NOT

  • İktidar katlarındaki tepişme baş döndürücü bir dalgalanmayla devam ediyor. Artık krizden bahsediliyor.


    İktidar katlarındaki tepişme baş döndürücü bir dalgalanmayla devam ediyor. Artık krizden bahsediliyor. Evet, ortada bir kriz var... Özel ayrıntılar bir yana konulduğunda, en genel anlamıyla, yaşanan anti demokratik bir yapının ürettiği krizdir. Demokrasisizlik eninde sonunda kendi krizini de yaratıyor işte...
    Görünürdeki güncel nedenler; AKP'nin kapatılması davası da, Ergenekon meselesi de bu anti demokratik sistemin, demokrasisizliğin sonuçlarıdırlar. Kriz yaşıyorlar ve bu krizi kökten çözecek şey ise demokratikleşme hamlesidir. Krizin taraflarının doğası ise böylesi bir hamle için hiç müsait değil.
    Gerçekten bir demokratik atılım iki tarafın da işi değil. Cuntacı-militerleri geçelim. Onların tek derdi statükoyu korumak, demokrasinin söyleminden bile nefret ediyorlar.
    AKP'ye gelince...
    Anayasa, Siyasal Partiler Kanunu, seçim yasası ve (askeri yargının başına buyrukluğunu da kaldıran) yargı bağımsızlığını yeniden ve demokratik esaslara göre düzenlemek gibi 'ayrıntıları' bir yana bırakalım... AKP, bu son operasyonda gerçekten demokrasi kaygısından hareket ediyor olsaydı, en azından, Ergenekon'un Susurluk'a giden köklerine yönelirdi. Oysa, AKP kendisini devlete kabul ettirme amaçlı konjonktürel bir kapışma mevzisinde. Onun için de Veli Küçük'ten Jitem'e değil, Perinçek'e yöneliyor. Bu, Ergenekon denilenin geçmişe dönük ucunu tıkamak, kontrgerillanın ana gövdesini korumaktır da.
    Sorunun Veli Küçük ekibiyle sınırlı olmadığını biliyoruz. Evet, orada kelimenin gerçek anlamıyla para-militer bir terörist çete var. Ama bu, Türkiye'deki kontrgerilla yapılanmasının tamamının yerine konuluyorsa, burada açıktan bir maniplasyon da yapılıyor demektir. Kontrgerilla ve onun 'merkez üssü' hala dokunulmazdır. Veli Küçük'ü ikiye bölüp yakın geçmişindeki üniformalı bölümünü korumaya alan, Susurluk soruşturmasında onun ifadesinin alınmasına bile izin vermeyen o merkez, AKP tarafından da korunmaktadır...
    Şimdi bu gerilim ve krize bir 'uzlaşma' aranmakta... Ve uzlaşma, kuşkusuz ki, demokrasisizliğin devamı üzerine olacaktır.
    Ortaya çıkan 'arabulucular' sermayenin ekonomik çıkarları ve o malum 'güvenlik tehlikeye girer' nakaratından hareket etmektedirler. Akla ilk gelen Kürt sorunu üzerinden (Tam da bu arada, Kürtlerin üzerine yıkılabilecek karanlık provokasyonlar, aralarındaki gerilimi yatıştırabileceğinden, yabana atılır bir olasılık değildir.) iki tarafı biribirine yaklaşmaya zorlamaktır. Nitekim Abdullah Gül'ün gerilimi yumuşatma amacıyla yaptığı görüşmelerde, "gerilimin terörle mücadeleyi akamete uğratmaması gerektiği" kaygısını dile getirdiği ifade ediliyor.
    Uzatmaya gerek yok, Newroz'da o üç Kürt ilinde yaşatılan vahşet karşısındaki sükunetleri, 'uzlaşma'nın aynasıdır zaten.
    Kendi çatışmalarının olduğu gibi uzlaşmalarının da kefaretini kime yükleyebilirler ki başka.

    ...

    'Temiz eller operasyonu'ymuş!

    Perinçek'in de, İlhan Selçuk'un da, Alemdaroğlu'nun da memleketin kurtuluşunu kendilerince 'ulusalcı' dedikleri bir askeri müdahaleden geçtiğini savundukları doğrudur. Söylediklerinin, yazdıklarının ruhunda bu açıkça görülüyordu zaten. Bu anlamda ortada bir 'cuntacılık' ya da 'darbecilik' vardır ve AKP eksenindeki liberallerin 'darbecilik' iddiaları çok da yersiz değildir. Ama yine, darbe ve darbeciliğin kala kala 40 yıllık çakaralmaz Perinçek ve üç buçuk kişilik ekibine kaldığını söylemek de hiç inandırıcı değil. Darbeyi Perinçek ve korumaları ile öncesindeki Veli Küçük ve mafyacı ekibi yapmayacaktı herhalde. Bugün iş başında olan askerler arasında merkezi ve dayanağı olmayan darbecilik mi olurmuş?! Türkiye'de yeterince yaşanmış örneği var. Her cuntanın, her darbeci girişimin 'merkez üssü' ve temel dayanağı elbette 'karargah'tır; elinde hala silah tutan askeri zevattır. Bilindiği kadarıyla, bu son operasyonun hedefi olan isimler "fikren" darbecilikle suçlanıyorlar. Bu doğruysa eğer, bu fikri darbeciliğin, "zikri", ya da fiili kökleri nerededir? Soru budur. "Ucu nereye giderse gideceğiz" diyerek afra tafra yapan AKP ve "ucu nereye gidiyorsa gidilmelidir" diyen ve bu son yaşananları "temiz eller operasyonu" şeklinde tanımlayabilen AKP'ci liberaller bu soruya yanıt vermelidir.
    Çok basit; üniformalı zevatı içine kabul etmeyen bir darbeciliğin olamayacağı açıksa, "biz üniformalılar olmadan da darbe yaparız" diyen bir aptallıkla karşı karşıya değilsek eğer, ve yine, Üsküdar'da yakalanan 20 el bombasının darbe yapmaya yetmeyeceği de ortadaysa, bu sorduğumuz soruyu yanıtsız bırakan böylesi bir "temiz eller operasyonu", bir tv dizisinin adı olabilir ancak!

