onurlu bir yaşamdan onurlu ölüme kısa bir yolculuk

Geçenlerde bir gazetede gözüme ilişen bir haber, bakış açısına göre farklı şekilde yorumlanabilir. Ayıların1 penceresinden şüphesiz güzel bir haber: İzmir Hayvanat Bahçesi’nin “Yogi” adlı 18 yaşındaki erkek ayısı yaşlanıp kuvvetten düşünce “malulen emekli” edildi.


Geçenlerde bir gazetede gözüme ilişen bir haber, bakış açısına göre farklı şekilde yorumlanabilir. Ayıların1 penceresinden şüphesiz güzel bir haber: İzmir Hayvanat Bahçesi’nin “Yogi” adlı 18 yaşındaki erkek ayısı yaşlanıp kuvvetten düşünce “malulen emekli” edildi. Hayvanat bahçesi yetkilileri basına yaptıkları açıklamada “ona en iyi şekilde bakarak, hizmetlerinin karşılığını veriyoruz” dediler. Ayılar, hayvanat bahçesi koşullarında 21 yaşına erişebiliyormuş. Yogi henüz 18 yaşında (Hürriyet, 17.3.2008)2. Demek ki üç yıllık bir yaşam beklentisi var ve bu, hayvanat bahçesinde yaşayan ayıların yaşam süresinin yüzde 14,3’üne denk geliyor.
Türkiye koşullarında insanlar ortalama 70 yıl yaşıyorlar. 60 yaşına giren her dört Türk’ten biri engellidir (DİE 2002)3. Yani önlerinde ortalama 10 yıllık bir yaşam beklentisi vardır. Tuhaf bir tesadüf: Bu da Türkiye’de yaşayan insanların toplam yaşam süresinin yüzde 14,3’üne denk geliyor. Fakat şimdiye kadar hayvanat bahçesi yetkililerinin “Yogi” için söyledikleri sözler politikacılarımızın ağzından insanlar için hiç işitilmemiştir.
Yaşlılara saygı diye her yerde övünen bir toplumun vatandaşı olarak ister istemez aklıma şu soru takılıyor: “Acaba Türkiye’de yaşlıların getirdikleri hizmetlerin karşılığı verilmek mi istenmiyor?” Olaya belki bu açıdan bakmamak, daha olumlu düşünmek gerekir diyorsak, o zaman şu yorum yapılabilir: “Belki de yaşlıların getirdikleri hizmetlerin karşılığı verilmek isteniyor, ama bunun nasıl yapılacağı bilinmiyor.”
Bir şeyi bilmemek görmemekten ileri gelir, onu görebilmek için hakkında bilgi sahibi olmak gerekir (Wahl, Heyl 2004, 317.)4. Filozof ve Bilim Teorisyeni Sir Karl Popper, teorileri, dünyayı yakalamaya çalıştığımız bir ağa benzetir ve bilimin görevini onun ilmiklerini sürekli şekilde küçültmek olarak tanımlar (Wahl, Heyl 2004, 119f.). Biz de kısa bir süre önce ilmikleri henüz bir hayli büyük olan bir “Gerontoloji ağını” Türk dünyasının denizine fırlattık. Su yüzüne çıkardığımız ağımıza takılan bulgular, ilmiklerimizi muhakkak daraltmak zorunda olduğumuzu göstermektedir.

Sağlıksız bir yaşlı kuşak
Meyveler olgunlaşıncaya kadar bir süreç geçirirler. Olgunlaşıp ağırlaşınca düştükleri yer ağaçtan pek uzak değildir. Meyvenin durumu ağacına bağlıdır. Ağaç sağlıklıysa onlar da sağlıklı olur. Ülkeler de ağaca benzer. Meyveleri, vatandaşlarıdır. Avrupa’nın en genç nüfusu Türkiye’dedir, ama az sayıdaki yaşlısını taşıyamayacak kadar güçsüz olan bir genci anımsatan nüfusumuzun olgunlaşan meyveleri yaşlılar sağlıksız bir tablo çiziyorlar. Çünkü yüzde 34’ü kronik hastadır, 250 bin Alzheimer hastası vardır, 190 bin bedensel engelli, 120 bin görme engelli yaşlı insan ülkemizde yaşamaya çalışmaktadır. Yaşamaya çalışmak sözü tesadüfen seçilmedi, çünkü yüzde 91’nin geliri yoktur (DİE 2002). Batı ülkelerinde yaşlılar, hayat sigortalarında biriken primleri çekerek dünya turu için plan yaparken, Türkiye’de yaşlıların çoğu yarınki ekmeğini nasıl tedarik edeceğinin kaygısıyla başını yastığa yaslıyor.
Dünyanın en zengin tarihi miraslarına sahip olan ülkemizde yaşlıların çoğu bunları tanımıyor. Batı ülkelerinde yaşlılara üniversite öğretimi için olanaklar yaratılırken Türkiye’de her 10 yaşlıdan 4’ü gazete bile okuyamıyor (DİE 2002).
Batı ülkelerinde engelli yaşlıların çoğu günlük işlerini kendileri halledebiliyor, çünkü şehirler onları da dikkate alarak planlanıyor. Türkiye’de ise şehir planlamacılığının uzak görüşlülüğü, çoğalan otomobillerin kaldırımlara park etmesini sağlayacak önlem almakla sınırlı kalıyor. Bu açıdan bile vizyonu dar olduğu için Türkiye’nin kentleri ufak bir duvarı andıran kaldırımlarla donatılıyor.
Uzaktan bakıldığında kalabalık kentlerimizde dolaşan insan başlarının bir aşağı bir yukarı inip çıkması, engebeli sokaklardan ileri geliyor. Bu fiziksel çevrede engelli ve yaşlı olmak, zorunlu olarak eve hapsolmak anlamına geliyor. Sözde saygıyı icraatta hayata geçiremediğimiz için yaşlıları toplumdan soyutlamanın, onlara saygısızlığın örneklerini sokaklarımıza, çarşılarımıza, kamu taşıtlarımıza yansıtmış durumdayız.

