MERCEK

  • Türk-İş Yönetim Kurulu’nun, aralarında bu konfederasyona bağlı kimi sendika ve sendika şubeleriyle üyelerinin de bulunduğu emekçilerin Ankara ve İstanbul başta olmak üzere ...


    Türk-İş Yönetim Kurulu’nun, aralarında bu konfederasyona bağlı kimi sendika ve sendika şubeleriyle üyelerinin de bulunduğu emekçilerin Ankara ve İstanbul başta olmak üzere ülkenin çeşitli kentlerinde SSGSS tasarısının geri çekilmesi talebiyle gerçekleştirdikleri 1 Nisan eylemlerine karşı açıklaması, sendika ve konfederasyonların üst yönetimleriyle üye tabanı arasındaki ilişkinin sorgulanması zorunluluğunu bir kez daha gündeme getirmiştir.
    Türk-İş üst yönetimi, açıklamasında, “Emek Platformu’nun son toplantısında aldığı karara bağlı” olduğunu söylemesine karşın, “müzakere edilen bir tasarının müzakereler sonrasında ‘geri çekilsin’ denilmesini tutarlı bulmamakta, geri çekilme talebinin gecikmiş bir talep olduğuna inanmaktadır” açıklamasıyla “yapılacak bir şey kalmadığı(!)” imasında bulunmaktadır. Bu açıklama, AKP Hükümeti’ne ve büyük sermaye çevrelerine verilmiş açık desteğin ilanıdır! AKP Hükümeti’nin uluslararası ve işbirlikçi sermayenin çıkarları için yürüttüğü iktisadi-sosyal politikalar karşısındaki suskunluklarını, “kendi tabanlarının bu saldırılardan rahatsızlık duymaması”yla izaha kalkışan Türk-İş Başkanı ve üst yönetim, hükümet partisinin “riya” taktiklerini benimsemiş görünmektedir. Hükümet sendikası gibi hareket eden Hak-İş ve Kamu-Sen ile birlikte, üye tabanını mücadeleden alıkoymak için her tür yönteme baş vuran Türk-İş üst yönetimi, bu ibretlik açıklamalarla işçi ve emekçilerin örgütlerinin tepesine çöreklenmiş sermaye kurulu olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu. Türk-İş üst kurulu böylece, sermaye ve hükümetini, hakları için alanlara çıkan emekçiler karşısında cesaretli davranmaya çağırmış; meydanlara çıkmanın “zamansız”, “gecikmiş” ya da “etkisiz” oluşunu ilan ile yanında olduğunu ilan etmiş oldu. Bu açıklamasıyla o, saldırıları püskürtmek ve önceki süreçlerdeki mücadelelerinin ürünü olan hakların gaspını önlemek amacıyla harekete geçen emekçileri, barikat örerek, saldırarak ve saflarında bozgun yaratarak etkisizleştirmek isteyen kuşatma güçlerinin yanında olduğunu da göstermiş oldu.
    Türk-İş’in açıklamasında açıklık kazanan tutumuyla Hak-İş, Kamu Sen gibi hükümet yedeğindeki sendika yönetimlerinin politikası elbette, sadece SSGSS saldırısı karışsındaki tutumla sınırlı değildir. Bu tutum ve politika, sermaye yanlısı uzlaşmacı ve işbirlikçi sendikacılığın bu örgütlerin yönetimlerine egemen olmasının ürünüdür. Burjuvazi, hükümetleri ve devlet ile işçi sınıfı ve emekçiler arasındaki mücadelenin hemen her alanında burjuva işbirlikçi sendikacılık, neredeyse “doğal bir sınıf güdüsü”yle emekçilerin karşısına geçerek bin bir türlü entrika ve taktikle onları güçten düşürmeye ve etkisiz kalmaya zorlamaktadır. Aykırı durumların gelişmesi ise, ancak işçi-emekçi tabanından gelen baskılar sonucu mümkün olmaktadır. 14 Mart eylemlerinin hazırlanması sürecindeki gelişmeler ile Türkiye emekçi tarihinin 1989-90 Bahar Eylemleri ve sonrasındaki genel eylemlerinde olduğu gibi, işçi-emekçi tabanındaki mücadele kararlılığının yönetimler üzerinde oluşturduğu baskı sonucu, -o da “dostlar alışverişte görsün” hesabına- “eylem kararları” alınmakta ve eylemlerin olanaklı en kestirme yoldan bitirilmesi tutumuyla “tabana uyulmakta”dır!
    Türk-İş başta olmak üzere sendika üst yönetimlerinin bu politikası ve işbirlikçi çizgisi, işçi sınıfı ve emekçi kitlelerinin ve özellikle onların en ileri kesimlerinin önüne, birbiriyle bağlantılı ikili bir görev ve sorumluluğu, mücadelenin her anında ve alanında sürekli çıkarmaktadır. Kendi sınıf örgütlerini sahiplenmenin en doğru yolunun örgütlerini bu sermaye işbirlikçilerinin işgalinden kurtarmak ve o safhaya kadar da, onları emekçilerin hakları için aşağıdan zorlamayı ihmal etmeksizin, beklentiye girmeksizin mücadele için sorumluluğu üstlenmek! Bugüne dek ortaya çıkan grev, direniş, genel eylem vb emekçi mücadelelerinin çok belirgin olarak kanıtladığı, sendika ağalarından işçilerin ve öteki emekçi kesimlerinin çıkarları ve hakları için mücadele beklentisinin her defasında boşa çıktığıdır. Her bilinçli işçi, “iş başa düşmüştür”, “sorun bizim sorunumuzdur”, “ya haklarımıza sahip çıkmak ve sermaye ve uşaklarına geri adım attırıp kendi iktidarımıza giden yolu açmak üzere aktüel taleplerimiz için kararlıca direneceğiz, ya da bizi baskıyla hileyle susturup sömürmeye ve her geçen gün daha fazla yoksunluğa mahkum etmeye devam edecekler” düşüncesiyle hareket etmek; yerel platformlarda, fabrika, işyerleri, kurumlar, sanayi bölgeleri vb yerlerde bir araya gelerek hem direnişi daha ileriden örgütlemek hem de bunun da dayanağı olmak üzere örgütlülüğünü güçlendirmek ve sağlamlaştırmak zorundadır. Hareketin ilerlemesinin/ilerletilmesinin en önemli dayanağı bu olacaktır.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net