SÖZ OLA, TORBA DOLA

  • Eski kaleci Zafer Öğer’e, çoğu eski topçunun yaptığını yaparken rastladım bir gazetenin köşesinde.


    Eski kaleci Zafer Öğer’e, çoğu eski topçunun yaptığını yaparken rastladım bir gazetenin köşesinde. Aslında sürekli izlemem bu spor gazetesi denilen; ama aslında ayaktopu yazan gazeteleri. Yazı için konu aradığımda alırım. Genellikle de Fotospor. Çünkü, orada aradığım şeyi çokça bulabileceğimi biliyorum ve hiç de yanılmıyorum.
    Zafer Öğer’in yazı yazdığını da bu aramalarımın birinde öğrendim. Yazısını okurken de biraz şaşırdım; biraz da yadırgadım. Söyleminde Vedat Okyar benzerliği var gibi geldi bana. Onun buna ya da bunun ona öykündüğü konusunda bir şey söyleyemem kuşkusuz; ama var bir benzerlik. Hem de o derece, öylesine ki kimi sözleri birbirlerinden aşırıyorlarmış gibi. Ya da ikisinin yazısını da birisi yazıyormuş gibi.
    Bir gün “Kazanan Haklı” dediği yazısında içine düşülen büyük bir futbol sıkıntılarına değinmiş Öğer. Çokça olan ve çoğul olarak anlatılan onca sıkıntıyı bir de “bir” sözcüğüyle tanımlamaya çalışması kendine özgü bir özellik olarak sırıtıp kalmış yazıda. Her insanın bir ya da sıkıntılar da diyebileceği birçok sıkıntısı olabilir kuşkusuz. Ama bunların bir sıkıntılar olarak tanımlanamayacak olması da kuşku götürmez kuşkusuz.
    Bir de, Özgür adlı oyuncunun “İbrahimlerin 18 içinde iç organlarından geçip gol atması” var ki İbrahimler mi 18 içinde, 18 mi İbrahimlerin içinde anlamak gerçekten zordu. Sanki, ceza alanı da denilen o 18, Özgür’den önce İbrahimler’in iç organına girmiş de Özgür’e yol açmış. Bu arada iç organ nerededir, neresinden girilip de neresinden nasıl çıkılmaktadır insanı bayağı bir düşündürmektedir. Bir başka düşündürücü yan ise, iç organlarından geçmek söyleminin, daha önce bir yerlerde okumuşum gibi hiç yabancı gelmemesidir. Vedat Okyar kullanmış olabilir mi acaba!
    Öğer, “Nefes Bile Alamadılar” dediği bir yazısında da, “Sivasspor maçı öncesi Beşiktaşlı Futbolcusunun ruh halini çözemiyordum. Futbolculuk zamanımda bu tip sirkilasyonlar yaşasaydım, ne yapardım bilirdim. Bu yüzden, Liverpool maçı sonrası, Sivas maçı öncesi için tutarlı bir şey diyemiyorum” diyordu. Okuduğum onca söze bakınca tutarlılık konusunda doğru düşündüğünü düşündüm ben de. “Beşiktaşlı futbolcu”, “Beşiktaş’ın futbolcusu” olurdu da, hadi “Beşiktaşlının futbolcusu” da olsun diyelim “Beşiktaşlı Futbolcusunun” nasıl bir şey olacağı konusunda bir tutarlılık aramak iyiden iyiye tutarsızlık olacaktı benim için. O yüzden tutmadım, tutamadım tutarlı kaldım.
    Çok belli ki sirkülasyonlar(!) içinde söylenmiş bir söz bu, oyunculuk döneminde böyle bir şey yaşamadığını söylese de. Demek ki ileri yaşlarda karşılaşılacak bir durum bu sirkülasyon. Belki de bu nedenle, “Sivas maçı” demesi gerekirken “Sivas maç’ı” demiştir ve maç sözcüğüne özel ad kimliği yüklemiştir ı harfini ayırarak. Virgülle ayrılmış olsaydı bu harf, el çarpmış diye düşünülebilirdi; ama kesmeyle olunca açıklanamayan bir sirkülasyona bağlanması daha doğru olacaktır. Çünkü, tek elle olacak bir şey değildir bu. Öbür elin de yardım ve yataklığı gerekmektedir. Bir el işte, bir el oynaştayken de olacak şey değildir. İki elin; ikisinin de işteyken yapması gereken bir iştir maçı ı’sından ayırmak. Demem odur ki, yanlış bilinen bir şeyin, bilerek ve isteyerek yapılmasının sonucudur.
    İkide bir kullanıp durduğum “sirkülasyon” sözcüğüne taktığım anlaşılmıştır sanırım. Zafer Öğer’e göre insanın bunalımlı bir anını anlatacak bu sözcük; ama anlatamıyor. Sanki yanlış seçilmiş gibi. Depresyon gibi bir şey düşünülmüş de, sirkülasyon yazılmış gibi. Belli ki tıp terimlerine belli bir uzaklığı var kendisinin. Prostat olmaktan korkması da bunu doğruluyor. Çünkü, oyunculardan birine olan iki sözünü söylerken, “Be kardeş, prostat olursam senden bileceğim. Bu kadar çok koşup, didişip de bu kadar da top kaybıyla oynayan senden başka kimse yoktur herhalde” diyordu. O oyuncunun koşturup durmasıyla Zafer Bey’in prostatı arasındaki bağlantıyı ben kuramadım doğrusu, prostat olayı yaşamış biri olarak hem de. Prostat dediğin yürek olsa, durmasından korkuluyor diyeceğim; ama yürek nire, prostat nire. Kim yüreğini prostatında taşır ki, kafasını ona takmamışsa. Çoluk çocuğun koşturup durmasına sinirlensen sinirin oynar, bunalsan ruhu yorar, sıkılsan yüreğin hoplar da prostata ne zarar. Varsa bir zarar, “sirkülasyon” olarak adlandırılan o garip şey oluşmuş demektir. Ayrıca, böyle şeylerle prostat olunuyorsa, kendisinin de yazılarına özen göstermesi kaçınılmaz olmaktadır. Hani, okuyanlar prostat olmasın diye.
    Eski bir kaleci olması nedeniyle olsa gerek kalecilere, daha çok da onların çalıştırıcılarına ayrı bir değer vermekte, ayrı bir saygı duymaktadır. O derece, öylesine ki “Kaleci Antrenörü” diyor onlar için. Yani, iki sözcüğün de baş harflerini büyük yazıyor. Sözünü ettiğim iki yazısında da. Demek ki var bir ayrıcalıkları.
    Bütün bunlar, insanı sirkülasyona; prostatı da devreye sokmasın da ne yapsın!.. Hayyam’a kulak versin, öğüdü sirkülasyonu küçültecek, prostatı büyütecek olsa da.
    Şarap benlik kaygusu bırakmaz sende
    Çözülmedik bir düğüm kalmaz beyninde
    İblis bir kadeh şarap içmiş olsaydı,
    Secdeye yatardı Adem’in önünde.
    Üstün Yıldırım
    www.evrensel.net