31 Mart 2008 00:00

YAŞAMA KÜLTÜRÜ

Martın üçüncü haftasının son günlerinde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Mimarlar Odası’nın çağrılısıydım.

Paylaş

Martın üçüncü haftasının son günlerinde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Mimarlar Odası’nın çağrılısıydım.
Yapıtlarımı anlatmamı istiyorlardı.
Huyumu suyumu bilen Mimarlar Odası Başkanı, sevgili Ekrem Bodamyalızade sıkı bir izlence kurgulamıştı. Bir akşam konuşmama ayrılmıştı... Gündüzleri, ülkesinin bildiğim bilmediğim her yerini gezdirdi.
On yıl sonra Lefkoşa’yı yeniden görmek ilginçti. Özellikle tarihsel bölgesini yaya dolaştık...
On yıl önce Lefkoşalılar usul usul boşaltıyorlardı kentin özeğini. Hemen çevrede yaptırdıkları evlerde yaşamayı yeğliyorlardı... Buna neden olarak da, Türkiye’den gelen niteliksiz işçilerin, kentteki boş evlere yerleştiklerini, ortamın güvensizleştiğini söylüyorlardı.
Kent bakımsızdı sanki, o günlerde...
Çevrede de genç mimarlar, Türkiye’den etkilenmiş yapılar yapıyorlardı... Bir kuşak öncesinin Ahmet Bahattin gibi oralı, nitelikli kimi mimarların işleri ilgimi çekmişti. Onları tanıtmıştım Türkiye’de...
Bu kez bakımlı yollarıyla, geçmişten kalan tarihi yapıların onarımlarıyla daha olumlu etkiledi beni Lefkoşa.
Gerçekten başarılı onarımlar yapılmış, içlerine insan sıcaklığı kazandırılmıştı. İnsan sıcaklığına kavuşturulmamış onarımı onarım saymıyorum ben...
İlk büyük ölçekli onarım, 19’uncu yüzyıl başından kalma Derviş Paşa Konağı’nın Etnografya Müzesi olarak onarımı imiş... Genç yaşta yitirdiğimiz, ODTÜ Onarım (Restorasyon) Bölümü öğretim görevlilerinden Alpay Özdural’ın öğrencisi Sayın İlkay Feridun, 1979’da yapmış onarım tasarımını. Sonra da uygulamayı denetlemiş... Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Eski Eserler Dairesi’nin gerçekleştirdiği ilk onarımın bu olduğunu söyledi Ekrem...
İlkay Hanım’ın yeni bitirdiği bir onarım da Büyük Han... Ellerine sağlık... Öyle güzel bir oylum kazanmış ki Lefkoşa... İçinde insanlar cıvıl cıvıl...
Şu günlerde Bedesten denilen ilginç yapının onarımının danışmanlığını yapıyor İlkay Hanım. Öğrenimini Floransa’da yapmış gencecik bir mimar hanım, Selen Akvan Yeniada da orada görevli. Demek ki deneyim kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Kolay mı elde ediliyor deneyim, hele yapı işlerinde? Deneyimli kişiler bence kolay kolay emekli olmamalı...
Bedesten’e ilginç deyişim şundan: Önce Ortodoks kilisesiymiş, 13’üncü yüzyıldan sonra Katolik kilisesine dönüştürülmüş; daha sonra da “Bedesten” olarak kullanılmış... Adı da o günlerden... Kısacası, işlevsiz kalmayınca yaşamı uzamış işte... İnsan bile öyle değil midir? Ne yapılar ne de insanlar işlevsiz kalmamalı... Yoksa çabucak çöküverirler...
Mimarlar Odası da eski evlerden birini onarıp girmiş içine 2005’te... Kıbrıs Türk Mimarisini Koruma Vakfı’nın malı olan yapı, Mimarlar Odası’nca onarıldıktan sonra onun kullanımına verilmiş. Kısacası, Kıbrıs Türk Mimarlar Odası artık Arap Ahmet Mahallesi’nde, Zahra Sokak’ta, Venedik surları üzerinde, Ledra Palas’ın tam karşısında... Aralarında spor alanı olarak kullanılan, geniş, eski çağların korunma hendeği var.
Lefkoşa’da dolaşırken, kenti ikiye bölen dikenli tellerin üzerindeki kapalı kapıların önünden geçerken, o gün buluşmuş olan iki başkanda usum... “Anlaşsalar da kapılar açılsa” diyorum...
Türkiye’de olanlardan hiç bilgim yok... Benim güncelerim gelmemişti o gün Kıbrıs’a...
Cengiz Bektaş
ÖNCEKİ HABER

Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri verildi

SONRAKİ HABER

İşten atılan işçiler için destek eylemi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa