MEDYADA GEÇEN HAFTA

  • Ergenekon soruşturması, medyanın sık sık adının anıldığı bir tartışmaya dönüştü. Birçok haberde “dinci medya”ya yükleniliyor, dinci olmakla suçlananlar diğerleri hakkında sert ifadeler kullanmaktan çekinmiyor.


    Ergenekon soruşturması, medyanın sık sık adının anıldığı bir tartışmaya dönüştü. Birçok haberde “dinci medya”ya yükleniliyor, dinci olmakla suçlananlar diğerleri hakkında sert ifadeler kullanmaktan çekinmiyor. “Hedef gösterme” iddiaları ise en vahimi.
    Henüz türbanın üniversitelerde serbest bırakılmadığı ve Ergenekon soruşturmasının birkaç emekli askerle sınırlı olduğu günlerde, medyada iki büyük grubun kaldığı konuşuluyordu. Bunlardan biri Doğan grubu idi ve hâlâ öyle. Hükümete biraz muhalefet etme hakları vardı, ama ihaleydi, krediydi derken iş ciddiye bindiğinde fazla naz yapamayacaklarını herkes biliyordu. Kalanları da, önce Star’ın, sonra Sabah’ın satılmasıyla birlikte “AKP yanlısı medya grubu” diye sınıflandırılmaya başlamıştı. Bunlar da, manşetleri birbirine benzeyen, ucu hükümete dokunuyorsa “Beni haber yap” diye bağıran haberlere bile yüz çeviren gazeteler topluluğunu oluşturdular.
    Tepedeki siyasi saflaşma belirginleşip gerilim artınca, medyadaki saflaşma da aldı başını gitti. Hatta işlerini sakince yürütemedikleri için biraz da fazla ileri gittiler.
    ‘Dinci’ listesi uzadı
    Soruşturmalar, gözaltılar yaşandıkça, iki grubun manşetleri arasındaki fark çok açık bir şekilde ortaya çıktı. Arkasından, birbirlerinin meseleye yaklaşımını haberleştirmeler başlayınca, ortalık iyice şenlendi. “Onlar şöyle dediler”, “Sevindiler”, “Vah vah çok üzüldüler” gibi haberlere gün doğmuştu.
    Fakat birbirlerine ne diyeceklerine karar vermeleri bile vakit aldı. Radikal, 23 Mart’ta “İslamcı basın gözaltılara mutlulukla karşıladı” başlıklı bir haber yapmıştı. Ertesi gün, listeye Sabah’ı da ekleyerek şöyle bir kategori belirtti: “AKP yandaşı medya”.
    Cumhuriyet’le Birgün arasında da adı konmayan bir gerilim yaşandı hafta içinde. Birgün’ün geçen hafta sonunda, İlhan Selçuk’un gözaltına alınması üzerine attığı “Yiyin birbirinizi” manşeti bir tartışma yaratmıştı. Birgün bu manşetten sonra okurlardan özür dileyen bir başyazıya yer verdi. Ancak Cumhuriyet, muhtemelen bu nedenle, “dini basın” haberlerinde Sabah ve Taraf’la birlikte Birgün’ü de anmaya başladı.
    Taraf gazetesi, Perinçek’e Danıştay’ın krokisini fakslamakla ve dolayısıyla bir komplo kurmakla suçlanıyor. Bir muhabiri gözaltına alında, sonra serbest bırakıldı.
    Gazetecilik hedef gösterme değildir!
    Hedef gösterme tartışması ise, meselenin en tehlikeli boyutunu oluşturuyor. Gözaltılar başladığında, medyadan bir suçlu aramayı düşünenlerin ilk aklına gelen isim Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru olmuştu. Çünkü, rastlantı ya da değil, Koru’nun yazılarında andığı isimlerle soruşturma kapsamında başı yananlar arasında bir paralellik gözlenmişti. Koru yazılarda açıkça kimse için “Gözaltına alınmalı” denmiyordu ama tartışma böylece başlamış oldu.
    Üslup kısa zamanda sertleşti. Star’ın Ankara temsilcisi Şamil Tayyar, bir televizyon kanalında “Tuncay Özkan da gözaltına alınmalı” deyince tartışma başka bir boyuta taşındı.
    Tercüman gazetesinin Perşembe günkü sürmanşeti ise, bütün hedef gösterme tartışmalarına tüy dikti. “Kim bunlar?” diye yazmıştı gazete ve tamamı gazeteci olan dört kişiyle uğraşıyordu. Ahmet Altan, Şamil Tayyar, Fehmi Koru ve Ergun Babahan sürmanşette fotoğraflarıyla boy gösterdi, Tercüman “Bunlar kimin talimatı” diye sordu. Şamil Tayyar da hemen karşılık verdi: “Öldürtmezseniz namertsiniz”.
    Bu karmaşa arasında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti bir açıklama yapıp hedef gösterme meselesine itiraz etmeye çalıştı ama, duyan olduysa. Cemiyetin açıklaması anlamlıydı: “Bu tartışmalar sırasında, gazetecilik mesleği ile bağdaşmadığına inandığımız ve kınadığımız bazı olaylar yaşanıyor. Gazetecilik, hiçbir zaman, görüşlerini paylaşmadığımız insanların afişe edilmesi veya hedef gösterilmesi mesleği olamaz. Olmamalı.”
    Gazete sütunlarından atışmalara, küfürleşmelere yabancı değiliz. Ancak kendilerine yükledikleri misyonu iyice abartınca, haberin yerini ihbar alıyor. Oysa okurun ihbardan çok habere ihtiyacı var.
    Çağdaş Günerbüyük
    www.evrensel.net