patronlardan hesap sorulsun

Tuzla tersanelerinde hayatını kaybeden işçilerin yakınları, geçen hafta bir eylem ya da anma toplantısı için değil, bir belgesel için bir araya geldi. Beksav Sinema Atölyesinin hazırladığı, yönetmenliğini Aynur Özbakır’ın yaptığı “Limanların Uğultusu” adlı belgesel film...


Tuzla tersanelerinde hayatını kaybeden işçilerin yakınları, geçen hafta bir eylem ya da anma toplantısı için değil, bir belgesel için bir araya geldi. Beksav Sinema Atölyesinin hazırladığı, yönetmenliğini Aynur Özbakır’ın yaptığı “Limanların Uğultusu” adlı belgesel film gösterimi sırasında aileler kaybettikleri çocuklarının, çalıştığı koşulları belgeselde görünce göz yaşlarını tutamadı.
Filmi izledikten sonra işçi yakınlarıyla sohbet etmek istediğimizde, üzüntülerini dile getirirken güçlük çektiklerini gördük. Güçlükle konuşan işçi yakınları, tersanede önlem almayan patronlardan hesap sorulmasını, çalışma koşularrının düzenlenmesini istiyordu.

Dikkatsizlik oğlumu aldı
Tersane işçisi Yılmaz Aslan, 26 Haziran 2007 tarihinde Tuzla Tersanesinde elektrik çarpması sonucu hayatını kaybetmişti. 3,5 yaşındaki torununun ve gelininin tersanede önlem alınmadığı için mağdur olduğunu anlatan baba Hasan Aslan, dikkatsizlik sonucu oğlunun öldüğünü aktarıyor. Gözleri dolu şekilde oğlunun son gününü anlatıyor baba Aslan: “O gün tersaneye giderken, eşi ile vedalaşarak gitti. Ustası ondan, lamba arızasını tamir etmesini istemiş. Lamba arızalı olduğu için karanlıkta çalışmış oğlum. Tabii çalışırken, lambanın fişini çekmiş. Fakat vatandaşın biri onu orada fark etmeyip, fişi takınca oğlumu elektrik çarptı. Böylece hayatını kaybetti.”
Çarpma sonrası oğlunun ilgisizlik kurbanı olduğunu ifade eden Aslan, oğlunun ölümüne ilişkin, ambulansta sağlık ekiplerinin olmadığını ve hastaneye götürüldüğünde bir çalışma yapılmadığını, başka hastaneye sevk edilirken de yolda hayatını kaybettiğini anlatıyor.
“İşvereni lanetliyorum. Bize nasıl öldüğünü anlatmadılar bile. Bize ‘sıcaktan kalbi durdu’ dediler. Elektrik çarpmasından kaynaklı olduğunu biliyorlardı. Bize çok laflar döndürdüler. Ört bas etmek için ellerinden geleni yaptılar. Biz üstüne gittikçe öğrendik. Tersane patronları örtbas ediyor ölümü...” Aslan, Adli Tıp raporunu almak için patronlar tarafından 7 ay oyalandığını sözlerine ekliyor. Adli Tıp raporunda olayın ortaya çıktığını anlatıyor acılı baba. “İşveren bizi çağırıp, 18 milyar teklif etti. Kabul etmedik tabii. Oğlumun hayatını saymadılar. Onları mahkemeye verdik. Tersanede çalışma koşulları değişene kadar mücadele edeceğiz. Önlem gelmedikçe ölümler daha da çoğalacak. Bizim canımız yandı. Başka kardeşlerin canı yanmasın. Bakanlara ve devlet adamlarına sesleniyorum; önlem alın. Durdurun ölümleri.”

İşvereni mahkemeye verdi
Tersanede çalışan işçilerin yiyeceklerinin de kötü olduğunu anlatan Aslan, oğlunun ölümünden sorumlu olan patronları mahkemeye vermiş. “Mahkeme heyeti denetleme yapmak için tersaneye memur yolladı. İşveren de kabloları kaldırdı ve düzenlemeler yaptı. Şimdi denetleme yapan memurlar, oğlumu suçlu bulacak mahkemede.”
Yılmaz’ın annesi Meryem Aslan ise, acısını dile getirecek söz olmadığını söylüyor. “Oğlumun hayatı sayılmadı” diyor. “Olaydan sonra oğlumun üzerine su dökmüşler. Su dökmeselerdi, ölmezdi çocuk. Doğudan, dağdan insanlar emek parası için geliyorlar. Eğitimsiz şekilde çalıştırılıyorlar. Önlem alınıp eğitim verilsin tersanede çalışanlara. Oğlum dışarıda çalışıyordu. Lambası arızalanan yerin karanlık olduğunu biliyorlar. Çalıştırıyorsunuz ama, karanlık yerde çalıştırılan birinin yanına neden lamba tutan bir işçi daha yollamıyorsunuz? Karanlık yerde tek çalışan adamı kim görebilir? Kaza değil, ihmal öldürdü çocuğumu.”

Arkasında üç yetim bıraktı
Ekrem Bektaş’ın annesi olan Emine Bektaş ise, oğlunun ölümünden duyduğu acıyı ve patronlara olan öfkesini gözyaşları içinde anlatıyor. Anne Bektaş, oğlunun arkasından üç yetim çocuk ve bir eş kaldığını dile getiriyor. Çocuğunun hakkını arayacağını söyleyen Bektaş, adalete artık güven duymuyor. Anne Bektaş, gece gündüz oğlunun arkasından gözyaşı dökmüş. “Anneyim ve içim yanıyor. Tek bir şey istiyorum; adalet. Tersanede önlem alınmazsa Ankara’ya kadar giderim. Benim çocuğum gitti. Başka ailelerin çocukları gitmesin. Önlem alınsın, çocuklar gitmesin. Fakir fukara bir parça ekmek için ölüyor. Ne yapalım biz parayı, bizim çocuğumuz gitmiş.”
Önceki gün hayatını kaybeden işçi için başsağlığı dileyen anne Bektaş, tersanede önlem alınmadığı için ölümlerin yaşandığını belirtiyor. “Patronlar hak ve hukuk tanımıyor. Erdoğan, Baykal hepsi gelsin tersanelere. Kendi çocuklarını çalıştırırlar mı? Bizim çocuklarımız insan değil mi? İşçiyi insan değil, malzeme görüyor patronlar.”

Oğlum çöpe atılmış gibi
Acısı nedeniyle konuşmakta güçlük çeken Salih Üstün’ün babası Cemal Üstün de, oğlunun acısını dindiremediğini söylüyor. Baba Üstün, elektrikçi oğlunu kendi yetiştirmiş. “İş kazası, düşme ve kavga değil. Yarım saat boş bir odada bekletilmiş çocuğum. Oğlum çöpe atılmış gibi odada.” Olayın nasıl ve neden olduğunu bir türlü öğrenememişler. Üstün, otopsi yaptırılmadığı için patronlara karşı kızgın. Oğlunun canının patronların umurunda olmadığını düşünüyor ve tersanede oğlunun ölümünü görenlerin kendisine söylemesini istiyor. Üstün, konuşacak durumda olmadığı için sözlerine daha fazla devam edemiyor...
Nihal Topal - Refik Sıla Güvenç
www.evrensel.net