    ...

    'Ordu hedefte' mi?

    AKP'nin kapatılması davasına bir yanıt durumundaki Ergenekon soruşturmasının sürdürülmesini, "ordunun yıpratılması" olarak değerlendirip geçmek, bir çok açıdan tartışmaya açıktır aslında.
    Emekli General Veli Küçük ve ekibine yönelik Ergenekon operasyonu tam da genelkurmay ile hükümet arasındaki diyaloğun ve uzlaşmanın çok açıktan gözlemlenebildiği bir döneme denk düşmüştü. Perinçek ve birkaç adamı da bu davanın uzantısı olarak tutuklanmış durumda.
    Veli Küçük grubu da, kolay lokma Perinçek de AKP-Genelkurmay uzlaşmasının dalga boyunda hesaptan düşülmüşlerdir.
    - Bu son tutuklamaların organik ilişkileri konusunda bir şey bilmiyoruz, ama açıktır ki, ordunun içindeki bir grup ya da eğilimin 'sivil' bir uzantısına yönelik oldukça lokal bir operasyon vardır. Öncesindeki Veli Küçük operasyonunda olduğu gibi, burada da, en azından 'tepkisizlik' anlamında bir Genelkurmay vizesinin olmadığını düşünmek zor. Jitem mi dağıtılmıştır, askeri yargının başına buyrukluğu mu kaldırılmıştır, MGK mı lağvedilmiştir de ordu yıpransın! Şemdinli'de suçüstü yapılan jitemci Mutkili Ali'nin bile kılına dokunulamadığı bu dokunulmazlık koşullarında mı ordu yıpratılıyor! Daha dün, Kandil fiyaskosu sonrası, Genelkurmayı MHP ve CHP'nin hışmına karşı aslanlar gibi savunmaya geçen bu AKP mi orduyu yıpratacakmış!
    Ne gariptir ki; "ordu hedefte" oluyor ama görevi başındayken zarar gören bir tek ordu mensubu bile olmuyor bu operasyonda...
    - Şimdi 'Ergenekon' ile 'derin devlet'in eşitlenmesi ve 'derin devlet operasyonu'nun, örneğin Jitem'e değil de Perinçek ya da İlhan Selçuk'a yönlendirilmesi, aslında, asıl 'derin devlet' sahiplerinin de işine gelen bir durum olmuyor mu?
    Bu ülkede darbeciliğin, cuntacılığın derin devletçiliğin, kontrgerillacılığın emekli olmuş Veli Küçük ve Perinçek ekiplerinin tutuklanmasıyla halledildiğini göstermenin, ucuz kahraman AKP ile Genelkurmay arasındaki uzlaşmanın mantığına ters düştüğü söylenemez herhalde.
    - Özel harpçi örgütlenmenin 'merkezi' olduğu gibi korunmakta, 'çevre' ilişkilerde ise deyim yerindeyse tadilata gidilmektedir. Evet, bu açıdan bir 'yenilenmeden' bahsedilebilir; ama aslına rücu anlamına gelen bir yenilenmeden! Aslı Amerikancı olan özel harpçi örgütlenmenin, Amerikan karşıtlığını ciddiye alan 'çevre'sinin, AKP marifetiyle budanarak yapılan bir 'tadilat'... Tadilatın sınır ve çerçevesi; Veli Küçük gibi çok deşifre olmuş unsurlar ve ABD'yle yaşanan şu son gerilimli döneme koşullanmış, devlete ve özel harpe de yansıyan ABD gerilimini stratejik zannederek Amerikan karşıtlığında ısrar edenler, şeklinde belirginleşmektedir.
    Evet, süre gelen bir uzlaşmanın sonucunda kurulmaya çalışılan yeni dengelerin yansımalarını görüyoruz. AKP ve Genelkurmay arasındaki Amerikan barışının sonuçlarıdır hepsi. Duyguya, vefaya yer yoktur bu çark içinde. İlhan Selçuk, Alemdaroğlu ve Perinçek ekibine yönelik bu son operasyona askerin göz yumuyor oluşu, yine asker açısından verilmiş şöyle bir mesaj olarak da yorumlanabilir: "Bizim üzerimizden ulusalcılık yapmayın artık.."!
    Askeri cenahtan ve özel harpçilikten tutarlı bir Amerikan karşıtlığı bekleyenler ve de buna dayanarak anti Amerikancılık geliştirmeye çalışanlar bir kez daha baltayı taşa vurmuşlardır. Olup bitenlerin çarpıcı bir sonucu da budur. Birilerinin, tutuklanırken "ordu hedefte" diye feryat eden Perinçek'i bıyık altından kıs kıs gülerek izlediğini görür gibi oluyoruz!
    Vedat İlbeyoğlu
    www.evrensel.net