Tiyatro seyircisi tükenmez

Son yıllarda kendinden en çok söz ettiren genç kadın oyuncular arasında yer alan Esra Bezen Bilgin, profesyonel tiyatroya İzmit Şehir Tiyatroları’nda başlamış bir oyuncu


Son yıllarda kendinden en çok söz ettiren genç kadın oyuncular arasında yer alan Esra Bezen Bilgin, profesyonel tiyatroya İzmit Şehir Tiyatroları’nda başlamış bir oyuncu. Bu sezon Şeylerin Şekli ile de izleme fırsatı bulduğumuz Bilgin’le, tiyatroya ve oyunculuğa bakışı üzerine sohbet ettik.

Kısaca kendinizden söz eder misiniz? Tiyatroya eğiliminiz nasıl oluştu?
Babam tiyatro sanatçısı Metin Bilgin, uzun yıllar oyunculuk yaptı. Sanırım tiyatroya sevgim bu yüzden başladı. Kendimi bildim bileli oyuncu olmak istedim. Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden 1995 yılında mezun oldum. 1997 yılında kuruluşundan bu yana İzmit Şehir Tiyatrosu’nda çalışıyorum. Hamlet, Roberto Zucco, ‘Üç Kuruşluk Opera’, Lysistrata, Sokağa Çıkma Yasağı, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Kırmızı Yorgunları, Azizname, Bahar Noktası, bu kurumda çalıştığım oyunlardan bazıları. Aynı zamanda Emre Koyuncuoğlu ile birlikte ‘Hayat Devam Ediyor’, ‘Tutku’ ve Psikoz 4.48. (Sarah Kane), Home Sweet Home adlı bağımsız projeleri yaptım. Karina Cheres ve Melih Düzenli’den kukla yapımı ve manipülasyonu üzerine staj aldım. Akbank Sanat Tiyatrosu’nda Mehmet Ergen’in yönettiği Aşk Delisi, Küller Küllere ve gösterimi şu anda devam etmekte olan Şeylerin Şekli adlı oyunlarda rol aldım.

Siz İzmit Şehir Tiyatroları’nda oyuncu olarak görev yapıyorsunuz. Bunun yanı sıra farklı kurumlarda da sahneye çıkıyorsunuz. Bu enerjinin kaynağı nedir?
İzmit Şehir Tiyatrosu’nun ilk yılları bir grup gencecik oyuncu için son derece verimli ve yoğun geçti. O dönem, Işıl Kasapoğlu ‘Açık Tiyatro’ adını verdiği bir sistem başlattı. Repertuvar dışında herkes yapmayı çok arzuladığı işleri kendi imkanları ile gerçekleştiriyor, bu üretimlere belli bir süre kendi sahnemizde sergilenme fırsatı veriliyordu. Emre Koyuncuoğlu, Meltem Özsavaş ve Betül Çobanoğlu ile birlikte yaptığımız ‘Mutfak Kazaları’, ‘Açık Tiyatro’ projesinin ilk ürünüdür. Kendi dilimizi arayalım, kendi tiyatro anlayışımızı sorgulayalım diye başlatılan bu sistem, yönetim değişiklikleri ile birlikte tabii ki ortadan kalktı. Sadece sistem değil repertuvar anlayışı da değişime uğrayıp, benim çok da ikna olmadığım bir hal almaya başladığı için İstanbul’da yaptığım bu bağımsız projeler benim için oyunculuğumu geliştirmek, sahnede yeni şeyler keşfetmek ve kendimi özgür hissetmek anlamında son derece faydalı oldu. Dolayısıyla kendi düzenli işimizin dışında kabul ettiğimiz projelere özel bir ilgi ve enerjiyle yaklaşıyor ve keyifle bu projelerde yer alıyoruz. Çünkü bizi esas olarak dönüştürecek ve oyunculuğumuzu geliştirecek olan, bu projelerdir.