Sosyal güvenlik
Sosyal güvenliğin yaşlılıkta ekonomik açıdan sağlanamadığına yukarıda değinildi. Yoksulluk, yaşlılığın temel simgesi olarak karşımıza çıktı. Fakat sosyal güvenlik sadece gelirle sınırlı değildir. Sağlık hizmetleri, bakım hizmetleri, sosyal yardımlar ve diğerleri, hepsi sosyal güvenlik kavramı altında görülmelidir. On yaşlıdan dokuzunun geliri olmadığına göre emeklilik konusunu tartışmaya gerek yoktur. Sosyal güvenlik kapsamına girememiş yaşlıların yüzde 33’lük yüksek oranı dikkat çekiyor. Bu bir sürpriz değildir. Çünkü okuryazar olmayan yaşlıların oranı (yüzde 39) minimum kurumsal eğitim olan ilkokul mezunlarının oranından (yüzde 37) daha yüksektir (DİE 2002). Fakat sosyal güvenlik aynı zamanda bölgesel özellik taşıyor. Marmara, Ege, İç Anadolu gibi daha gelişmiş bölgelerde sosyal güvenlik kapsamına girememiş yaşlıların oranı yüzde 25-32 arasında değişirken, Doğu Anadolu’da yüzde 57’ye, Güneydoğu Anadolu’da yüzde 66’ya yükselmektedir. Sosyal güvenlik açısından engellilerin durumu da hoş değildir. Burada da Doğu ve Güneydoğu’da yaşayanlar en dezavantajlı gruptur. Bu bölgelerdeki engelli yaşlıların yüzde 53-60’ı sosyal güvenlikten yoksundur. Ama Antalya gibi kendisini “Emekli Dostu” ilan eden kentimizin yer aldığı Akdeniz bölgesindeki engelli yaşlıların yüzde 42’sinin ve toplam yaşlıların yüzde 45’inin sosyal güvenliğe sahip olmaması, sosyal güvenlik kavramının içini dolduramadığımızı göstermektedir.

Cinsiyetler arası eşitsizlik
Yaşlı kadınlar her yönüyle yaşlı erkeklerden daha dezavantajlıdır. Eğitimde, gelirde, sosyal güvenlikte hep erkeğin gerisinden gelmektedir. Kadının Türk toplumundaki sosyal konumuyla ilişkili olan bu durum gelecek açısından çok önemli problemlere gebe olduğumuzun işareti olarak görülmelidir. Giderek sayıları çoğalan yaşlılar arasında ağırlık kadından yanadır. Yaşam süresi genellikle erkekten uzun olan kadınlar, eşleri öldükten sonra daha göreli uzun bir süre yaşamaya devam ederken, her yönden başkalarına bağımlı hale gelmemelidir. Fakat realite, bunun tam tersinin geçerli olduğunu göstermektedir. Cehalette, hastalıkta, engellilikte, fakirlikte ve sosyal güvenlikten yoksunlukta yaşlı kadınlar başı çekmektedir. Dikkat çekilen tehlike, bugünün genç kadınları arasında da aynı dezavantajların devam etmesidir, dolayısıyla gelecekte daha çok yaşlı kadın aynı sorunlarla karşı karşıya kalacaktır.

Bakıma muhtaçlık
Yaşlılar arasında engelliliğin yaygın oluşu, bakıma muhtaçlığın yaygın olması gerektiğinden hareket etmeyi gerekli kılıyor. Bakıma muhtaçlık konusunda kesin istatistiksel verilere sahip değilsek de 80+ kuşağının yüzde 54’nün engelli olduğunu hesaba katarsak problemin büyüklüğü açısından bir tasavvur elde edebiliriz. Bunların çoğunu yaşlı kadınların meydana getirdiğini ve ileride daha da çoğalacaklarını düşünmemek gibi bir lükse ise kesinlikle sahip değiliz. Bu yüzden nüfusun gençliğinden değil, yaşlanacağından hareket etmek zorundayız.
Bütün bu problemleri dikkate alınca, 2050’de nüfusu 100 milyonu aşacağı bilinen Türkiye’de toplumsal yaşlanmayı dikkate almamak, sadece görevi ihmal olarak değerlendirilemez, aksine problemi bilinçlice görmezlikten gelmek, toplumdan gizlemek, onu oyalamaktır, geleceğin yaşlılarını oluşturacak genç kuşaklarına karşı büyük bir haksızlıktır. Bu haksızlığın ortadan kaldırılması “hayır işi” ile mümkün değildir. Hayır yapmak isteyenlere engel olmadan, yaşlılara yönelik sosyal politikalara yönelmenin zamanı gelmiştir.

1 Ayı kelimesinin ardında kesinlikle kastedilmeyen başka manalar aranmamalıdır;
2 Hürriyet, 17.3.2008
3 T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü, 2002, Ankara.
4 Wahl, H.-W., Heyl, V. 2004. Gerontologie – Einführung und Geschichte. Kohlhammer: Stuttgart.
(*)Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölüm Başkanı
Doç. Dr. İsmail Tufan*
www.evrensel.net