Ortaya karışık savaş filmleri

Amerikan sinemasında savaşa ilişkin filmler çekilmeye devam ediliyor. Bu hafta, bunlardan ikisi bizim sinemalarımızda da gösterilmeye başlayacak


Amerikan sinemasında savaşa ilişkin filmler çekilmeye devam ediliyor. Bu hafta, bunlardan ikisi bizim sinemalarımızda da gösterilmeye başlayacak.
11 Eylül’den sonra ABD’nin açtığı “teröre karşı savaşa”, Afganistan, Irak işgallerine gönderme yapan iki film Kıyamet Öyküleri (Southland Tales) ile Bakış Açısı (Vantage Point). Filmlerin bir ortak yanı, politik olarak net mesajlar vermekten kaçınmaları. Savaşla ilgili birtakım tereddütlere yer verseler de, sonunu özellikle belli bir yere bağlamıyorlar. Buna paralel bir ortaklık, düz bir anlatım kullanmak yerine, çeşitli, farklı teknikleri yan yana getirmeleri.
Garip bir gelecek
Kıyamet Öyküleri, yönetmen Richard Kelly’nin Donnie Darko’dan sonra ikinci filmi. Yönetmen, Kıyamet Öyküleri’ni, “dünyanın sonu üzerine bir komedi” olarak niteliyor. Oldukça garip bir atmosferi var filmin. T.S. Eliot’un “Ve dünya böyle yok olacak / Büyük bir patlamayla değil, inleye inleye” dizeleriyle açılıyor. Başta bir bilgisayar oyunu benzeri grafiklerle, Teksas’ta bir kasabaya düşen atom bombasıyla başlayan nükleer savaş anlatılıyor. Ardından biraz komedi, biraz dram, biraz bilim kurgu, biraz müzikal bir öykü devam ediyor.
Karakterlerin renkliliği de epey karışık bir manzara çıkarmış. Bir aktör, bir siyasetçi, bir pornocu, kendilerine neo Marksist diyen bir hareket, deniz suyundan enerji sağlayan bilim adamları, el ele verip dünyanın sonunu hazırlıyorlar... Filmin oyuncuları Dwayne “Rock” Johnson, Sarah Michelle Gellar, Sean William Scott ile Justin Timberlake.
Herkesin gördüğü farklı mı?
Diğer savaşlı film Bakış Açısı ise, aynı olayı farklı karakterlerin konumundan anlatan filmlerin izinden gidiyor. Olay şu: Amerikan başkanı İspanya’ya gidiyor. Orada bir terörle mücadele anlaşması imzalanacak. Hazırlıklar yapılmış, ABD Başkanı’nı alkışlayan ve protesto eden kalabalıklar toplanmış, gazeteciler yerini almış... Başkan kürsüye çıktığında silah sesleri duyuluyor, ardından bir bomba patlıyor. Başkanın vurulmasından sonra av başlıyor. Suikastin birkaç dakika öncesi ve birkaç dakika sonrasında yaşananlar, orada bulunan koruma, gazeteci, başkan, sıradan vatandaş, terörist gibi kalabalığın farklı yerlerindeki sekiz ayrı kişinin deneyimleriyle aktarılıyor. Bu nedenle “Bakış açısı” çok doğru bir başlık olmamış aslında, çünkü anlatılan farklı konumlardaki kişilerin aynı olayı farklı yorumlamalarına ilişkin bir mesele değil. Yalnızca, gerçeğin, göründüğünden biraz daha farklı olabileceğine ilişkin bir uyarı sayılabilir. Körün fil tarifi gibisinden...
Herhalde başkanın kurtulduğunu söylersek, filmin sürprizini bozmuş olmayız. Başlarda medyanın gerçekle ilişkisi, göstermek istediğini göstermesi üzerine bir öykü anlatacağı izlenimi uyandırırken, filmin, sonunda Amerikan politikalarını aklaması, daha büyük sürpriz. Teröristlerin Araplar olmadığını tahmin ederken, yine de o beklenen bağlantı bir şekilde kuruluyor, eksik edilmiyor. “Hemen Ortadoğu’yu bombalayalım” kafasındaki danışmanları geri çeviren başkanın “büyüklüğü” de ABD’nin yanına kâr kalıyor.
Pete Travis’in yönettiği Bakış Açısı, kurgusu gereği birçok oyuncunun ayrı ayrı başrolde adeta geçit yaptığı bir yol izliyor. Oscarlı oyuncu Forest Whitaker, Dennis Quaid, Lost dizisiyle tanınan Matthew Fox, Yaratık’ın (Alien) yıldızı Sigourney Weaver, bu oyunculardan birkaçı.
Sonuçta, Kıyamet Öyküleri ile Bakış Açısı, biraz da sinema camiasının da savaş meselesinde bir şeylerin yanlış gittiğinin farkında olduğunun göstergelerinden. Ama cesaretle çıkıp doğru dürüst bir eleştiri getirmişler mi derseniz, elde pek öyle bir şey yok...

Genç işi bir film: Peri Tozu
Ela Alyamaç’ın yönettiği ve İpek Değer, Mehmet Ali Nuroğlu, Barış Yıldız ile Serkan Ercan’ın oynadığı film, yönetmeninden oyuncularına sinemanın genç yüzlerini bir araya getiriyor. Daha gösterime girmeden, iyimser Fransız genç kız Amelie’nin öyküsüne benzetilen filmin konusu şöyle: Deniz, hayata iyimser bakan, biraz çocuksu bir genç kızdır. Üvey kardeşi Emre ile, çocukken birbirlerine söz verirler. Ne olursa olsun hiç ayrılmayacaklardır. Bu arada hayata küs, karamsar adam Cem, kız arkadaşının ısrarları ile evlilik karambolüne girmek üzeredir. Bu arada yıllardır görmediği babasının ölmek üzere olduğu haberini alır. Deniz’in hayatı Emre’nin ani bir kalp krizi geçirmesiyle altüst olur. Deniz kardeşini iyileştirebilmek için Cem ile ‘Peri Tozu’ bulmak için umut dolu bir yolculuğa çıkar...
Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net