ÖZGÜRLÜK YOLU

  • ABD Yüksek Mahkemesi, Amerikan hapishanelerinde tek kişilik hücrelerde tutulan Meksikalı-Amerikalılara karşı Viyana Konvansiyonu kararlarının ihlal edildiğine ilişkin bir davada alınan kararı, uluslararası hukuka dayanarak bozdu


    ABD Yüksek Mahkemesi, Amerikan hapishanelerinde tek kişilik hücrelerde tutulan Meksikalı-Amerikalılara karşı Viyana Konvansiyonu kararlarının ihlal edildiğine ilişkin bir davada alınan kararı, uluslararası hukuka dayanarak bozdu.
    Mahkeme, altıncı kararını alırken, eyaletlerin kendi anavatanlarından yetkili heyetlerle görüşme hakları olmayan hücre mahkumları için yeni duruşmaları durdurmasını isteyen Başbakan George W. Bush tarafından hükümsüz kılındı ve yönetildi. Bush birdenbire fedakar bir insan olmadı; onu bu harekete iten olay, Uluslararası Adalet Divanı tarafından ABD eyaletlerince alınan hükümlerin Viyana Konvansiyonuna aykırı olduğuna dair alınan başka bir karardı.U.A.D tarafından yürütülen dava, Hoze Marianne adındaki bir Meksika kökenli bir mahkuma ilişkindi.Divanda çoğunluk, ABD’nin de uluslararası yasalara uymak zorunda olduğuna ve Başbakanın devlet yasalarına önceden etki edemeyeceğine karar verdi. Divan Başkanı John Roberts’a göre,bütün uluslararası yasalar Amerikan mahkemelerinde bağlayıcılık teşkil etmiyor, ki bu da federal yasaların da mahkemelerde uygulanabilir olduğu anlamına geliyor. Bir anlamda bu, uluslararası hukuk’un ABD hükümeti için bağlayıcı olduğu, ancak ABD mahkemelerinin uluslararası yasalara bağlı kalmaya mecbur edilmediği sonucunu doğuruyor. Bu durum da, eskimiş çekim kuvvetlerini oldukça yakından takip eden Yüksek Mahkeme kararına katılmayan diğer mahkemelerin kararlarını etkileyecektir. ABD anayasası altında, şu açıktır ki, bütün ABD mahkemeleri devlet tarafından imzalanan ve yeniden-anlamlandırılan bütün uluslararası antlaşmalarca bağlanmıştır. ABD anayasasının yönetimle ilgili kısmının altıncı maddesi, ‘Bu anayasa ve geçerlililiğini sürdüren diğer ABD kanunları, ve devlet tarafından yapılan her tür anlaşma, ABD devleti topraklarının yüksek yasası kabul edilecek ve her koşulda hakimler için bağlayıcı olacaktır. Devletin anayasasına ve kanunlarında aykırı hiçbir koşul bağlayıcı değildir.’ demektedir. Görünüşe göre, ulusun en yüksek mahkemesine mensup altı yargıç anayasanın bu bölümünü farklı okudular. Bu gibi davalar bize,anayasanın açıkça ne söylediğinin değil de, yargıçların bunun anlamını nasıl yorumladığın daha önemli olduğunu gösteriyor. Amerikan ulusalcılığı ve çifte standartçılığının prensipleri anayasayı yazanları derinden etkileyen uluslararası içgüdülere üstün geldiği görülüyor.Bağımsızlık Bildirgesi ilk yayınlandığında, bildirgeyi yazan parlemanterler onu ‘İnsanoğlunun fikirlerine nazik bir saygı duruşu’ olarak adlandırmışlardı.Yüksek Mahkeme yargıçlarının zihinlerinde, Uluslararası Adalet Divanı, başka bir deyişle, farklı ülkelerden gelen 15 yargıçtan oluşan Dünya Mahkemesi, çok fazla saygı haketmiyor.
    Mumia Abu-Jamal
    www.evrensel.net