GÖZLEM

  • Tüm toplumun geleceğini belirleyen konulara emek örgütleri zamanında, etkili ve sonuç alıcı bir şekilde müdahale etmediğinde ya da müdahale etmekte geç kaldığında, egemen güçlerin halkı istediği gibi yönlendirmesi, onların günlük yaşantısına istedikleri doğrultuda yön vermesi kolaylaşıyor.


    Tüm toplumun geleceğini belirleyen konulara emek örgütleri zamanında, etkili ve sonuç alıcı bir şekilde müdahale etmediğinde ya da müdahale etmekte geç kaldığında, egemen güçlerin halkı istediği gibi yönlendirmesi, onların günlük yaşantısına istedikleri doğrultuda yön vermesi kolaylaşıyor.
    Yıllardır yaşanan sorunların, haksızlıkların, adaletsizliklerin, hak kayıplarının bir nedeni uygulanan emek karşıtı politikalar ise, diğer bir nedeni de bu saldırı politikaları karşısında, örgütlü kesimlerinin beklentilerin gerisinde kalan tepkiler göstermesi. Elbette olumsuz sonuçları ortaya çıkaran tek neden emek örgütlerinin, üyelerinin haklarına yeterince sahip çıkmaması değil. Egemen sistemin tek tek bireyleri ve emek örgütlerini çeşitli araç ve yöntemler kullanarak yedeklemek konusunda ciddi bir birikim ve deneyime sahip olduğu göz ardı edilmemeli.
    Sisteminin ayakları altından kayan toprağı tutmak için emek örgütlerini ve geniş emekçi kesimleri kendi politikalarına yedeklemesi yönünde peş peşe hamleler yaptığı bir dönemden geçiyoruz. AKP hükümeti tarafından uygulanan politikaların çeşitli yönleriyle ve yoğun bir şekilde sorgulanmaya başlandığı bir dönemde, kitleleri yeniden sisteme bağlama yönündeki manevralara her gün bir yenisi ekleniyor. Sınıf çıkarları ve çelişkileri açısından belirsiz, karmaşık ve tersyüz edilmiş fikirlerin emekçilerin saflarında hâlâ etkili olması, daha yapılması gereken çok şey olduğunu gösteriyor.
    Emek Platformu’nun, işçi ve emekçilerin tabandan gelen baskıları sonucunda, sermayeden bağımsız bir mücadele cephesi olarak hareket etme yönünde belirtiler vermeye başlamasının ardından yaşananlar biliniyor. Hükümet, platformun zayıf noktalarına oynayarak, SSGSS üzerinden sermaye ve hükümet karşıtı politikaların merkezi haline gelmesini önlemek için kendi açısından başarılı bir hamle yaptı. Potansiyel olarak AKP Hükümeti’ni sarsacak bir merkez olma tehlikesi taşıyan Emek Platformu, yapılan bu hamle ile birden bire etkisiz hale getirildi.
    Emek örgütleri, sermaye ve onların çıkarlarının koruyucusu/kollayıcısı olan hükümetle kazanılmış haklarını “müzakere” ya da “pazarlık” konusu yapmaya başladıklarından itibaren yedeklendiler aslında. Kazanılmış haklar üzerinden “pazarlık” yapılması, bir taraftan asıl çelişkilerin üzerini örterken, diğer taraftan emek örgütlerinin sınıfsal taraflılığını geri plana itti. Çalışma Bakanı ile yapılan görüşmenin ardından gelen “uzlaşma” açıklaması ise, emekçi kitleler arasında kafa karışıklığı yaratmaya yetti. 13-14 Mart eylemleriyle güçlü bir adım atanlar fiilen bölündü. Böylece bir “büyük tehlike” daha bertaraf edilmiş oldu.
    Geçmişten alışık olduğumuz bu tür yedeklenme hamlelerine rağmen, sermayenin çıkarları ve ihtiyaçlarıyla, emekçilerin ihtiyaçları arasındaki çelişki ve çatışmalar tüm yönleriyle derinleşerek artıyor. Bu durumu lehe çevirmek için, şu ya da bu şekilde ülke çapında yürütülen mücadelelerin geleceği açısından belirsizliğe ve karamsarlığa izin verilmemesi çok önemli. Muhtemel bir karamsarlık, bugüne kadar yapılanların göz ardı edilmesi ve emekçilerin geleceklerine yönelik umutlarını yitirmesi anlamına gelecektir ki, umutlar tükendiği anda bu kavgadan galip çıkmak mümkün olmaz. Bu nedenle, işçi sınıfının ve geniş emekçi kitlelerin istek ve beklentilerine uygun kararların alınması, umutsuzluğa kapılmadan daha yaygın ve daha etkili eylemlerin hayata geçirilmesi gerekiyor.
    Yedeklenmekten kurtulmak için tek tek bireylerin artık kendi yaşamının aktif ve bilinçli bir öznesi olması gerektiği, bunun için ise, koşullar ne olursa olsun örgütlü mücadeleyi ısrarla sürdürmenin tek çıkar yol olduğu ortada. Emekçilerin zihninde bulanıklık, belirsizlik ve kafa karışıklığı yaratmaktan başka bir işe yaramayan yedekleme hamlelerinin yaratacağı olumsuz etkilere karşı sendikalar, emek ve meslek örgütleri düne göre daha dikkatli ve uyanık olmak zorundalar. Bu nedenle tüm emek ve meslek örgütlerine önce üyelerini, sonra tüm halkı aydınlatma, bilinçlendirme ve onları kendi sınıf çıkarları doğrultusunda harekete geçirme noktasında büyük sorumluluklar düşüyor.
    Erkan Aydoğanoğlu
    www.evrensel.net