanı “Sen nasıl öğretmensin”, “Hangi ülkede yaşıyorsun”, “Bunu kız bile bilir” (Kız, ödülleri üzerinde rakamlar yazan topları kutuya dizen mankenin kod adı), “Kızdırma beni”lerle geçiyor. Kısacası, bu kadar azar arasında da bir yarışma bulmak zor.
Bunlara bakınca; Kim 1 Milyon İster, çok ciddi bir yarışma gibi duruyor. Eski adıyla, Kim 500 Milyar İster... Sıfırlar atılınca, biraz da enflasyon katkısıyla ödül 1 milyon oldu artık. Tabii henüz oraya yaklaşan, sorusunu bile gören yok. İşte o ciddi yarışma, bize yarışmacının bütün karar verme sürecini izlemek, onun işini, gücünü, derdini, tasasını, eşini, dostunu öğrenme alışkanlığını veren yarışmaydı. Bakmayın Kenan Işık’ın diğer sunuculardan daha ciddi durduğuna. Yarışmaya değil, muhabbete kulak kabartmayı biz onunla sevdik.

Aldı sazı Reha...
Yarışma modasının son hediyesi de, biraz uzak kalıp televizyonlara nefes aldıran mühim bir şahsiyet oldu: Reha Muhtar... Reha Muhtar bu kez yalan makineli bir yarışmayla geri döndü. Yarışmacıyı alıp makineye bağlıyorlar, onlarca soru soruyorlar. Konu, daha çok kendi hayatıyla ilgili. Sonra, canlı yayında, aleyhinde konuştuğu kim varsa toparlayıp bazı soruları tekrarlıyorlar. “Arkadaşının kız arkadaşına ilgi duydun mu”dan, “Babanın yanında çalışmaktan memnun musun”a, terleten cinsten sorular bunlar. Mesele, yalan makinesine “Yalan söylüyor” dedirtmemek. Derse ödül mödül yok. Demesin istiyorsan da, babanla, arkadaşınla, kardeşinle yüzleşmen gerekiyor. Hem de stüdyoda, Reha Muhtar’ın verdiği “Bakalım bu işe baban ne diyecek?” gazlarının arasında. İşte, bir sıkıştırma ve birbirine düşürme programı daha. Ama ucunda ödül olunca adına “yarışma” diyorlar işte.
Bunlar, televizyon yarışmalarının yalnız birkaçı. Dizilerin ekrandaki egemenliğini bozacak başka bir program türünün gelmesini uzun süre kimse beklemezken ortaya çıktılar. Yarışmadan çok, eğlenceli şov programları olmaları sayesinde izleyiciye hitap etmeyi başarıyorlar.
Yarışmacıdan muhabbete katılma dışında fazla bir performans beklememeleri de, yarışmak için insanların sıraya girmesini kolaylaştırıyor.
Aslında her bir yarışmada anlatılan binlerce YTL’lik kredi kartı borçları, ömür boyu çalışıp da alınamamış evler, çocuklara iyi bir eğitim sağlayabilme çabası, fazla söze gerek bırakmıyor. Herkes, önüne çıkan her şansı denemeye hazır. Yoksa, biliyoruz; kutumuzdan çıkana kalırsak, iş yaş!
Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net