TABLO

  • Ergenekon operasyonu, Kuzey Irak operasyonu, parti kapatma davası yanı sıra sosyal güvenlik ve sağlık sistemini çökerten SSGSS Yasası tartışmaları ile yoğunlaşan Türkiye gündeminin bu denli yoğunluğuna rağmen...


    Ergenekon operasyonu, Kuzey Irak operasyonu, parti kapatma davası yanı sıra sosyal güvenlik ve sağlık sistemini çökerten SSGSS Yasası tartışmaları ile yoğunlaşan Türkiye gündeminin bu denli yoğunluğuna rağmen, ekonominin tıkanma noktasına geldiğinin tartışılması bu sorunun gölgelenemeyecek kadar ağırlaştığını bir kez daha göstermiştir.
    Bugüne değin hormonlu istatistiki verilerle "güçlü" gibi gösterilmeye çalışılan ekonominin sürdürülebilir bir yapıya sahip olmadığı, "kağıttan bir ekonomi olduğu" artık anlaşılmıştır. Neden mi?
    Çünkü üretimden yoksun, ithalata dayalı, tüketime yönelen bir ekonomi son yıllarda giderek tek seçenek haline gelmiştir.Ayrıca Türkiye üretim araçlarının kimisi devre dışı bırakılmış, kimisi tekellere peşkeş çekilerek üretim terk edilmiş ve kendi iç dinamiğini kaybetmiştir.
    Buna rağmen ithalata dayalı ihracatı "başarı gibi" gösteren işbirlikçi ve dolar maaşlı ekonomistlerin patlama noktasına gelen ithalatı görmezden gelmesi anlaşılabilir bir durum değildir.
    Türkiye'nin tarihsel iktisadi birikimi olan kamu işletmelerinin yok pahasına peşkeş çekilmesinin bedelini, yabancı rantçıların yüksek faiz karşılığında, bono-tahvil-mevduat üçlüsüne yatırdıkları ve Türkiye'de serseri mayın gibi dolaşan "sıcak" parayı , "Türkiye'ye gelen sermaye" gibi sunulması da gerçeği değiştirmemiştir.
    İşsizliğin , yoksulluğun ve borçlanmanın sürekli arttığı, artık yurttaşların feryat etmeye başladığı şu günlerde; çeşitli hesaplama yöntemlerinin değiştirilerek kişi başına milli gelirin arttığını iddia etme aptallığı o kadar sırıtmaktadır ki, sokakta mikrofon tutulan her yurttaş bu saçmalığa inanmadığını, bu verilerin yalan olduğunu haklı olarak öfkeyle ifade etmektedir.
    Kağıt üzerinde yapılan hesaplamalara göre, toplamda elde edilen Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın (GSYH) toplam nüfusa bölünmesiyle, kişi başına düşen gelirin 9 bin 333 dolar olduğunu iddia etmek , bir anlamda çaresizlik içinde psikolojik ikna yöntemine başvurulduğuna işarettir. Çünkü yaşamın gerçekleri ile kağıt ekonomisi yönetenlerin gerçekleri farklıdır.
    Tekelci sermaye ve onun finans örgütleri olan IMF -DB-DTÖ gibi kuruluşların AKP eliyle yürüttüğü sömürü programını sahiplenen kimi çevreler bile artık ekonominin tıkanma noktasına geldiğini, ekonominin tehlike sinyali verdiğini itiraf etmektedirler.
    Halkın gerçeklerini dikkate almayan, ekonomiyi; vatan haini borsa, doviz ve faiz üçlüsüne hapseden bir " üç kağıt " ekonomisiyle nereye kadar gidilebilirdi ki?
    Artık yolun sonu görünmüştür. Bu nedenle yaratılan suni gündemleri ciddiye almadan, emekçiler ile tekelci sermaye ve onların işbirlikçileri arasındaki hesaplaşmayı derinleştirmek gerekir.
    Değiştirilemez madde olarak tanımlanan Anayasa'nın 2.maddesinde "sosyal devlet" ilkesi tasfiye edilirken sesi çıkmayan güçlerin, olmayan laiklik üzerinden fırtınalar koparması samimi olmadıklarının en iyi işaretidir.
    Bu kısırdöngü içinde halkı sömüren güçlerin iktidarı paylaşmak adına girdikleri bu çatışmanın halkı ve emekçileri kendilerine yedeklemeye çalıştıklarını da gözden kaçırmamak gerekir.
    SSGSS ile başlayan hesaplaşmada emekçilerin, safını iyi tutması ve bu haklı ve meşru davada, omuz omuza olmaktan başka şansları yoktur.
    Güçlü bir dayanışma sağlanması durumunda, emekçilere yaşamı zehir eden seçkinci sınıf ve onların temsilcisi AKP iktidarı hak ettiği yenilgiyi alacak ve güvendikleri kağıttan ekonomilerinin altında kalacaklardır. Ve bu yenilgi, halkta ve emekçilerde bir özgüven yaratacaktır.Bu nedenle ortak mücadele dışında bir çözüm yoktur.
    Hasan Hüseyin Kırmızıtoprak
    www.evrensel.net