AVRUPA GERÇEĞİ

  • Dün Bükreş’teki “Halk Sarayı”nda başlayan NATO Zirvesi, örgütün 49 yıllık tarihindeki en geniş toplantı olma özelliği taşırken, Avrupa basınına göre taraflar arasındaki gerilim de doruğa çıkacak.


    Dün Bükreş’teki “Halk Sarayı”nda başlayan NATO Zirvesi, örgütün 49 yıllık tarihindeki en geniş toplantı olma özelliği taşırken, Avrupa basınına göre taraflar arasındaki gerilim de doruğa çıkacak. Zirve öncesinde ABD ile Almanya ve Fransa liderleri tarafından yapılan açıklamalara bakılırsa, zirvede “Doğu’ya genişleme” konusunda bir uzlaşma beklenmiyor.
    Taraflar arasında çatışmanın üzerinde yoğunlaştığı ülkeler ise Ukrayna ve Gürcistan. Her iki ülkede de ABD ve AB işbirlikçileri yönetimi entrikalarla elde etmişti. Entrikalar sırasında ABD ile aynı safta yer tutan Almanya, Fransa ve diğer Batı Avrupa ülkeleri şimdi her iki ülkenin temelde NATO’ya üye olmasına karşı olmadıklarını, üyelik perspektifinin verilmesi gerektiğini, ancak tam üyelik için henüz “doğru zaman”ın gelmediğini söylüyor.
    Hatta Almanya Başbakanı Angela Merkel daha ileri giderek, iki ülkenin üyeliğine bugün karşı oluşunu aynen şöyle gerekçelendirdi: “Halk arasında NATO’ya üyelik konusunda tam desteğin olmadığı ülkeler ile bölgesel ya da iç çatışmalar nedeniyle sorunlu olan ülkeler NATO’ya üye yapılmamalı” (Der Spiegel, 14.03/08)
    Bu cümlede tarif edilen ülkelerin Ukrayna ve Gürcistan olduğu açık.
    Merkel’in Ukrayna’nın üyeliğine karşı oluşunu “halk desteği” ile açıklaması elbette ilginç. Gerçekten de yapılan anketlere göre Ukrayna’da halkın sadece yüzde 26’sı NATO üyeliğinden yana. Ezici bir çoğunluk karşı çıkıyor. Bu durumda ülkede NATO üyeliği üzerinden iç çatışmanın yeniden alevlenmesi, Batı yanlılarının elde ettiği mevzileri kaybetmesi kuvvetle ihtimal...
    Burada Ukrayna’da halkın tutumunu kendi politikasına dolgu malzemesi yapan Merkel’in, aynı durum kendi politikalarına karşı söz konusu olduğunda görmezlikten geldiğini belirtmemiz gerekiyor. Örneğin Alman halkının yüzde 82’si Afganistan’a gönderilen askerlerin geri çekilmesini istiyor. Ancak bayan Merkel bunu yıllardır duymazlıktan geliyor. Keza aynı şey iç politikada yapılan hak kısıtlamaları için de geçerli.
    ABD, Rusya ve AB arasında tartışma konusu olan Ukrayna ve Gürcistan’ın Rusya’ya komşu olması nedeniyle, NATO’nun Rusya sınırına dayanarak bu ülkeyi tehdit etmeye başlaması büyük bir tehlike olarak kabul ediliyor. En azından Rusya, kendisini çevrelemeyi hedefleyen ABD’nin bu planının büyük bir tehlike arz ettiğinin bilincinde. Keza, söz konusu her iki ülke Rusya açısından stratejik öneme sahip. Özellikle Ukrayna’nın enerji koridoru, ekonomi ve silah sanayi açısından hayati önemi bulunuyor.
    AB, her iki ülkede önce ABD’yle birlikte Batı yanlısı güçleri destekleyerek, Rusya yanlısı güçlerin devrilmesine tam destek verirken, bugün işlerin tersine döndüğünü fark etmiş bulunuyor. Bugün “yaşlı Avrupa”yı, NATO’nun Ukrayna ve Gürcistan’ı da içine alarak “daha doğuya” genişlemesinin önüne takoz koymaya zorlayan tutumun arkasında, enerji bakımından giderek daha fazla Rusya’ya bağımlı hale gelmesinin önemli bir rol oynadığının altını çizmemiz gerekiyor.
    Batı Avrupa ülkelerinin çoğunun, doğalgaz ve petrol bakımından bu yüzyıl içerisinde Rusya’ya adeta mahkum olacağı biliniyor. Rusya’nın Batı Avrupa’ya giden doğalgaz vanalarını kapatması durumunda bölgenin soğuktan donacağını söylemek hiç de abartı olmayacaktır. Kaldı ki, 2006’nın başında Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan “doğalgaz krizi” bunun ipuçlarını vermişti.
    Özetle, Rusya ile ABD arasındaki çatışma koordinatları üzerinde bulunan Ukrayna ve Gürcistan’da taraflar arasında kıyasıya mücadele sürerken, Rusya hem kendi güvenliği hem de stratejik öneme sahip iki ülkeyi bütünüyle ABD’ye kaptırmamak için olanca gücüyle direneceğinin işaretlerini veriyor. Evet, Rusya’nın elinde iki ülkenin üyeliğini engelleyecek bir “veto hakkı” yoktur, ancak veto hakkından da önemli olan enerji kaynaklarına sahip ve bunu bir tehdit unsuru olarak kullanmaktan çekinmiyor.
    İşte; Batı Avrupa ülkeleri bugün, yıllardır ABD ile Rusya arasında kurmaya çalıştığı dengeli ilişkide, ibreyi hangi tarafa çevirmenin gelecekte daha yararlı olacağının kararını verme ile karşı karşıya. Bu bakımdan NATO Zirvesi’nden çıkacak sonuç ya da sonuçlar, günümüz dünyasında emperyalist kutuplar arasında sürmekte olan pazar paylaşımı kavgasında, safların geçmişe göre biraz daha belirginleşmesi konusunda büyük bir öneme sahip.
    Bu zirvede de muhtemelen Bush ve ekibi Doğu’ya genişlemede istediğini alamayacak, ancak füze savunma kalkanlarının Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nde kurulması konusunda destek alacak. Ama, Der Spiegel’in yazdığına göre Bush, bununla da kalmayacak; her iki ülkeye kurulacak sistemin Avrupa’yı korumaya yetmeyeceğini söyleyecek, ardından da Norveç ve Türkiye’ye de aynı sistemlerin kurulmasını talep edecek. En önemlisi de bunların maliyetinin Batı Avrupa tarafından üstlenilmesini dayatacak.
    Frankfurter Rundschau’dan Thorsten Knuf’un yazdığına göre, zirvenin yapıldığı “Halk Sarayı” Pentagon’dan sonra dünyanın ikinci büyük binasıymış. Doğu Bloku çökmeden önce dönemin Devlet Başkanı Nicola Çavuşesku tarafından kullanılan saray, şimdi parlamento binası. Binanın büyük güçlerin çöküşüne tanıklık ettiği belirtiliyor. Öyle görünüyor ki, “Halk Sarayı”, yarım yüz yıllık geçmişe sahip emperyalist-militarist savaş aygıtı NATO’nun parçalanmasında da önemli bir rol oynayacak gibi.
    Çünkü bu savaş aygıtı hem kendi içinde bölünme hem de Afganistan’da büyük bir yenilgi ile karşı karşıya...
    Yücel Özdemir
    www.evrensel.net