Fotoğraf: AA

Newroz ‘Kürtler ne istiyor?’ sorusunun yanıtını gösterdi

DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, Newroz kutlamalarında Kürtlerin inkar ve imha politikalarına cevap verdiğini, kimlik ve kültürlerine sahip çıktığını belirterek...


DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, Newroz kutlamalarında Kürtlerin inkar ve imha politikalarına cevap verdiğini, kimlik ve kültürlerine sahip çıktığını belirterek, devletin Kürtlerin barış mesajına Hakkari, Siirt ve Van’daki müdahalelerle karşılık verdiğini söyledi. Müdahalelere sesiz kalan AKP’li Kürt milletvekillerini de eleştiren Türk, “Kendi halkının sorunlarına sahip çıkma cesaretini göstermeyen, Kürt sorununun çözümü konusunda demokratik refleksi ortaya koyamayanlar, Kürtlerin temsilcisi olamazlar” dedi.
Kuzey Irak topraklarına gerçekleştirilen hava ve kara harekatı sonrasına denk gelen ve Türkiye genelinde kitlesel bir şekilde kutlanan Newroz kutlamaları, Van, Hakkari ve Siirt’te olaylı geçti. Newroz kutlamaları, müdahaleler, AKP’nin politikaları, Kürtlerin istemleri vb. konular üzerine DTP Grup Başkanı ve Mardin Milletvekilli Ahmet Türk sorularımızı yanıtladı.

Türkiye genelinde partinizin öncülüğünde gerçekleşen Newroz kutlamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu yıl ki Newroz son yılların en görkemli ve en coşkulu Newroz’uydu. Bize göre bu yıl ki kutlamalar bir dönüm noktasıydı. Halkın vereceği mesaj önemliydi. Kürt sorunuyla ilgili spekülasyonların olduğu bir süreçte yapıldı kutlamalar. Kürtler sanki kimlik ve demokratik taleplerinden vazgeçmiş gibi bir imaj veriliyordu. Kürt sorununun ekonomik yollarla çözülebileceğini söyleyen mantığa karşı halkımız çok net bir yanıt verdi.
Kürtler “Kimliksel talepler gündeme gelmediği müddetçe, Kürtlerin tatmin olacağı formüller gelişmediği müddetçe, biz demokratik tepkimizi, demokratik eylemlerimizi ve bu konudaki çalışmalarımızı sürdüreceğiz” mesajını verdi. Newroz bir yerde “Kürtler ne istiyor” sorusuna verilen yanıt oldu. İzin verilen yerlerde Newroz çok coşkulu geçti. Devletin engellemek istediği Van, Yüksekova ve Hakkari gibi devletin inkarcı tutumunu sürdürdüğü yerlerde ise bir vahşet yaşandı. Halkı sindirmeye yönelik bir baskı uygulandı. Ancak halk bu anlayışı yerle bir etti. Devletin “İzin vermediğimiz zaman engelleriz” anlayışına halk, “İzin vermezseniz de biz Newroz’u kutlarız” mesajı ile cevap verdi. İki insanımızı şehit vermemiz elbette bizi çok üzdü.

Newroz’da taleplerin bu kadar net dile getirilmesi ve diğer yıllara oranla daha yoğun bir katılımın olmasında TSK’nın operasyonlarının etkisi var mı?
Mutlaka var. Kürtler, operasyonlarla bu sorununun çözülmeyeceğini ifade ederek, daha büyük bir katılımla meydanlarda oldu. Sorunun çözümünün tek reçetesinin demokratik projeler olduğunu seslendirdi. Dikkat edilirse, devletin imha ve inkar politikası karşısında Kürt halkının daha ciddi bir demokratik duruş gösterdiğini görüyoruz. Siz sorunu şiddetle çözmeye çalıştığınız zaman, halk da alanlara çıkarak demokratik tepkisini gösterir. Newroz’daki tepkiyi bir yönüyle operasyonlara verilen bir cevap olarak da değerlendirebiliriz.

