benim de sesim var

savaşa alet edilen çocuklar


Dünyanın her yerinde insanlar barış içinde yaşamak isterler ve bu onların en doğal hakkıdır. Barışın önemini, nasıl oluştuğunu ve nasıl sürdürüleceğini düşünenlerin savaş karşıtı olmamaları imkansızdır. Çocuklar ise bu konuda yetişkinlerden çok daha açık ve tutarlı düşünürler. Savaşın sevilecek, istenecek yanı olamaz.
Savaş, insanları, toplumu ve kültürü koruyan ve ortak akla dayanan bütün düzenlemeleri yıkar geçer. Tam da bu nedenle savaşın insanlara zarar vermemesi söz konusu değildir. Savaş olunca sevinenler – ister general, ister ünlü bir köşe yazarı – insanları değil, başka öncelikleri öne sürerler; savaşı haklı çıkarmak ister. Oysa savaş akılla haklı çıkarılamaz. Savaş, akıldan değil türlü çeşit çıkarcılık ve dogmadan beslenir. Hep söylendiği üzere; insana değer veren hiçbir gelenek, anlayış, inanç, savaştan yana olamaz.
Savaş karşıtları dünyanın her yerinde savaşa ilişkin şeyleri günlük söylemlerden sökmeye çalışırlar; savaş yanlısı dünya görüşlerinin ders kitaplarından, okullardan ve çocukların dünyasından çıkarılması için titizlenirler ve didinirler.
Savaş makinasına asker bulmak
Savaşı isteyenler ve savaşı meslek edinmiş profesyoneller ise savaşa çok farklı bakarlar. Onlar için savaş yaşamın merkezindedir; çıkarın veya gücün bir parçasıdır. Savaş makinasına hep yeni gençler gerekir çünkü bu makina insani değildir; insanı öğütür. Gelen gençlerin bir bölümü er ya da geç orduyu terkederler. Bu terklerin sayısı titizlikle gizlenir. Bir bölümü ise savaşın kendilerine verdiği zarar – fiziksel veya psikolojik – sonucu “çürüğe” çıkartılır. Bir bölümü ise savaş makinasına kurban giderler.
Boşalan yerlere, yani savaş makinasına asker çekebilmek için özel oyunlar gerekir. Neden bir genç bu makinaya girmek istesin ki? Elbette allamak pullamak ve gerekirse aldatmak gerekir. Bireylerin haklarına sahip çıkabildikleri toplumlarda bu oyunlara hep direnç gösterilir. Örneğin İngiltere’de öğretmenlerin meslek örgütü geçen hafta yaptığı açıklamada Savunma Bakanlığı’nın okullarda savaş propagandası ve asker bulma çabasını sert bir dille eleştirdi. Yapılan açıklamada, “Öğrenciler eğer 16 yaşında içki içmek veya araba kullanmak veya oy kullanmak için çok küçüklerse; orduya katılmak için de çok küçükler” deniyordu.
Bush döneminde gidişatın tam anlamıyla savaş ağalarına bırakıldığı ABD’de ise durum daha da vahim. Asker bulmak için üniversitelerde ofis açmak isteyen orduya izin vermeyen üniversite yönetimlerine çok ciddi baskı uygulanıyor. Örneğin, ROTC adını taşıyan birime ofis vermemek federal desteklerden yararlanamamak gibi örtük şantajlarla karşılaşmak demek.
Geçenlerde YouTube’a yansıyan görüntülerde bu ofislere gelen gençlere ne gibi yalanlar söylendiği bir kez daha tüm dünyanın gözleri önüne serildi. Gençlere söylenenler arasında “Irak hiç de söylendiği gibi tehlikeli değil” vb. yalanlar var.
Zorla savaşa sürüklenen çocuklar
Tüm dünyanın gözleri önünde olmayan bir acı gerçek ise, zorla savaşa sürüklenen çocuklar. Resmi belgelerde ‘çocuk asker’ diye geçen bu çocukların en çok Afrika’da bulunduğu biliniyor. Uzun süredir eli silah tutabilecek erkek çocukları kaçırıp onları korkunç katliamlara alet etmekle ünlenmiş örgütler ve ordular bile var.
Henüz 10-11 yaşında köyleri yakılıp yıkıldıktan sonra kaçırılan erkek çocuklara, onları insanlıktan çıkaracak ve bir ‘ölüm makinası’ haline getirecek kötü muamele uygulanıyor. Kendi köylerinde gözleri önünde yaşanan acılar yetmezmiş gibi başka köylerde yapılanları izlemek zorunda bırakılıyorlar. Aylarca süren korkunç bir baskı ve kötü muamele ardından, onlara bu muameleyi yapanlar gibi olmaya zorlanıyorlar. Baskınlarda yer almak, her türlü suçu işlemek bu sürecin bir yanı. Diğeri kampa geri dönüldüğünde hayatta kalabilmek için tıpkı diğer askerler gibi acımasız ve hunhar olmak. Kampta otorite tümüyle sınırsız ve tümüyle keyfi. Yani, hak ve hukuk değil, sınırsız şiddet egemen.
Bu muameleye maruz kalan çocuklar, hiçbir insani duygu ve davranışa izin verilmediğini, bu savaş makinasının içinde ancak bir ölüm makinası olarak canlı kalabildiklerini anlatıyorlar. Bu makinadan kurtarıldıklarında ise, olanları geride bırakmaları çok ama çok güç oluyor. Savaşın ortasında tek başına bir çocuk olmak işte böylesine korkunç.
Savaş değil temiz bir mahalle isteyen çocuklar
Bugün, çocuklar için çocuklar ile bölümünde, Filistin’den bir Kamusal Başarı çalışması var. Bu örnek çocukların savaşı değil, barışı ve kendilerine uygun bir dünyada yaşamayı istediğini gösteriyor. Türkiye’de ‘Filistin’ dendi mi, kin ve nefret dolu sözler üretenler keşke önce çocukları düşünseler veya çocuklar gibi düşünebilseler...
Filistin’de yapılan ilk Kamusal Başarı çalışmalarından birinin konusu, mahalledeki artıklardı. Akla ‘atık’ gelebilir; ama söz konusu Filistin olunca sözü edilenin çöp değil, İsrail ordusu tarafından yıkılan binaların kalıntıları. Bu konu çocuklar ve gençler için çok önemli çünkü kalıntılar yaşamın olağanlaşmasına ve mahallede oyun oynamaya engel. 17 Ağustos Marmara Depremi arkasından bölgede çalışmalar yapanlara bu tanıdık gelecektir.
Bu sorunu çözmek için kız ve erkeklerin bir araya geldiği bir takım oluşmuş. Çalışmalar başladıktan sonra mahallenin imamının durumdan rahatsız olduğu duyulmuş. Kız ve erkeklerin aynı takımda çalışmasından rahatsız olduğunu söylüyormuş. Takım üyeleri ve özellikle kızlar durumu anne babalarına aktarmışlar. Bu kez imamın kulağına çocuklara dil uzatmaması gerektiği mesajı gitmiş – hem de ilk ağızdan. Takım hem mahalleyi daha yaşanabilir bir yer haline getirmiş, hem imama bir ders vermiş.
Doç. Dr. Serdar M. Değirmencioğlu
www.evrensel.net