GÜNDÖNÜMÜ

  • Sendikaların üst yönetimlerinin sınıfa karşı sorumluluklarına ve görevlerine bağlılıklarının bir kez daha test edildiği günlerden geçiyoruz.


    Sendikaların üst yönetimlerinin sınıfa karşı sorumluluklarına ve görevlerine bağlılıklarının bir kez daha test edildiği günlerden geçiyoruz. Konfederasyonların yöneticileri geçmiş süreçte bu konuda birçok sabıkaya sahipler. Özellikle 4857 sayılı İş Yasası’nın hazırlanması sürecinde Türk-İş, DİSK ve Hak-İş yöneticileri hükümetle ve işveren sendikaları konfederasyonu TİSK ile işbirliği içinde taşeronlaştırmayı, esnek çalışmayı, işin ve işyerinin belirsizleşmesini, işçileri adeta köleleştirmeyi sağlayan İş Yasası’nın çıkmasını sağladılar. İş Yasası ile birlikte Kıdem Tazminatı Fonu Taslağı da hazırlanmıştı. Nihayet SSGSS’den hemen sonra istihdam paketi içinde kıdem tazminatının kaldırılmasından tutun da bölgesel asgari ücret, esnekliğin bütün alanlara yaygınlaştırılması vd. işçilere ve emeğin haklarına saldırılar gündemde. Her ne kadar Türk-İş Genel Kurulu’nda kıdem tazminatına dokunulmasının genel grev sebebi sayılacağına dair karar alınmışsa da işbirlikçi konfederasyon yöneticileri, patronların çıkarı uğruna alınan mücadele kararlarını bir çırpıda yok saymaktan kaçınmamaktadırlar. O nedenle alınan kararların tek güvencesi de bağlı sendikaların ve işçilerin mücadele azim ve kararlılığıdır. İşçiler, gerektiğinde patronlarla işbirliğine girişen kendi örgüt yöneticilerine karşı da mücadele etmeyi göze almak zorundadırlar. Yoksa mevcut haklarının kırıntıları bile kalmayacak.
    Yaşayarak gördük ki işçiler, doğrudan kendileri mücadeleye atılmazlar ve örgütlerinin yöneticilerini de sürekli denetim altında tutmazlarsa, emek örgütlerinin yöneticileri arasından da patronların çıkarlarına uygun davranan işbirlikçiler çıkmaktadır.
    14 Mart günü iki saat iş bırakarak alanlara çıkan emekçi kitleler, mücadele kararlılıklarını ortaya koymuş ve sonrası için de “İşçi memur el ele genel greve” sloganıyla taleplerini dile getirmişlerdi.
    Bu eylem sonrasında daha önce efelenen, tehditler savuran hükümet ve Çalışma Bakanı, işçilerin kararlılığı karşısında geri çekilmek zorunda kalmışlar, ancak IMF’ye verdikleri sözlerle TÜSİAD, TOBB gibi patron örgütlerinin baskısı altında SSGSS’yi yasalaştırmak için çeşitli manevralara girişmişlerdi.
    Bu konuda hükümetin en önemli avantajı da işbirlikçi sendika yöneticileri oldu. Hükümet bu avantajını iyi değerlendirdi ve “uzlaşma”, “sosyal diyalog”, “sosyal tarafların görüşlerini alma” vb. çağrılarla sendika merkezlerinin yöneticilerini kendi politikalarına yedekleme görüşmeleri yaptı. Böylece sanki bütün kesimlerin görüşlerine değer veren, demokrat bir görüntü oluşturmaya çalışan hükümet, asıl karar odakları olan IMF ve patron örgütlerinin taleplerini gerçekleştirme kararlılığını korudu.
    14 Mart sonrasında Emek Platformu içerisinde yer alan emek örgütlerinden birkaçının yöneticileri, işbirlikçi bir çizgiye yönelerek kendi örgütlerinin tabanı ile bütünleşmek yerine patronlara hizmet için esas duruşa geçtiler.
    Türk İş, Hak-İş ve Kamu-Sen gibi örgütlerin yöneticileri, hükümetle ve patronlarla işbirliğinde sakınca görmediler. Fakat bu örgütlerin tabanında yer alan işçiler ve emekçiler ile gerçekten emekten ve sınıftan yana tutum alan sendikalar, üst örgütlerinin işbirlikçi tavrına rağmen mücadeleye devam etme istek ve kararlılıklarını koruyorlar.
    Emek Platformu bileşenleri ile birlikte basının karşısına çıkan Çalışma Bakanı, önemli maddelerde uzlaşma sağlandığını, tüm maddelerde bir uzlaşmanın da beklenmemesi gerektiğini açıklarken, sendikacıların bakanı yalanlamaları, işçiler ve emekçi halk arasında kafa karışıklığına sebep oldu. Oysa önemli maddelerde de bir anlaşma yok. Sadece prim gün sayısı 9 binden 7 bin 200’e çekildi. Sosyal Güvenlik Sistemi yine prime dayanıyor; katılım payları, bazı hizmetlerin sosyal güvenlik kapsamından çıkarılması ve sistemin piyasaya açılması ise korunuyor.
    Uzlaşmanın sağlandığı şeklindeki açıklamalara ve verilen pozlara rağmen gerçek orta yerde duruyor. İşçiler üretimi durdurarak mücadele etmedikçe, haklarını koruyamayacak ve yeni haklar elde edemeyecekler. Bu durumun bilincinde olan örgütler (DİSK, KESK, TTB, TMMOB ve Diş Hekimleri Birliği) yarın saat 14.00’ten itibaren tüm yurtta iş bırakarak alanlara çıkma kararı aldılar. Diğer konfederasyonlara bağlı birçok sendika ve işçi de bu eyleme katılarak haklarını savunacaklar. Bu eyleme her türlü desteği sunmak, işbirlikçi sendika bürokratlarına da hak ettikleri dersi vermek hepimizin görevi ve sorumluluğudur.
    Hasan Hüseyin Evin
    www.evrensel.net