Siz kutlamalardan önce ‘Herkes Newroz’da verilecek mesajları dikkatle izlesin’ demiştiniz. Özellikle hükümete nasıl bir mesaj verildi?
Son dönemlerde AKP’nin bölgede aldığı oylar çok abartıldı. Sanki Kürtler kimlik taleplerinden vazgeçmiş gibi, AKP’nin Kürt sorununu çözeceğinin imajı yaratılmaya çalışıldı. Halk, Newroz’da AKP’ye “Biz size oyumuzu verdik. Ama diğerlerinden farkınız kalmadı” mesajını verdi. Halk, AKP’nin ikiyüzlü politikasını gördü ve buna karşı tepkisini ortaya koydu. AKP’nin Türk-İslam senteziyle Kürtleri İslami bir motif içinde eritme çabası içinde olduğu görüldü. Tabii böyle bir yöntemi Kürtler kabul etmez. Elbette Kürtler kendi inancına sahip çıkar. Ama kendi kültürel ve kimliksel taleplerinden vazgeçmeyeceğini de gösterdi. Halk, sorunun Demokratik Özerklik Projesi’yle çözülebileceğine dair iradesini ortaya koydu.

Van, Siirt, Hakkari ve Yüksekova’daki polis müdahalesi, devletin, verilen mesaja bir yanıtı mıydı?
Devlet, verilen mesajlara karşı, “Siz ne kadar talep ederseniz edin, inkarcı siyasetinden vazgeçmeyiz. Bunu gücümüzle eritmeye çalışırız” mantığını bir kez daha ortaya koydu. Devlet izin verildiği takdirde hiçbir olay olmayacağını biliyordu. İçişleri Bakanı’yla da görüşmeler yaptık. Onlara “Eğer izin verirseniz, herhangi bir sorun yaşanmaz. Ama izin vermediğiniz takdirde, halk Newroz’unu kutlayacak” dedik. Tüm uyarılarımıza rağmen devlet gücünü göstermeye çalıştı. Devlet, “Güçle bu işin üstesinden gelirim” mantığıyla hareket etti. Böyle bir mantık olmasaydı, izin verilirdi, halk Newroz’unu kutlardı ve hiçbir sorun da yaşanmazdı. 80 yıldan beri süren bu mantığın devam ettiğini görüyoruz.

Olaylar ‘90’lı yıllardaki müdahaleleri anımsatıyordu. Devlet Kürt sorunu konusunda bir geriye gidiş mi yaşıyor?
Kürt sorunu uluslararası boyutuyla artık çözüm bekleyen bir konuma geldi. Değişimin, dönüşümün kaçınılmaz olduğu görülüyor. Ancak, devlet bu konuda değişmek istemiyor. Bunun çok nedenleri var. Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözülmesi, bazı kesimleri yerinden edebilir. Türkiye’de statükocu anlayış devam ediyor. Cumhuriyetin kuruluşundan beri, ülkeyi yöneten elit bir kesim var. Bu kesim iktidarı kaybetmek istemiyor. “Cumhuriyeti biz kurduk. Cumhuriyetin sahibi de biziz” diyor. Siyasetin halklaşması onları endişelendiriyor. Uluslararası sermayenin güçlü olduğu, uluslararası ilişkilerin önemli bir noktaya geldiği, Türkiye’nin AB ile bütünleşmeye çalıştığı bir süreçte, ‘60’lar, ‘80’ler gibi bir darbe ihtimalinin zayıf olduğu görülüyor. Buna rağmen iktidarı elinde tutan güç, yine bu rolü oynamaya çalışıyor. Ergenekon Çetesi’nin alttan örgütlenerek ve devlet çekirdeği olma özelliğini koruyarak, iktidarı elinde tutma ve ele geçirme noktasında hareket ettiğini görüyoruz. Yargıtay’dan, Danıştay’dan, YÖK’ten diğer kurumlara kadar, o seçkin elit kesimlerin cumhuriyeti koruma görevini, direkt orduya değil, farklı kurumları devreye sokarak onu sürdürme arayışının olduğunu görüyoruz. Böyle bir kargaşanın devam ettiği bir süreçte çözümsüz bırakılan Kürt sorunu herkes tarafından kullanılmaya müsait bir duruma gelmiştir. Diğer taraftan seçkin ve elit devlet, iktidarını güçlendirmek için Kürt sorununun çözümsüzlüğünü esas alan bir siyaseti yürütüyor. Kürt sorunu bugün dünya gündeminde olan bir sorun. Suriye’de görüyorsunuz. Qamişlo’da halk Newroz’u kutlarken, çok acımasız bir şekilde orada da saldırı gerçekleşti ve 3 Kürt vatandaş hayatını kaybetti. İran’da da Kürtlerin özgür yaşama mücadelesi sürüyor. Kürt sorunu uluslararası boyutuyla ve iç dinamiklerle çözüm bekleyen bir sorundur. Bu görülüyor.

