YAŞADIKÇA

  • Yaşamın vazgeçilmezlerinden birisi de sudur. Gerek tarım, gerekse içmek amaçlı olsun, su olmadan yaşamın olması mümkün değildir.


    Yaşamın vazgeçilmezlerinden birisi de sudur. Gerek tarım, gerekse içmek amaçlı olsun, su olmadan yaşamın olması mümkün değildir. Oysa bugün ülkemizin en verimli dört bölgesinden birisi olan Trakya Ergene Havzası’nın yerüstü ve yeraltı suları büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır.
    Bu tehlikenin adı, anamalcıların sınır tanımayan açgözlülüğüdür. Bu açgözlülük öyle bir beladır ki; kendi bindiği dalı keser ama gene de farkına varamaz. Ta ki tepetakla düşünceye kadar.
    Ergene Nehri’ni irili ufaklı birçok sanayi tesisi kirletmeye bugün de devam etmektedir. Bir zamanlar içerisinde balıkların oynaştığı, insanların yüzdüğü, tarlaların, bahçelerin sulandığı Ergene, şimdilerde sağlık değil hastalık taşımaktadır. Ama her şeye karşın; “Kirleticileri bugün ortadan kaldıracak olsak, Ergene kendisini 20 yılda temizler” diyor bilim insanları.
    Bilim insanları bunu söylüyor ama uygulamalar artarak tersi yönde gelişiyor. Fiziki sınırlarına sığamayan İstanbul, Trakya’ya alt kesimlerden itibaren yayılmaya başlamıştır. Bu yayılmada yeraltı sularını hızla tüketmesi yetmiyormuş gibi, arıtma tesislerini de düzenli bir şekilde çalıştırmamaktadırlar. Daha da beteri, bazı işletmelerin, atık sularını su seviyesi düşük kuyulara bastıkları söylenmektedir. Bu tutum tam bir ihanettir, alçaklıktır!
    22 Mart 2008 tarihinde Vize’de yapılan bilgi şöleninde Trakya Üniversitesi öğretim üyelerinin belirttiğine göre yeraltı sularının seviyesi 20 metreden 60 metreye kadar düşmüştür. Üstelik hem tarımsal ilaçların ve gübrelerin bilinçsiz kullanımı, hem de endüstriyel tesislerin arıtma tesislerini çalıştırmak yerine kirli sularını yeraltı veya yerüstü sularına vermeleri, su kaynaklarını hızla kirletmektedir. Bu konuda üreticilerin bilinçlendirilmesi ve sanayi tesislerinin ya bu alanı terk etmeleri ya da arıtma tesislerini çevreye zarar vermeyecek şekilde çalıştırmalarını sağlamak, devletin görevidir. Devlet bu konuda vurdumduymazlığına devam etmektedir.
    Ulusal kaynaklarımızın en önemlisi olan toprak ve suyun korunması; küresel ısınmayı göz önüne alırsak yaşamsal bir öneme sahiptir. Bilim insanları, önümüzdeki yıllarda doğal tarım ürünlerinin ve temiz suyun sanayi ürünlerinden daha değerli olacağını söylemektedirler. Küresel ısınmanın tarım üzerindeki olumsuz etkilerini şimdiden görmekteyiz. Geçtiğimiz hafta Aydın Ovası’nda tarımsal ürün kaybının yüzde 70’lere ulaştığı basında haber konusu olmuştur. Bu gibi haberleri ileride daha sık okuyacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın.
    2004 yılında Meclis Araştırma Komisyonu’nun Ergene ile ilgili raporu, Elif Görgü imzasıyla gazetemizde yayınlanmıştı. Raporun detaylarını internetten okumanız mümkündür ve önemlidir. (Habere http://www.evrensel.net/04/09/26/toplum.html adresinden ulaşılabilir.)
    Oysa bu ülkede hem göçleri azaltacak, hem de toprağı ve suyu koruyacak planlamalar yapmak mümkündür. Bunun gerçekleşmesi için ülke yöneticilerinin iyi niyetli olması ve belli bir kesimin değil, bütün halkın çıkarlarını düşünmesi gerekir. Yani en azından ettikleri yemine uygun davranmaları gerekmektedir. İşte o zaman gelecek kuşaklara daha iyi bir ülke ve dünya bırakmamız mümkün olacaktır.
    Ülke kaynaklarından en önemlisini oluşturan su ve toprağın korunması, sağlıklı kuşakların yetiştirilmesi için bu ülkenin aydınlarına, bilim insanlarına, siyasi partilerine, demokratik kitle örgütlerine görevler düşmektedir. Bu işi ancak halkı bilinçlendirerek ve harekete geçirerek önlememiz mümkündür. Tıpkı Vize’nin bir beldesi olan Çakıllı halkının yaptığı gibi...
    Çakıllı halkı; belediye başkanını, üniversitelerdeki namuslu bilim insanlarını ve çevre örgütlerini de içine alan örnek bir mücadeleyle Çakıllı’ya kurulması düşünülen çimento fabrikasını şimdilik önlemiştir. Bu tutumu, Trakya’ya yapılması düşünülen iki ayrı otoyola ve İstanbul’un kirli sanayisinin Trakya’yı işgal projelerine karşı da sergilemek gerekmektedir.
    Ülkemizde çevreyi kirletmeden sanayileşmek mümkündür. Bunun yolu ise akıldan, bilimden, katıksız bir yurt ve insan sevgisinden geçmektedir. Trakya halkı elindeki hazinenin farkına büyük ölçüde varmıştır. Bu duyarlılığı yurt geneline yaymak gerekmektedir.
    Enver Şat
    www.evrensel.net