KİRVEME MEKTUPLAR

  • Kirvem,Doğrusunu söylemek gerekirse “türban” lafının üniversiteler cenahında ağızlarda sakız niyetine çiğnendiği ilk günlerden itibaren bu işin giderek dalllanıp budaklanacağını, hatta bir kar topağı gibi yuvarlandıkça büyüyüp...


    Kirvem,
    Doğrusunu söylemek gerekirse “türban” lafının üniversiteler cenahında ağızlarda sakız niyetine çiğnendiği ilk günlerden itibaren bu işin giderek dalllanıp budaklanacağını, hatta bir kar topağı gibi yuvarlandıkça büyüyüp ilerde altından kalkamayacağımız boyutlardaki bir “çığ”a dönüşebileceğini, sanki “aptala malum olur” babında tahmin ettiğim için, daha ilk günden itibaren “sığırcık yavrusu” meselesini “nümero”landırıp, böylece mektuplarımı sırf bu yüzden kırk kısım tekmili birden her hafta bu köşeden ardı ardına postalarken, tahminimde yanılmadığım için bir nebze de olsa sevinmedim dersem yalan olur ama, beri taraftan da her geçen günün ardından ülkenin içine sürüklendiği “kaknem” durumunu gördükçe, bu kez de üzüntüm, sevincimi kat be kat solladı Allahvekil!
    Oysa gerek iktidarı gerekse muhalefetiyle “cumhur”un dertlerine “derman” bulmak, sorunlarına “çare” üretmek için yeri, zamanı geldiğinde gözlerini budaktan esirgemeyeceklerine dair namus, şeref tatavlasıyla yemin billah edip, hele hele şu son zamanlarda “çıta”yı daha da yükselterek keza darağaçlarında sallanmayı, hatta canlı canlı “kefen”e girmeyi dahi göze almaktan çekinmeyeceklerini kürsülerden dillendiren babayiğit Ankarakolik “pembe koltuk” sakinlerinin, bu breh breh “vatan evlatlar”ının el birliğiyle kafa kafaya verip, “sığırcık yavrusu” meselesini en azından içinde bulunduğumuz şu “iki binli yıllar”ın “huyu-suyu” hürmetine ya da ele güne karşı daha fazla “rezil rüsva” olmadan bir an önce “teferruat” kafesine kilitleyip dolayısıyla mesele olmaktan ilelebet çıkaracaklarını umut edeoordum, ama nafile!
    Nafile çünkü Millet’in en büyük meclisindeki bilmem ne derisinden yapılmış koltuklara mabatlarını yerleştirdikleri beher oturumun, “garip-gureba” deyip küçümsedikleri bu halkın başına kaç “papel”e mal olduğu dıngıllarında bile değilken, öte yandan durduk yere türbandan yola çıkıp nihayet işin boyutunu anayasa, danıştay, yargıtay falanla karışık keşmekeşe dönüştürüp, hani bu patırtı esnasında acaba hangi “nümero”yu çevirirsek yarın emekli olduğumuzda kaç Turkısh Tele’yi cebelloz ederiz deyu kendi aralarında özel “çalıştay”larda hinoğluhince kafa patlatırken, beri taraftan taa Cumhuriyet’in kurulduğu ilk yıllardan itibaren hep aynı nakaratla “kamutay”ın doğup “saltanat”ı boğduğu martavallarının dönüp dolaşıp nihayet gelip tosladığı şu mübarek günlere kitakse!
    No! Sıtkım sıyrıldı!
    Zira, kimi zaman horlayıp, kimi zaman esneyip, kimi zaman kaşınıp arada bir de hesapta memleketin “âli menfaatleri” babında birbirleriyle itişip kakışırken, nedense o çok “değerli” mesailerini, mesela elindeki filesiyle ıspanak, lahana, pırasanın ucuzunu bulmak için çarşı-pazar gezinen ya da üç tarafı denizlerle çevrili bu diyarlarda yine mesela kalkan, barbunya, mırlan gibi balıkların yanı sıra, keza kasap vitrinlerindeki bonfile, pirzolayı uzaktan izleyip sonra da muhteviyatının ne olduğunu “hıfzıssıhha” kurumun yerine ancak yüce Tanrı’nın bileceği bol yağlı bir parça “hazır kıyma”ya veya kokuşmaya yüz tutmuş “hamsi”ye ister istemez fit olan, fırınlarda kuruyup bayatlayan ekmekleri ertesi gün yarı fiyatına alınca “bayram” yapan, nitekim ay sonu gelmeden cebinde zaten olmayan “cüzdan”ı çoktan cızlamı çekenlerin sorunlarına odaklamayıp, buna mukabil en az üç çocuk doğurmaları için kadınların rahmine “bereket” dileyenlerin “çap”larını izlerken gerçekten de sıtkım sıyroolor ka yavrum!
    Ve ne tuhaftır ki daha düne kadar özellikle Kürt “vatandaş”ların yaşadıkları kırsal bölgelerde çok çocuk sahibi olmaları sonucunda giderek artan nüfuslarının ilerde potansiyel “tehlike” arzedeceği endişesiyle “milli” bir politikayı sözde “nüfus” planlaması adı altında gölgeleyip bunu da kimi “döl” yataklarının en azından doğum kontrol haplarıyla veya sağlam “okey!”ler vasıtasıyla “zapturapt” altına alınmasının önemine “kapalı kapılar” ardında “kurmay”ca, “kurnaz”ca hesaplarla “mercek” tutulurken, öte taraftan sözde “et-tırnak”, “kardeş” , “hısım”, “akraba” tekerlemeleriyle güya aynı kefeye konan bu coğrafyanın insanlarının, “vatandaş”larının neredeyse otuz yıldan beri aynı inatla sürdürülen yanlış “politika”lar sonucunda “telef” olmalarını tümüyle önleyecek tedbirleri dışlayıp, buna mukabil aynı yanlış hesapların eninde sonunda Bağdat’tan geri döneceğini bile bile nitekim bilmem kaçıncı kez yapılan “operasyon”lara bir yenisinin eklenmesi için “parmak” kaldıran zihniyetin sonuç itibariyle acımasızca “ölüm”e postaladığı ve ne hikmetse çoğunluğu da “garip-gureba” sınıfının evlatları olan bu gençlerden boşalanların yerini, aynı minvalde yenilerinin doldurmaları için anaların rahminden bir bakıma sanki medet umulması gerçekten de ibret verici!..
    Evet Kirvem, sen şu işe bak ki, “türban” ya da nam-ı diğeriyle “sığırcık yavrusu” meselesinden yola çıkıp memleketi toza dumana0 bulayan “böyyük”lerimizin peşine takılıp bu uğurda iki laf edelim derken nerden nereye geldik!
    Neyse, haftaya yine yola berdevam …
    Mıgırdiç Margosyan
    www.evrensel.net