GERÇEK

  • Daha önce Emek Platformu’nun adını anmak istemeyen, yüz binlerce emekçinin alanlara inmesini görmezden gelen ya da polisle itiş kakışları haber yapan sermaye medyası, birkaç gündür EP’e çok merak sardı.


    Daha önce Emek Platformu’nun adını anmak istemeyen, yüz binlerce emekçinin alanlara inmesini görmezden gelen ya da polisle itiş kakışları haber yapan sermaye medyası, birkaç gündür EP’e çok merak sardı. Haberlerinin esası da; “Emek Platformu’nda çatlak”, “Emek Platformu’nda bölünme” üstüne. Çünkü; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası’na (SSGSS) 19 maddede itiraz eden Emek Platformu’nun kararlarına imza attıktan sonra, hükümetle itiraz ettikleri maddelerin üçünde anlaştıktan sonra mücadele alanlarını terk eden sendikacılar, alanlara çıkan sendikaları ve sendikacıları “tutarsızlıkla” suçluyorlar. Yetinmiyorlar, alanlara çıkanların EP’in içinden birkaç örgüt olduğunu, kendi siyasi amaçları için eylem yaptıklarını söylüyor, böyle giderse EP’nin dağılacağından dem vuruyorlar... Bir ağız dalaşı yaratarak, üyelerine “Biz tutarlı davrandığımız için eylem yapmıyoruz. Asıl onlar, hükümetle varılan mutabakata uymadı” demek istiyorlar. Tıpkı, iş pazarlığa döküldüğünde hükümet ve patronlar cephesinin galip gelme ihtimalinin artması gibi, iş laf ebeliğine kalınca sermayenin propaganda merkezlerinin de desteği ile mücadele alanlarını terk etmiş olanların sesinin daha gür çıkacağını hesaplıyorlar. Hele salı günkü eyleme kendi tabanlarından da destek olduğunu, üstelik fikren ve gönülden desteğin alanlara çıkanlardan çok daha fazla olduğunu hissettiklerinden, haklı olduklarını kanıtlamak için debeleniyorlar; apaçık gerçekleri baş aşağı çevirmeye çalışıyorlar.
    Her şey bir tarafa da, bu sendikacıların; alanlara çıkan sendikaları “kendi siyasi amaçları için alanlara çıkmaya devam ettikleri” biçiminde suçlamaları, doğrusu çok ilginç! Böylece onlar, SSGSS’de tüm itirazlarını kabul ettirdiklerini mi düşünmektedirler ki, emekçilerin hakları için alanlara çıkılmasını eleştiriyorlar. Yoksa o, “itirazımız var” dedikleri SSGSS taslağındaki 19 madde neydi? Ya da; hükümetle kapalı kapılar ardında anlaşıp, öne sürülen taleplerden bir iki görüşmeyle vazgeçmek mi siyasi amaç gütmektir, yoksa emekçilerin talepleri için mücadele etmek mi? Kaldı ki; eğer izlenen siyaset emekten, emekçilerden yanaysa sendikaların siyaset için sokaklara dökülmesinin nasıl bir zararı vardır?
    “EP bölünür” iddialarına gelince... EP zaten böyle, ancak platformu oluşturan sendikaların çoğunluğu anlaştıkları ölçüde dirilen, aksi halde sönen bir platformdur. Dolayısıyla bugün, “Ayrı davranırsanız bölünür ha” gibi tehditler anlamsızdır. Kaldı ki; emek mücadelesinin ilerlemek isteyen güçlerini geri çeken bir EP’in de, emek mücadelesine bir yararı olamaz. Ve EP de, EP’in arkasındaki emekçi yığınları da bu türden ayrımlar, ayrışmalar, yeniden oluşan birlikler üstünden gerçekleri görecekler, ahkam kesmekle mücadelenin aynı şey olmadığını, yığınların mücadelesiyle pazarlıkların arasındaki ilişkiyi doğru bir biçimde kuracaklardır.
    Ama, emeğin çıkarlarını savunmaktan söz ediyor ve EP’i de bu mücadelenin en üst örgütü olarak görüyorsak, EP’in amaçlarının dışına çıkanlar, ortada mücadele halinde emekçiler varken ve talepler karşılanmamışken alanları terk eden sendikacılar, EP’i bölmektedir. Ve eğer bir bölünme ve sorumluluktan söz edilecekse, EP’i bölme sorumluluğunu taşıyanlar, siyasi yakınlık içinde bulundukları hükümetle kapalı kapılar ardında anlaşanlardır. Emekçiler onlardan hesap soracaktır. Üstelik sadece kendi üyeleri değil, SSGSS’den zarar gören 70 milyon halka karşı hesap verecek konuma düşmüşlerdir.
    EP’i, daha da önemlisi mücadeleyi bölenler, her zaman olduğu gibi, mücadelenin en temel zaafını kullanmaktadırlar; işçi sınıfı ve emekçilerin ana kitlesini kucaklayan örgütlerin zayıflığını! Dolayısıyla yaşanalar; işyerlerindeki örgütlenme, şubelerin etkinliğinin artırılması, yerel platformların yaygınlaştırılması ve mücadeleye daha kararlı bir biçimde sarılmaları ve nihayet, işçi sınıfı ve emek mücadelesinin bu taban üstünden yeniden birleştirilmesi görevini unutmamayı göstermiştir. Hele yığınların taleplerinin canlı, mücadelenin hayli yüksek olduğu bir dönemde, taban örgütlerinin geliştirilip etkinliğin artırılması, işyerlerinden başlayan mücadelelerin birleştirilmesi, sendika üst yönetimlerinin bu mücadele tarafından baskılanmasının sağlanması, önümüzdeki dönemin acil görevleri olmaya devam etmektedir.
    Burada bir atılım sağlanana kadar da, Emek Platformu içinde bölünmeler, birleşmeler, mücadeleyi arkadan hançerleme girişimleri eksik olmayacaktır.
    Ancak mücadelenin ateşini yükseltecek gelişmelerin eksik olmayacağı düşünüldüğünde, (İstihdam Paketi ile kıdem tazminatı dahil yeni hak gasplarının, kriz bahanesiyle alınacak önlemler, sendikalar yasası, özel sektörde TİS görüşmeleri...) işyerlerinden başlayacak mücadeleler için yeni olanaklar ortaya çıkacaktır. Bu yüzden SSGSS’nin Meclis’ten geçmiş olması, mücadelenin sonu olmadığı gibi, bu alandaki mücadelenin bile bittiği anlamına da gelmeyecektir. Çünkü uygulamada gerçekler görüldükçe, talepler yeniden yeniden gündeme gelecektir. Mücadelenin doğası budur.
    İ. Sabri Durmaz
    www.evrensel.net