Türkiye’de tiyatro ortamında oyunculuk performansı anlamında en gözde oyunculardan sayılıyorsunuz. Rolünüze hazırlanırken üzerinde yoğunlaştığınız özel bir yönteminiz var mı?
Hiçbir zaman belirli bir yöntemim olmadı. Ayrıca belli bir yöntem oluşturup onu uygulayacak yetkinlik ve tamamlanmışlıkta hissetmiyorum henüz kendimi. Her yeni projede yepyeni bir tarz keşfediyorum. Yöntem değil ama yaklaşım olarak şunları söyleyebilirim. Akıllı ve sofistike değil, daha çok sezgisel bir oyuncu olarak tarif ederim kendimi. Aklımla değil güdülerimle ararım rolü. Ve içeriden yaklaşırım öncelikle. Fiziksel özellikleri, giyimi, yürüyüşünden önce duygularını, zaaflarını ararım. O karakterin düşünme sistemine ne kadar yaklaşabilirsem, fiziksel özelliklerini de ister istemez vücudum yansıtır diye düşünürüm. Her zaman başaramam ama buna inanırım. Bir de rolü kendime çekmeyi değil, kendim role yaklaşmaya çalışırım... Aynı ses, aynı bedenden her seferinde bambaşka kadınlar çıkmasını beklemem ama olabildiğince aramaya zorlarım kendimi. Ayrıca asla mükemmeliyetçi davranmam, prova suresi boyunca tüm saçmalama, becerememe, acı çekme, kötü oynama, sorular sorma, işime yarayabilecek birçok değişik şey deneme haklarımı kullanırım. Hata yapmaktan, kötü oynamaktan korkmam.

Özel tiyatrolardan teklif aldığınızda hangi kriterlere göre kabul ediyorsunuz? Metne mi dikkat ediyorsunuz, yönetmen, oyuncular grubu mu daha çok etkiliyor sizi?
Çalıştığım kurumun dışında proje teklifleri geldiğinde benim için en önemli şey yönetmen oldu şimdiye kadar. Çalıştığım iki yönetmen Emre Koyuncuoğlu ve Mehmet Ergen’e projenin ne olduğunu bilmeden evet demişimdir. Önceliğim aslında sadece yönetmen de değil,oyunun yazarı, tiyatro grubunun sanatsal tavrı da önemli benim için. Neyi nasıl söyleyecek, kimle ve hangi biçimde aktaracak, bunlar önemli unsurlar. Ama proje üzerinde konuşup beğenmediğim, içinde olmak istemediğim olmadı hiç. Çünkü yönetmenler, benim oyunculuğum ve sahnedeki tavrımı bildiklerinden genelde bilinçli tercihlerle gelmişlerdir. Hiç tanışmadığım birinden teklif alsam yönetmen önemlidir, ancak bir o kadar da teksti ve metnin içeriğini de önemserim.

Her sezon üç farklı yapımda yer alan bir oyuncusunuz. Tiyatroya seyircinin ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu çok tartışılan bir konu. Bence Türkiye’de tiyatro seyircisi var. Hem de azımsanmayacak kadar. Tükenmesi de söz konusu değil bana göre. Gün geçtikçe tiyatrolar çoğalıyor. İyi işlerin mutlaka karşılığını aldığını çok net görüyoruz. Ödenekli tiyatrolar zaten hiçbir döneminde seyirci sıkıntısı çekmiyor. Televizyon ya da sinema yüzünden tiyatro seyircisinin azaldığına inanmıyorum. Üçünün de farklı etkiler yarattığının seyirci kesinlikle farkında. Televizyonu bahane edenler bence televizyon olmasa da tiyatroya gitmeye üşenecek ya da gerek duymayacak insanlar. Haftada bir kere tiyatroya giden, aynı zamanda takip ettiği diziler olan birçok insan tanıyorum. Tiyatroya ayıracak zaman bulamamak da tam anlamıyla bahane bana göre. İnsan sadece hayatının belli bir döneminde sevdiği bir şeyi yapamayacak kadar dolu olur. On yıldır tiyatroya gidecek vakit yaratamamış olan biri, zaten aslında gerçekten tiyatroya gitmeyi seven biri değildir. Yani iş iyi olduğunda ve tanıtımı doğru yapıldığında, hedef kitlesini iyi saptayıp, ona ulaşabildiğinde seyircisini kesinlikle buluyor. Tiyatroya gelmiyor diye hayıflandığımız kesim de bence bahaneler yaratıp zaten hiç gelmeyecek olan seyirci. Var olan potansiyelin içinden, zor yaşam koşullarının ya da televizyonun çaldığı seyirci değil.

