GÖZLEMEVİ

  • Tiyatro Pera Shakespeare’in ünlü “Venedik Taciri”ni (The Merchant of Venice) oynuyor ya, ben de bu oyunu gittim gördüm, şimdi de değerlendireceğim ya, bu kere “usulü, adabı” rafa kaldırıp önce konuyu anımsatarak başlayacağım işe


    Tiyatro Pera Shakespeare’in ünlü “Venedik Taciri”ni (The Merchant of Venice) oynuyor ya, ben de bu oyunu gittim gördüm, şimdi de değerlendireceğim ya, bu kere “usulü, adabı” rafa kaldırıp önce konuyu anımsatarak başlayacağım işe. Efendim, Shakespeare’in, 16. yüzyıl Venedik’inde geçen zamandan bağımsız komedi-draması “Venedik Taciri”, bir grup Hıristiyan asilzadesinin yazgısını, talihini ve Yahudi tefeci Shylock’la ilişkilerini konu almakta. Antonio (Can Başak) meteliksiz dostu Bassanio’nun (Kayhan Teker) güzel Portia’ya (Nesrin Kazankaya) evlenme teklif etmek için ihtiyaç duyduğu miktarı temin etmek üzere Shylock’tan (Mehmet Ali Kaptanlar) borç alır. Antonio’nun geçmişteki davranışlarından olumsuz etkilenmiş Shylock, borç verdiği paranın geri ödenmesine ilişkin sözleşmeye çok kesin koşullar koyar. Antonio’nun teslimat işleri fırtına yüzünden sekteye uğrarken, Shylock kızının asilzade Lorenzo’ya (Erdinç Anaz) kaçmasından ötürü her zamankinden daha öfkelidir. Borcun vadesi geçince, Shylock diyet olarak Antonio’nun yarım kilo etini ister. Bassanio, Antonio’yu umutsuzca bu cezadan kurtarmaya çalışırken, beklenmedik bir yerden beklenmedik bir yardım gelir.

    Shakespeare ve anti-semitizm
    Shakespeare’in başyapıtlarından “Venedik Taciri”nin konusu özetin tiriti olarak böyledir, anımsamışsınızdır. Ben, “Venedik Taciri”ni özellikle gerilim öğesi açısından Rönesans İngiltere tiyatro geleneğine ışık tutabilecek bir “ders kitabı” niteliğinde sayanlar safındanımdır. Çeşitli tür ve nitelikte “merak” unsuru, karşıtlık, çatışma, çelişki, ikilem vardır “Venedik Taciri”nde. Shakespeare’in, belki de “Hamlet” dışında hiçbir oyunu “Venedik Taciri” kadar birbirine karşıt, çelişik açılarla bezeli değildir. Shakespeare’in diğer oyunlarına kıyasla daha yüce ya da daha derin olduğundan değildir bu. “Hain” rolünü bir Yahudinin oynaması, bu “hain”in anti-semitistlerce ortaçağlardan günümüze değin Yahudi halkına çalınan karaları doğrularca yazılması böyle bir tepkiye neden olmuştur. “Shylock”, bir oyun kişisinin adı olmakla kalmamış, yeni bir sözcük olarak dile katılmış; sömürgen, gözü doymaz bir tefeci anlamı kazanmıştır. “Yarım kilo et” deyiminin de, benzer bir kullanımı vardır. Anti-semitizmin hâlâ yaşadığı, varlığı ya da yokluğunun bir toplum için ahlâk kıstası olduğu bir çağda, “Venedik Taciri” günümüzde de önemini koruyan bir eserdir.

    Kazankaya günümüze gönderme yapmış
    Karmaşıklığı nedeniyle birçok yönetmen ve yapımcının Shakespeare’in en zorlayıcı oyunlarından olan “Venedik Taciri”ni tiyatroya aktarma konusunda tereddüt etmesine neden olduğunu biliyoruz. Tiyatromuzun “Don Kişot”larından Nesrin Kazankaya, kollarını bu kez işte bu “Venedik Taciri” için sıvamış. “Venedik Taciri”ni çevirmiş, yönetmiş ve Portia karakterini üstlenmiş. Çevirirken akıcı bir sahne dili kullanmış, sözcükleri titizlikle seçmiş. Tekste dokunmamış, bildiğimiz anlamda uyarlamamış da… Sadece zamanı günümüze aktarmış. Venedik dediğin, ilk borsanın, ilk gettonun kurulduğu kent… Venedik dediğin, azınlıklara yönelik davranış bozukluklarının ilk filiz verdiği yer. Venedik dediğin, maddi çıkar dünyasının boy attığı ilk mahal. Bunları öne çıkarmış. Kenarda, A. Şirin Dağtekin’in tasarladığı Venedik’teki “canaletto”lardan birinin simgesi, ekranda “tower”lar… Etnik kökenlerin kışkırtıldığı, provokasyonların ardı ardına sıralandığı, küresel pastadan pay alma savaşının kızıştığı günümüz dünyasına bir gönderme Kazankaya’nın yaptığı. Antonio’nun son moda İtalyan takım elbiseleri içinde muhtemelen San Marco Meydanı’nda cep telefonuyla borsadaki parasını kovalaması, uğruna Yahudiden borç aldığı arkadaşı Bassanio’nun evlenmek istediği Portia’nın bir iş merkezinde internet üzerinden babasına verdiği sözü tutup kocasını seçmeye çalışması, ona eş olmak isteyen örneğin Arragon Prensi’nin, örneğin Fas Prensi’nin borsadaki servetlerini internet üzerinden Portia’nın önüne sermeleri ve de sonra altın, gümüş, kurşun kutular arasında internette seçim yapmaları, bilgisayar başında atılan Shakespeare tiratları hep bu göndermenin parçaları.