Başbakan, ‘75 Kürt milletvekilli var, asıl Kürtlerin temsilcisi benim’ diyordu. AKP’li Kürt vekillerin Newroz’da yaşananlara seyirci kalmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sayın Başbakan’ın 75 Kürt milletvekilli, milyonlarca kişinin kutladığı Newroz bayramında Kürtlerin arasında niye yoktu? Bugüne kadar herkes Kürt sorununu tartıştı, lehinde ya da aleyhinde ama 75 Kürt milletvekilli, “Ben kürdüm” deme cesaretini bile göstermedi. Kürt sorununun çözümü konusunda bir düşünce ortaya koymadılar. Sınır ötesi operasyonların çözüm olmadığını bilmelerine ve bunu kendi aralarında konuşmalarına rağmen bunu dile getirme cesaretini göstermediler. Şimdi kendi halkının sorunlarına sahip çıkma cesaretini göstermeyen, Kürt sorununun çözümü konusunda demokratik refleksi ortaya koyamayanlar, Kürtlerin temsilcisi olamazlar. “Biz Kürt halkının temsilcisiyiz” diyorsanız, bunun gereğini yapmalısınız. Ancak Parlamento’da, kendi parti çalışmalarında Kürtlerin meşru taleplerini gerçekten sahiplenecek bir tavrı ortaya koymadılar. AKP’li Van milletvekilleri, devletin şiddetiyle karşı karşıya kalan halkı mahkum eden bir açıklama yapıyor. Bunlara oy veren seçmenleri derinden yaralayan bir duruşlarının olduğunu söyleyebiliriz.


Önümüzdeki PM toplantısında bunu değerlendireceğiz. Halk tarafından seçilmiş vekillere saygısızca davranan Siirt Emniyet Müdürü’nün görevden alınması için gerekirse eylemlerimizi de sürdüreceğiz.Van ve Hakkari valilerinin görev yerlerinin değiştirilmesi için taleplerimizi gündeme getireceğiz. (Ankara/DİHA)

Özgür siyaset ortamı



Bir partinin kurtarılması için yapılan bir Anayasa değişikliğini doğru bulmayız. Bu bizim için de olsa bunu kabul etmeyiz. Çünkü bizim demokrasi anlayışımıza aykırı. Demokratikleşmeyi esas alan bir mantığı gördüğümüz zaman destek sunarız. Birilerini kurtarma operasyonu, doğru değildir. Bu Türkiye’nin demokratikleşmesini engeller. Fikir ve düşüncelerinden dolayı hiçbir parti kapatılamaz. Bizim şu ana kadar şiddeti çağrıştıran herhangi bir çağrımız olmadı. Ama, diğerlerinden farklı baktığımız için hedef haline gelmişiz. Resmi ideolojinin dışında bir söylem ve düşüncemiz olduğu için partinin kapatılması konusunda odak olarak değerlendiriliyoruz. Eğer Türkiye’de siyasi partilerin kapatılması zorlaştırılmak isteniyorsa, o halde öncelikli olarak o partilerin özgür siyaset yapacağı bir ortamı yaratmak gerekir. Sivil siyasetin önünün açılması, güçlendirilmesi de ancak Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşmeyle mümkündür. Çok önemli bir süreçten geçiyoruz. Sorunların çözümünü esas alan bir mantığın olmayışı, hepimizi derinden etkiliyor. Demokrasiyi hak etmiş olan Türkiye halklarımızın daha acılı bir süreci yaşamasından endişe duyuyoruz. Böyle bir sürecin önüne geçmek için Türkiye halkının, demokratik çevrelerin gereken refleksi ortaya koyacağı inancındayız.
Evrim Dengiz/Kenan Kırkaya
www.evrensel.net