KENT YAZILARI

  • Antik çağda Hermos adıyla anılan ve bin yıllardır medeniyetlerin yaşam kaynağı olagelmiş olan Gediz Irmağı’nın geleceğine yönelik senaryolar hiç de iç açıcı değil


    Antik çağda Hermos adıyla anılan ve bin yıllardır medeniyetlerin yaşam kaynağı olagelmiş olan Gediz Irmağı’nın geleceğine yönelik senaryolar hiç de iç açıcı değil. 400 kilometreyi aşan uzunluğuyla, ülkemizin en verimli tarımsal alanlarının yer aldığı Ege Bölgesi içindeki ikinci büyük akarsu olan Gediz’de, yıllardan bu yana sürdürülen kirliliğe ek olarak ortaya çıkan kuraklık, Gediz’e son darbeyi vurmak üzere. Hermos, göz göre göre cinayete kurban gitmek üzere...
    Uzun yıllardan bu yana süren boşvermişlik, kontrolsüz kentleşme ve vahşi sanayileşme, Gediz’de ölümün başlıca sorumlusu. Kütahya il sınırları içinde Murat Dağı’ndan doğarak başlayan, Uşak ve Manisa il sınırları içinden geçerek İzmir’in kuzeyinde denize dökülen Gediz, yüzyıllardır geçtiği, suladığı topraklara can veriyor. Oysa Gediz, bugün aynı topraklarda yaşayanlar tarafından hunharca öldürülüyor. Kütahya il sınırları içinden tertemiz başlayan şirin akarsu, Ege Denizi’ne kentsel ve endüstriyel atıklarla kirlenmiş, ağır metal yüklü, tehlikeli bir atık suya dönüşerek ulaşıyor.
    Gediz’de yaşanan kirlenme, salt ulaştığı kıyı için değil suladığı topraklar ve beslediği sulak alanlar açısından da büyük sorun elbette. Bir bölümü Gediz üzerinde, Salihli yakınlarında kurulu olan Demirköprü Barajı tarafından sulanan Gediz Ovası, yaşanan kirlenmenin tarım topraklarına ilk yansıyacağı alanlardan.
    Ancak, yaşanan kuraklık nedeniyle, barajdan bu yaz çok daha az suyun Gediz Irmağı’na bırakılacak olması, bu yaz aylarında asıl sorunun, baraj sonrasında Gediz’den faydalanarak sulanan topraklarda ortaya çıkacağını gösteriyor. Her ne kadar Gediz’in Demirköprü Barajı’na ulaşan bölümünde önemli oranda kirlilik olsa da, asıl tehlikeli kirlenme baraj sonrasında yaşanıyor. Bu durum, bu yaz aylarında kuraklıkla birlikte Gediz Irmağı’nda atık su-temiz su dengesinin atık sular lehine önemli oranda bozulacağını, Gediz’de tam ölümün yaşanacağını gösteriyor.
    Gediz’de var olan kirlenmenin kuraklıkla birleşmesi, iki önemli doğal yaşam alanı için de bu yaz aylarını kritik hale getiriyor. Bunlardan en önemlisi, hiç kuşkusuz İzmir Kuş Cenneti olarak bilinen ve Ramsar Sözleşmesi kapsamındaki sulak alanlardan olan Gediz Deltası. Bir diğeri ise Demirköprü Barajı’ndan su verilerek yaşamın sürdürülmeye çalışıldığı, Ramsar niteliklerine sahip sulak alanlardan olan Gölmarmara Gölü. Her iki alan da su kuşları açısından yaşamsal öneme sahip yerler. Önümüzdeki yaz ayları, hem bu alanlar hem de su kuşları için çok zor geçecek.
    Bunca olumsuzluğa neden olan Gediz kirliliğinin altında, Havza içinde konumlanmış, arıtma tesisi bulunmayan irili ufaklı çok sayıda yerleşmenin yanı sıra sanayi tesislerinin ve organize sanayi bölgelerinin “pis” imzası var. Gediz’i ve can verdiği alanları ölüme sürükleyen kirlenmenin başlıca sorumluları, hiç kuşku yok ki tarihe geçecek bir vurdumduymazlık, uyuşukluk içindeki sanayi tesisleri.
    Gediz’i kirleten sanayi tesisleri, Gediz’in yukarı kesimlerinden, denize döküldüğü İzmir sahillerine kadar hemen her noktada olumsuz katkısını esirgemiyor yıllardır. Örneğin; 1985 yılında kuruluşu gerçekleşen ve yaklaşık 22 yıl arıtma tesisi olmadan sanayi tesislerinin üretim yaptığı Uşak Organize Sanayi Bölgesi, Gediz’in bugünlere gelmesinin önemli sorumlularından. Uşak Organize Sanayi Bölgesi’nde arıtma tesisinin 2007 yılında açılabilmiş olması, geleceğe yönelik bir umut ışığı olsa da, aynı zamanda yıllar süren ihmalin somut göstergesi.
    Kula çevresinde, arıtma olmaksızın üretim yapan, üretim yapmalarına göz yumulan deri sanayi tesisleri de Gediz’in bugünlere gelmesinin önemli sorumlularından. Gediz’in verimli topraklara kavuştuğu Manisa il sınırları içinde, salt Kulalı sanayiciler değil kirletenler elbette. Salihli, Alaşehir, Turgutlu ve Akhisar çevresinde kurulu tesislerin de çok büyük bölümü bu cinayetin ortağı.
    Ancak, ne acıdır ki Gediz kirliliğinden en çok şikayetçi olan İzmir, aynı zamanda yaşanan kirlenmenin de başlıca sorumlularından. Hem de bu kirlenme, İzmir’in içinden Gediz Irmağı geçmeyen Kemalpaşa ilçesinden kaynaklanıyor. Kemalpaşa Ovası’na yıllardır can veren, ülkemizin en güzel kiraz bahçelerinin de can damarı olan Nif Çayı, bugünlerde arıtma geleneği oluşmayan sanayi tesislerinin atıklarıyla dolarak, Gediz’e ölüm taşıyan ana kanalizasyon hattından başka bir şey değil ne yazık ki.
    1970’li yıllarda sanayi tesislerinin kaçak yapılaşmasıyla başlayan Kemalpaşa Sanayi Bölgesi, 1990’lı yılların başında DPT tarafından “arıtma tesisi kurulması”, “kirlenmenin durdurulması” amacıyla ve “yeni sanayi tesisleri kurulmaması” koşuluyla organize sanayi bölgesine dönüştürülmüş yerlerden. Oysa ki, geçen 15 yılı aşkın sürede arıtma tesisi kurulmadığı gibi, DPT kararının aksine, tesis sayısında ve kirlenmedeki artış, küstah ve korkutucu.
    Gediz’in beslediği toprakların, can verdiği sulak alanların, yaşanan kuraklıkla birlikte tam ölümü yaşayacağı günler giderek yaklaşıyor. Hermos’un ölümü, binyıllar sonra kendi çocuklarının elinden olacak gibi görünüyor.
    Necati Uyar
    www.evrensel.net