ÖZGÜRCE

  • Sanırım “hukuk” konusunda kafalar hiç bugünlerde olduğu kadar karışmamıştır. Aynı ağızdan ardı ardına dökülen sözcükler içinde bile “hukuk” konusunda çelişkiler en üst düzeye çıkabiliyor.


    Sanırım “hukuk” konusunda kafalar hiç bugünlerde olduğu kadar karışmamıştır. Aynı ağızdan ardı ardına dökülen sözcükler içinde bile “hukuk” konusunda çelişkiler en üst düzeye çıkabiliyor. Başbakan’ın son günlerdeki hali de bunun en güzel örneğini ortaya koyuyor.
    Başbakan çıkıyor kürsüye başlıyor konuşmaya; sağlık hakkı, sosyal güvenlik hakkı için sokaklara çıkan üretimden gelen gücünü kullanma iradesini gösteren emekçilere dönüyor önce ve onlara tehditkar bir ifade ile sesleniyor: “Sakın ha sokağa çıkmayın yoksa hukukun da dışına çıkmış olursunuz”. Sonra konuşmasına devam ediyor Başbakan. Söz AKP’nin kapatma davasına geliyor. Davayı açan savcılardan giriyor, “hukuk” sisteminden çıkıyor. Sövüyor sayıyor, ağzına geleni söylüyor. Konuşma devam ediyor ve konu geliyor Ergenekon kapsamında kimi göz altına alınmaların biçimine yönelik eleştirilere. Birden dili değişiveriyor Başbakanın başlıyor “hukukun üstünlüğü”nden söz etmeye. Konu türbana gelince yine “hukuk” yerlerde sürünüyor Başbakan’ın ağzında.
    Bunu yapan sadece Başbakan değil elbette ve “hukuk” karmaşası sadece sözde de kalmıyor. İşte, neredeyse haftada bir iş cinayeti yaşanan Tuzla’da tersane işçileri mevcut yasalara uyulsun iş güvenliği önlemleri alınsın diyor. Ama başbakanından bakanına, milletvekilinden, müfettişine, savcısına kadar herkes seyrediyor ve “işçiler ölmeye devam ediyor”. Başka bir yerde Başkent Ankara’nın göbeğinde Tega Mühendislik San. ve Tic. A.Ş. işyerinde çalışan işçiler, Anayasa ve yasalardan yani “hukuk”tan doğan haklarını kullanıp Birleşik Metal İş Sendikasında örgütleniyorlar. İşverenin yasa tanımaz tavrı karşısında da yine yasal haklarını kullanıp greve gidiyorlar. İşveren 55 işçiyi gerekçe göstermeden işten atıyor ve grevi kırmak üzere taşeron çalıştırıyor. İşçinin istediği: “Hukuk”. İşverenin yaptığı ise “hukuk”u ayaklar altına almak. Sonrası mı? “Hukuk”un uygulanmasını isteyen işçiler darp ediliyor, gözaltına alınıyor. İşveren ise grev kırıcılarla “hukuku” çiğnemeye devam ediyor.
    Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkündür elbette. Ama örnekler artsa da değişmeyen “hukuk”un ekonomik ve siyasi güce sahip olanların istedikleri biçime dönüştürdükleri bir “oyuncak” olmasıdır. Bu durumu sadece AKP iktidarının marifeti ya da Türkiye’ye özgü (imiş) gibi algılamak son derece yanlış olur. Zira, “hukuk”un toplumsal ilişkileri düzenleyen kurallar silsilesi olduğunu düşünürsek, bu kuralların toplumsal sınıflar arasındaki güç ilişkileriyle belirleneceği konusunda da bir endişe olmaması gerekir. Bu bağlamda, kapitalist sistem içerisinde gücü elinde bulunduran sermaye sınıfının tüm toplumsal ilişkileri kendi çıkarı doğrultusunda düzenlemek üzere “hukuk”u da tahakküm altına alması beklenmedik bir durum değildir.
    “Hukuk”un sınıflar arası güç ilişkilerinin sonucu olarak ortaya çıkmış bir mekanizma olması, “hukuk”un (anayasa tartışmalarında liberallerin iddia ettiğinin tersine) tepeden tırnağa ideolojiye bürünmüş olduğunu da gösterir. O halde yasaların çıkartılma ve uygulanma süreçlerinde emekçilerin ve diğer sermaye dışı toplum kesimlerinin “hukuk”a müdahalesi sınıfsal bir mücadeleyi gerektirir. Şu anda Meclis’ten geçirilmekte olan SSGSS bunun en canlı örneğidir. Meclis’in içinde konuşulan bu yasanın ne yönde şekilleneceği ya da çıkarılıp çıkarılamayacağı veya bunun da ötesine çıkarılsa dahi uygulanıp uygulanamayacağı Meclis’te temsil edilemeyen emekçilerin sokakta çıkartacakları sese bağlıdır. Bunda da sendikaların ve diğer demokratik kitle örgütlerinin gösterecekleri dirayet son derece önemlidir.
    “Hukuk”a yönelik kafa karmaşasının yaşandığı bu dönemde kendisi de bir hukukçu olan Ali Murat Özdemir, Türkiye’de pek de yapılmayan bir şeyi yaptı ve hukukun, özellikle de iş hukukunun felsefesini gündeme getiren “Sözün Mülkiyeti – Hukukun Ekonomi Politiği” isimli bir kitabı yayınladı. Dipnot Yayınevinden çıkan bu kitabın amacını yazar, “…toplumsal hakimiyet kalıplarını sömürü ekseninde güvenceye kavuşturan sistemlerden birisi olan hukuk alanını genel toplumsal düzenleme sürecinin bir parçası olarak değerlendirmek…” sözleriyle ifade ediyor. Eğer, bugün yaşanmakta olan ve “hukuk” üzerinden yaratılan karmaşanın ardını görmek istiyorsanız bu kitabı mutlaka okumanızı öneririm.
    Özgür Müftüoğlu
    www.evrensel.net