ARASIRA

  • Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı, Emek Platformu’nu (EP) ikiye böldü. Bir tarafta Türk-İş, Hak-İş, Türk Kamu-Sen, Memur-Sen; diğer tarafta DİSK, KESK, TTB, TMMOB, Diş Hekimleri Birliği...


    Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı, Emek Platformu’nu (EP) ikiye böldü. Bir tarafta Türk-İş, Hak-İş, Türk Kamu-Sen, Memur-Sen; diğer tarafta DİSK, KESK, TTB, TMMOB, Diş Hekimleri Birliği...
    Türk-İş, Hak-İş, Türk Kamu-Sen, Memur-Sen yasaya olumlu sinyal verirken DİSK, KESK, TTB ve TMMOB ise yasayı 5 temel maddede reddediyorlar.
    Şimdi kafalar karıştı. Hem emekçilerin hem de onların ailelerinden oluşan toplumun önemli bir kesiminin... Yasayla ilgili kimin söyledikleri doğru? Hükümet ile ona olumlu sinyal veren Türk-İş’in başını çektiği örgütler mi, yoksa buna karşı çıkan KESK, DİSK, TTB ve TMMOB mi?
    Neden böyle oldu?
    Bunun için de önce Emek Platformu’na (EP) bakmak gerekiyor.
    EP, adından anlaşılacağı üzere emekçilerin temsilcilerinden oluşan bir platform.
    Bu platforma dönemsel katılımlar da oluyor zaman zaman.
    Gevşek bir örgütlenme. Bazı ortak sorunlar etrafından bir araya gelen bir yapılanma.
    Bu platformun amacı, daha çok emekçilerin ortak çıkarlarını tehdit eden ya da zarar veren gelişmelere karşı ortak tutum almak... Yani emekçilerin çıkarlarının geriye gitmesini engellemek.
    Fikir olarak oldukça iyi gözüküyor.
    Peki bu ortak tutum sonuç verici mi?
    EP’nin geçmişten bugüne kadarki pratiğine bakıldığında buna “evet” demek zor. Bunun nedeni de platformun güçsüz olmasından değil. Aksine, oldukça güçlü bir oluşum...
    O halde neden bunda başarılı olamıyor?
    Nedeni, birbirlerine rakip olmaları. Bu rakiplik, tam da kapitalist ilkelere göre işletiliyor.
    Yani birbirini vurmaya kadar gidebiliyor.
    Bu nedenledir ki, örgütlenme önündeki en büyük engel olan yüzde 10 barajı, noter tasdiki gibi emekçilerin aleyhine olan yasal zorunluluklar bile zaman zaman kimi örgütlerce ısrarla savunul(uyor)du. Çünkü bunlar, birbirlerini alt etmek ve koltukları korumak için oldukça imkan sağlıyor. Dolayısıyla böyle bir yaklaşımın kol gezdiği emek örgütlerinin bir ortaklaşmayı sağlamaları ne kadar mümkün? Büyük bir işçi kitlesi yasa ve fiili uygulamalardan dolayı örgütsüz iken, en temel hak olan örgütlenme hakkını kullandığı için kapı önüne konan işçi için sesini çıkarmayan emek örgütlerinin sadece SSGSS’ye karşı dik durmaları gerçekten mümkün olabilir mi(ydi)?
    SSGSS’ye karşı yasa taslağının oluşturulmasından bugüne kadar ortaya konan pratik dahi bunun için oldukça açıklayıcı.
    Örneğin, medyanın bu yöndeki duyarlılığı (gazetecilerin hak kayıplarına yol açtığından) olmasaydı, gerçekten bu pratikle bu yasanın olumsuzluklarından toplumun yeterince haberi olabilir miydi?
    Buna rağmen toplumun önemli bir kesimi, yasanın içeriğini yeterince biliyor mu?
    Durum aynı ve bir önceki “Sosyal Güvenlik Yasası”ndaki sürece benziyor. Türk-İş ve yine hükümete yakın örgütler, yasaya yeşil ışık yaktılar. Hükümete karşıt olan, yasanın gerçekten ne getireceğini gören örgütler ise bugün üretimden gelen güçlerini kullanarak, sağlık ve sosyal güvenliği tümden bireyselleştiren, kapitalist mantığa göre yapılandıran, mezarda emekliliği getiren; yani sosyal devlete nokta koyan girişimi engellemeye çalışacaklar. Oysa mevcut gelişmeler, böyle bir eyleme bile başvurmaksızın bir öncekine göre bu yasayı geriletmeye oldukça uygundu. Çünkü kapatma davasına karşı toplumdan destek arayan AKP, Emek Platformu’nun gücünü karşısına alamazdı.
    Hüseyin Deniz
    www.evrensel.net