DURUM

  • Ergenekon’la ilgili gelişmeler günlerdir yazılı basının ve televizyonların neredeyse baş konusu durumunda.


    Ergenekon’la ilgili gelişmeler günlerdir yazılı basının ve televizyonların neredeyse baş konusu durumunda. Dava yeni açılmadı. Ancak AKP’nin kapatılması için Yargıtay Başsavcısı iddianame ile Anayasa Mahkemesi’nin kapısına dayanınca, önceden açılmış davada bazı “gelişmeler” oldu. Gazeteci Selçuk, eski İTÜ Rektörü Alemdaroğlu ve İP Lideri Perinçek gözaltına alındı. Perinçek tutuklandı, diğerleri ise serbest bırakıldı.
    Ergenekon soruşturmasında daha önce emekli Tuğgeneral Veli Küçük tutuklanmıştı. Kamuoyu Veli Küçük’ü Susurluk olayından hatırlıyor. O dönemde göstermelik, olayın üzerini ve bağlantılarını örtmek amacıyla bazı sanıklar yargılanmış, ancak Veli Küçük’e dokunulamamıştı. Şimdilerde Ergenekon soruşturması daha çok hükümete karşı darbe girişimleri çerçevesinde soruşturuluyor ve asıl bağlantılar bu noktadan kurulmak isteniyor.
    Türkiye’nin siyasi tarihini az çok bilen hemen herkes, ülkede darbelerin emir komuta zinciri içinde yapıldığını, bunun dışına çıkan girişimlerin ise başarılı olmadığını bilir. Aydemir Olayı, 9 Mart, Sarıkız ve Ayışığı –ki bunların bazılarına darbe heveslisi bazı “solcuların” da kıyısından köşesinden bulaşması çok şaşırtıcı değildir- bunlardan bazılarıdır. Bunlar daha hazırlık aşamasında engellenmiş –emir komuta zinciri içinde- daha sonra da ilişkileri açığa çıkarılmıştır. Bugün Ergenekon ile açığa çıkarılan olay, bu türden bir olay mıdır? Hükümete ve onun destekçilerine bakılırsa öyledir! İşin içinde hükümete karşı bir komplo vardır ve Ergenekoncular ülkeyi istikrarsızlığa sürükleyerek darbeye zemin hazırlamak istemişlerdir. Burada kasıtlı olarak pek çok şey birbirine karıştırılmakta, ama işin esası açıkta kalmaktadır.
    Olayları doğru yorumlamak için bağlantıların iyi kurulması gerekir. Veli Küçük jandarmada komutanken, bu işlere görevli olarak atanmış, emir komuta zinciri dışında iş yapamayacak, belki de çok sayıdaki görevliden birisidir. Aslında o dönemde yürüttüğü faaliyet, kontr-gerilla faaliyetidir. Onlarca faili meçhul cinayet işlenmiş, mafya, devlet kontrolünde yeniden organize edilmiştir. Eğer Veli Küçük görevliyken yargılansaydı, yapılacak soruşturmanın emir komuta zinciri içinde yukarıya doğru uzanması, o zaman onun sorgulanmasına izin vermeyenlerin –ki şimdi de el bombası stoklarında bir eksik olmadığını söyleyenlerin- yakasına yapışmak gerekirdi. Ancak ülkede demokrasinin olmaması, halkın da gücünün bu yargılamaları yaptırmaya yetmemesi, işlerin bir noktada sınırlandırılması ile sonuçlandı. Devlet ve demokrasi tartışılamadı.
    Ergenekon soruşturması içerisinde ortaya inkar edilemeyecek delillerin çıkması ve Veli Küçük’ün tutuklanması, bütün bu ilişkilerin yeniden tartışılması gerektiğini orta yere getirdi. Ancak hükümet ve destekçileri şimdi bütün bunları tartışmayalım, açığa çıkarmayalım, işi hükümeti yıpratmak faaliyetleri ile sınırlayalım, elimizdeki belge ve bilgileri de asıl darbeyi yapacak –ve buna muktedir olan ama koşullar hazır olmadığından beklemede olan- olanlarla pazarlığın aracı olarak kullanalım politikası izlemektedir. Oysa yapılacak bellidir. Soruşturma ancak Veli Küçük’in komutanlarına doğru, yukarıya doğru ilerleyerek kesin bir sonuca vardırılabilir. Ama hükümet yukarıda özetlenen stratejiyi izlemekte, darbe söz konusu olduğunda zurnanın son deliği olacaklarla uğraşmaktadır. Kontr-gerilla faaliyetleri tartışılmamakta, bütün bilgi ve belgelerden “laikçileri” suçlamak için yararlanılmaktadır.
    Elbette bütün bunlar bir siyasi hesaplaşmadır. Bu hesaplaşmakta her yol mübah sayılmakta, ama işin kilit sorunları dışta bırakılmaktadır. Hükümet açıkça “beni rahat bırakın, işleri büyütmeyelim” demekte, başını Genelkurmay’ın çektiği, üst devlet kurumlarının da yer aldığı iktidar odağı ise, “üst devlet kurumlarını eline geçirmekten vazgeçmezsen, iktidar tekelimizi kırarsan seni götürürüz” demektedir.
    Kuşkusuz bütün bu gerici cephenin kapışması ve işlerin ortalığa dökülmesi halkın çıkarınadır. Ancak yığınlar kendi bağımsız politikaları ve tutumları ile hareket etmeyi başarabilirlerse, ortaya çıkan bu durumdan demokrasi, ülkenin bağımsızlığı ve sermayenin saldırılarının püskürtülmesi için yararlanabilirler. Yoksa “gelen gideni aratır” sözü gerçekleşir ve kitleler yeni aldanmalara sürüklenebilir. İşçi ve emekçi yığınların ileri kesimlerinin berrak bir politik bilinç ve cesaretle, inisiyatifle ve yetenekle hareket etmesi gereken bir süreçten geçiyoruz.
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net