EMEK GÜNLÜĞÜ

  • İşçi ve emekçiler, 13-14 Mart’ta olduğu gibi 1 Nisan’da da, AKP’nin vurdumduymazlığına karşı sokaklardaydı. Emekçiler ne istiyorlar: Herkese sağlık, güvenli bir gelecek.


    İşçi ve emekçiler, 13-14 Mart’ta olduğu gibi 1 Nisan’da da, AKP’nin vurdumduymazlığına karşı sokaklardaydı. Emekçiler ne istiyorlar: Herkese sağlık, güvenli bir gelecek.
    Bunu nasıl istediklerini ayrıntılarıyla alanlarda haykırdılar ve haykırmaya devam ediyorlar.
    AKP Hükümeti’nin çıkarmaya çalıştığı yasa, işçi ve emekçilerin vicdanında mahkum olmuş durumda. Fakat AKP ısrarla yasayı övüyor, yasanın işçi ve emekçilerin çıkarları için çıkarılacağına ikna etmeye çalışıyor. Bizim ülkemizde, yanlışlıkla veya bir kırıntı olarak yasaların içinde işçi ve emekçilerden yana bir madde olsa, sermaye örgütleri ve patronlar yeri göğü yıkar, yasayı engellerler. Burada öyle bir durum yok; tersine, patronlar keyifle oturmuş manzarayı seyrediyorlar. Arkasından gelecek olan istihdam paketinin hazırlıklarını yapıyorlar. Çünkü bu son vuruşu yapıp, kıdem tazminatını kaldırıp, uzun seneler sürecek ve kölece çalıştırmanın olanaklarını yakalayacakları bir ortam bulacaklarını düşünüyorlar. Kimi hükümet yanlısı ve arka bahçe olmak için yarışan sendika ve sendikacılara rağmen, işçi ve emekçiler yasaya karşı mücadelelerini sürdürüyorlar. Türk-İş Genel Merkezi’ne rağmen, sendika merkezleri ve şubeler mücadelenin içerisinde yer alıyorlar.
    Emekçiler, Ankara’da barikatları yıkarak talepleri için meydanlara yürüdüler. Şimdi, 6 Nisan mitingini güçlendirmenin, 1 Mayıs’a doğru yeni adımlar atmanın; kitlesel, yaygın bir mücadele gününü hayata geçirmenin zamanıdır. Güçlü ve yaygın 1 Mayıs için 13-14 Mart’ta işçi ve emekçileri birleştiren hatta yürüme, fabrika ve işyeri temelli bir çalışma başlatma zamanıdır. Bunu yeniden yaratmak ve güçleri birleştirmek ile güvenli bir geleceğe doğru yürümüş oluruz.
    Böylesi bir süreçte, emek ve demokrasi güçlerinin sorumluluklarını unutmadan, sınıfın birliğini öne çıkarmaları gerekli. 1 Mayıs’ın özüne uygun, güçlü ve kitlesel olması için çalışmalıyız. Bunu nasıl başaracağız, nasıl hayata geçireceğiz?.. 70 milyonun yaşadığı ve 20 milyona yakın işçinin çalıştığı bir ülkede, temel olan fabrikalardır. 13 ve 14 Mart eylemlerinde emek ve sermaye güçlerinin sınandığı yer, fabrikalar olmuştur. Alanlara çıkanlar, işyeri ve fabrikalardaki örgütleri üzerinden böylesi bir güce ulaşmışlardır. Fabrikaların, temel işletmelerin, sanayi sitelerinin olmadığı; gösterilerin, grevlerin yaşanmadığı koşullarda 1 Mayıs ruhuna ve özüne göre mücadele gününe dönüşmez.
    Saldırlar tüm yoğunluğuyla devam etmektedir. AKP, demokrasi ve özgürlükleri; kendi partilerinin kapatılıp kapatılmamasına ve kendisine oy veren seçmenlerin bir kısmının taleplerine indirgemiştir. AKP ve Başbakan’ın ben merkezci demokrasi tutumuna karşı bir hat oluşturmak, mücadeleyi anlamlı kılacaktır. Emek, barış, demokrasi ve güvenli bir gelecek taleplerin iç içe geçtiği bir gün olacaktır 1 Mayıs. Mart ayında, ezilen ve ulusal hakları çiğnenen bir halkın, kendisini yeniden alanlarda gösterdiği; ‘ben buradayım’ dediği, barış taleplerinin haykırıldığı bir Newroz yaşanmıştır. İşçi ve emekçiler, mart ayını gösteriler ve grevler ayına çevirmişlerdir. Mart ayı, Türk ve Kürtlerin ve her milliyetten Türkiye işçi sınıfının ve kamu emekçilerinin taleplerinin ortaklaştığı bir süreç olmuştur. Bu iki temel güç; emek ve demokrasi güçleri, yeni bir sürecin başlangıcı olacak bir hat oluştururlarsa, güçlerini birleştirirlerse, sermaye ve egemen güçler saldırıları durdurmak zorunda kalacaklardır.
    Böyle olabilmesi için fabrikaların, sanayi sitelerinin, emekçi semtlerinin, okul ve hastanelerin geniş bir örgütlenme faaliyetine girmesi; iş bırakarak alanları doldurması gerekmektedir. Bunu başarmak zor değildir. Sadece çalışmayı gerektirir.
    Seyit Aslan
    www.evrensel.net