Güçlü bir emekçi örgütlenmesi yaratmak işyeri çalışmasından geçer

Eğitim-Sen şube kongrelerini tamamlamış bulunmaktadır. Bizler kongreler sürecini yeterince anladık mı? Ya da kongre süreçlerinin sunduğu olanakları yeterince değerlendirdik mi?


Eğitim-Sen şube kongrelerini tamamlamış bulunmaktadır. Bizler kongreler sürecini yeterince anladık mı? Ya da kongre süreçlerinin sunduğu olanakları yeterince değerlendirdik mi? Kongreler geçmişin muhasebesinin yapıldığı, derlenip toparlandığı, emekçilerin birliğinin daha ileri taşındığı örgütlenme ve mücadele düzeyinin yükseldiği, sendikalarımızın emekçiler nezdinde güç itibar kazandığı bir süreç olmalıdır. Kongrelerimizin böyle ele alınmadığı ortadadır. Geçmişte o heyecanlı tartışmaların yaşandığı günlerden eser kalmadığını görmekteyiz.
Bu durumdan hepimizin dersler çıkarması gerekir. Sendikaların içindeki grupların da; grup çıkarlarını bir kenara bırakıp derlenip toparlanması gerekir. Kongre süreçlerini değerlendirirken; “işyeri” temsilcilerinin önemi, işyerlerinden kopan bağların yeniden bağlanması, sendikamız Eğitim-Sen’in yeniden bir güç olması vb. sorunların tartışılması gerekir.
Kamu Emekçileri sendikalarının yeniden büyümesinin ve güçlenmesinin yolu işyeri çalışmasıdır. Asıl olan hiçbir sanal aracı araya koymaksızın doğrudan üye ve işyerine ulaşılmasıdır. Yapılan eylem ve etkinlikler iş yerleri ziyaret edilerek anlatılmalıdır. Bu şekilde işyerleriyle canlı ve kopmaz bir bağ sağlanabilir. Bunun dışında mesaj, ileti veya başka bir sanal araçla sağlanamaz –bu yolla ancak işyerleri ve işyeri temsilcilikleri haberdar edilir.- Mücadeleye, eylem ve etkinliğe katılımı arttırması beklenemez.
Yönetici ve aktivistlerin zamanlarını sendika binaları yerine bizzat iş yerlerinde değerlendirmeleri mücadelenin örülmesi açısından sağlam bir alt yapı oluşturur. Kısaca yönümüzü işyerlerine çevirmeliyiz. Bize lazım olan; bireysel kariyerist vb. yaklaşımlar değil, kitlesel ve mücadeleci bir sendikal anlayıştır. Bunlar yapıldığında doğru bir mücadele hattına girilmiş olur.
Sermayenin demokrasiye ihtiyacı yoktur. Emekçilerin demokrasi diye bir dertleri vardır. Bu anlamda da demokrasi için emekçilerin daha çok mücadele etmeleri gerekir ve daha çok çaba göstermelidirler.
Örgütlenme çalışmaları, sendikaları emekçilerin yalnızca kendi sorunlarını ortadan kaldırmaları için değil, emekçilerin ortak çıkarları etrafında, aynı hedefler doğrultusunda hareket etmesinin olanaklarını yaratmak açısından da önemlidir.
Sermayenin saldırılarına karşı koymanın öncelikle, işyerlerinden geçtiğini, kitlesel bir güç olmadan bunun başarılamayacağını bilmeyen, görmeyen bir anlayışın sendikal hareketi ne kadar ilerleteceği tartışmalıdır.
Yeniden yapacağımız ilk iş; işyerleriyle, üyelerle kopan veya zayıflayan bağların tekrar kurulması, bağlanması, kuvvetlendirilmesi, işyeri örgütlerinin sağlamlaştırılması ve canlı bir örgütsel yaşamın oluşturulmasıdır. Aynı zamanda kitleye güvenen, mücadele kararları alan, kendini kadrolarla sınırlamayan bir mücadele hattının hayata geçirilmesi gerekir.
Kısaca tüm emekçileri bekleyen saldırı yasaları kapıda beklerken üç senden, beş benden olsunu tartışıyoruz. Bu sebeplerden dolayı karşı karşıya geliyoruz. Bu tutumlar mücadelenin selameti açısından doğru değildir. Emekçilere yönelik bu saldırılar ancak ve ancak birleşik mücadeleyle püskürtülebilir. Bu gün yapmamız gereken emek mücadelesini birleştirecek bir çalışmayı önümüze koymaktır. Bu birliği tabandan örerek işe başlamak kalıcı olması ve emekçilerin sürece katılması açısından önemlidir. Emekçilerin ana kitlesini mücadeleye katan ve birinin diğerini güçlendiren eylemlerle talepleri kazanana kadar kararlılıkla mücadele hattının sürdürülmesi gerekir.
Bu dönem kimin seçileceğinden çok emek mücadelesini ilerletecek hamleleri yapmak üzere gerekli kararları alan ve buna uygun bir mücadele hattı konusunda gerekli çağrıları yapan, tutum alan ve sınıftan yana tüm güçleri birleştirmeyi ve harekete geçirmeyi amaçlayan bir hat izlemek gerektiği gerçekliği ortadadır.
Orhan Alıcı Eğitim emekçisi (ADANA)
www.evrensel.net