Sizi daha çok tiyatro sahnelerinde izleyebiliyoruz. Dizi ve benzeri yapımlara ilişkin mesafeli ve tavırlı bir duruşunuz var sanki, yanılıyor muyum?
Daha önce küçük bir rol aldığım bir sinema filmi yaptım. Çok heyecan verici bir şey, sinema yapmak isterim. Dizilerde oynamamak ise dediğiniz gibi bilinçli bir tercih ama bir prensip kararı da değil. Hiçbir zaman ardında duramayacağım büyük söz etmek gereksiz olur.
Profesyonel olarak sahneye çıkmaya başladığım günden beri çok iyi yönetmenlerle, çok iyi projelerde çalıştım. Her zaman olmasa da çoğunlukla, savunabileceğim, kendi tercih ettiğim işlerin içinde oldum. Bu Türkiye’de tiyatro yapan bir kadın oyuncu için çok büyük bir lüks. Bunun salt yeteneğimden kaynaklanmadığını, çok şanslı olduğumu biliyorum. Dolayısıyla sahnede tatmin olma şansım olduğu ve çok da yoğun olduğum, ayıracak zamanım olmadığı için dizi yapmıyorum. Muhakkak dizilerin ağır çalışma şartları, (çok iyi bazı yapımları tenzih ederek) oyuncuyu sadece maddi açıdan doyurup kalan tüm enerjisini tüketmesi, bir süre sonra seyircinin o oyuncuda sevdiği malzemenin tekrar kullanılması adına neredeyse hep aynı şeyi oynamak zorunluluğu da beni korkutuyor ve dolayısıyla kimi tedirginliklerimiz artıyor, uzak duruyorum. Tabii ki benim şu an baktığım yerden böyle görünüyor bunlar, severek, inanarak yapan bir sürü oyuncuya saygı duymadığım anlamına gelmiyor bu.

Oyunculukta hedefleriniz nedir? Örneğin, en çok sahneye çıkarmak istediğiniz kadın karakteri nasıl bir kadın olmalıdır?
Öyle bir hedefim yok. Tiyatro edebiyatında klasikleşmiş inanılmaz kadın karakterler var, yanı sıra her gün birçok çağdaş yazar olağanüstü karakterler yazıyorlar. Oynayacak bir sürü harika rol var. Açıkçası ‘bu rolü oynamadan ölmeyeyim’ ya da ‘bu rolü oynamazsam ölürüm’ dediğim bir eser yok. Bence zaten yazılmamış bir kadın tavrı ya da derinliğine bir kadın kimliği kalmadı diye düşünüyorum. Dolayısıyla şu anda var olanlar bile hakkıyla oynanmış değil.

Türkiye’de oyunculuk sanatının geldiği noktayı nasıl yorumluyorsunuz?
Bizim temelimizi oluşturan ve şu gün hâlâ geçerli ve itibarlı olan bir oyunculuk yönteminin artık günümüz tiyatro ortamında geçersizleştiği, seyirciyi ve bizi tatmin etmediği bir klişe dönem yaşıyor tiyatro oyuncuları. Daha inandırıcı, daha kompleks, çok boyutlu, psikolojisini derinden hissedebildiğimiz karakterler yakalamak peşinde olan bir oyunculuk tarzı geçerli artık. Çünkü bu çağda ya son derece ütopik masallar, efsaneler dinlemek istiyoruz ya da çevremizde sıkça gördüğümüz, hatta tanıdığımız insanların hikayelerini öğrenmek... Türkiye’de çok duyarlı, çok donanımlı, çok becerikli ve yetenekli bir oyuncu potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Yalnız bunun ödenekli kurumlarda sınırlandırılıp, kısırlaştırıldığının da farkındayız hepimiz.
Benim gibi dışarıda iş yapma şansı bulamayan fakat çok çok yetenekli birçok oyuncu var, kurum tiyatrolarında, özellikle de bölgelerde. Çoğalacağız, daha çok özel tiyatro açılacak, daha çok bağımsız tiyatro olacak, sansür olabildiğince ortadan kalkacak, devlet sanata fazla fazla destek verecek ve adı devletin tiyatrosu olsa da içinde özerk kalmasına, yeni şeyler denenmesine, yeni seslere, renklere izin verecek ki tiyatro anlayışımız da, oyunculuk anlayışımız da gelişsin, dönüşsün ve çağdaş bir tarzla kendini yeniden oluştursun.
Metin Boran
www.evrensel.net