    Nesrin Kazankaya’nın yorumu
    Nesrin Kazankaya böylelikle, sanırım Şafak Eruyar’ın dramaturji desteğini de yanına alarak, oyunun trajik ve komik öğeleri arasında dinamik bir denge sağlarken, dramayı da canlı ve anlaşılabilir kılmış. Günümüz toplumunda da fazlasıyla var olan kıskançlık, önyargı ve kadının gücü gibi temaların altını koyu renkli kalemle çizmiş. Oyunda sözü edilen “Belmont”u gökdelenlerin olduğu bir kapital merkezi olarak düşünmüş. İnsanların iktidar düşkünlüğü olgusunu öne çıkarmış, kendine özgü bir biçem belirlemiş. Sözcükleri, sesleri, imajları ustaca düzenlemiş. Shylock’u önce oyunun “hain”i, nefret ve kinin ön kişisi olarak belirginleştirmiş. Shylock’un, Antonio ile üç çift genç sevdalının Bassanio ile Portia’nın, Gratiano (Mehmet Aslan) ile Nerissa’nın (Başak Meşe) ve Lorenzo (Erdinç Anaz) ile Jessica’nın (Zeynep Özden) temsil ettikleri büyülü mutluluk ağını parçalayacak kimse olmasını titizlikle öne çıkarmış. Shakespeare’in eserinde hangi karakteri sevip sevmediğine bakmamış, törelerine uygun davranan beyefendileri Shylock’a karşı, Shylock’un onlara karşı tutumunda olduğu kadar gaddar olacağını varsaymış. “Ne kadar sevda ile dolup taşsalar, sevgiyle yoğrulsalar gene de sevemezler” diye düşünmüş. Nesrin Kazankaya’ya göre, Shylock asla bir canavar değil. Ona katlanamayacak, tahammül edemeyecek bir dünyaya sokuşturulmuş bir kişi sadece.

    Yaratıcı kadro
    Erdinç Anaz olabildiğince canlı bir dans düzeni kurmuş. Bana sorsa (ki neden sorsun), bazı oyunculara (örneğin Zeynep Özden’e, Erdinç Anaz’a) hareket içerisindeki ritmi görmelerini ve duyumsamalarını, bedenin üç boyutluluğunu anlamalarını öğretmekle işe başlardım. Ezgi Kasapoğlu, müziği oyunculuğun diğer öğelerinden, devinimden, danstan, metnin kesimlenmesinden yapay olarak ayırmamış, iyi de etmiş. Nilüfer Moayeri, düşünsel işlemi olan kostümler tasarlamış. Anlamsal değeri olan, sadece görülüp seyredilmeyen, okunup anlamaya dayanan kostümler bunlar… Ve de mükemmel maskeler… Karıncayiyene benzeyen ““lar, tüm yüze kalıp gibi oturan, oval “larva”lar… A. Şirin Dağtekin de “matluba” fevkalade uygun takdire değer bir dekor tasarımı yapmış. “Venedik Taciri”nde zaman ve mekân kavramı, oyun içindeki duygusal tabloları, Tiyatro Pera’nın sahne olanakları inceden inceye hesaplanarak kotarılmış başarılı ışık tasarımınaysa Yüksel Aymaz imza atmış. Yüksel Aymaz’ın, oyun içindeki dekor değişimlerini “black-out”suz atlatma konusunda yönetmen Nesrin Kazankaya’ya yardımı da, elbette yadsınmamalı.

    Oyuncular
    Tiyatro Pera’dan yetişmiş genç yeteneklerden Salanio’da İlker Yiğen, Salarino’da Okan Kayabaş, Lorenzo’da Erdinç Anaz yönetmenin istekleri doğrultusunda görevlerini yapmakta. Kayhan Teker’e ve Aytunç Şabanlı’ya kendi kuralları olan sesbilimsel, retorik, prosodik bir dizge biçimi üzerinde biraz daha çalışmalarını salık veririm. Mehmet Aslan’a sözüm yok, girdiği renkli yolda yürümesini sürdürüyor. Zeynep Özden, henüz coşkularını okutmayı bilemiyor, ruhsal bir durumu çabuk yakalayamıyor. Neyse!.. Diyeceğim: “Ha gayret Sevgili Özden…” Başak Meşe, rolden çıkmıyor, ama varlığına inanmamız gereken “Nerissa” olduğu yanılsamasını bazen bozuyor. Antonio’da Can Başak, oyunculuğunda tutarlığı ve bütünselliği koruyacak birimleri bilen kıratta bir oyuncu. Antonio’nun duygularını duygusal olarak gayet iyi sahiplenmiş. Can Başak’ın sezgileri, Antonio’ya can verirken yaratıcılığının bileyicisi, itici gücü olmuş. Nesrin Kazankaya, Portia’yı fevkalade akıllı bir dişi olarak çizerken; Portia’nın canlılığını, fiziksel ve psikolojik yönelimlerini sergilemeyi de savsaklamamış. Portia’yı yeniden biçimlendirmiş. Mehmet Ali Kaptanlar, Shylock’u mekanik icra noktasına kadar mükemmelleştiriyor, sonra daha derinlere indirip yeni duygularla dolduruyor.
    “Venedik Taciri”ni gidin, izleyin, bana hak vereceksiniz. Mehmet Ali Kaptanlar, Shylock’u deyim yerindeyse, nitelik olarak psiko-fiziksel hale getiriyor. Resmetmek istediği Shylock’u, inanın bana izleyenlere duyumsatmakla kalmıyor, yanlarına oturtuyor, dost kılıyor.
    Üstün Akmen
    www.evrensel.net