Fotoğraf: AA

SADEDE GELELİM

  • AKP’yi kapatma davası ve Ergenekon soruşturması birbirinden ayrı ve bağlantısız olsa da egemen sınıf içindeki iktidar mücadelesini yansıtmaktadır. Bu mücadeleyi anlamak için Türkiye’de egemen sınıfın kimlerden oluştuğunu ve ne üzerine kavga ettiklerini irdelemekte fayda var


    AKP’yi kapatma davası ve Ergenekon soruşturması birbirinden ayrı ve bağlantısız olsa da egemen sınıf içindeki iktidar mücadelesini yansıtmaktadır. Bu mücadeleyi anlamak için Türkiye’de egemen sınıfın kimlerden oluştuğunu ve ne üzerine kavga ettiklerini irdelemekte fayda var.
    Türkiye’de birçok araştırmacı, egemen sınıfı sermayedar ve burjuva kelimeleriyle ifade edip bu iki kelimeyi aynı anlamda kullanmaktadır.
    Kanımca burjuva (‘kentsoylu’) kelimesi sermaye düzeninden istifade edip sermaye düzeninden yana davranan herkes için kullanılmalıdır. Bunlar esas itibariyle sermaye sahipleri, sermayeyi yöneten üst düzey yöneticiler, kira ve faizle geçinen büyük mülk sahipleri, üst düzey sivil ve asker bürokratlar, serbest çalışan yüksek gelirli tahsilli kişiler (doktorlar, avukatlar vs.), basın-yayın kurumlarında yüksek gelir kazanan kişiler ve yüksek gelirli sanatçılardır. Ve tabii (meslek olmamakla beraber) yukarıdakileri temsil eden siyasetçileri de bunlara katmalıyız. (Kırsal kesimde sınıf tahlili yapmak daha çetrefildir çünki arazinin verimi bölgeden bölgeye farklı olduğundan arazi mülkiyetinin yüzölçümüne göre genel bir tasnif yapmak zordur. Burada tarım dışı üzerinde duruyorum.)
    Bazı araştırmacılar, sermayeyi yöneten üst düzey yöneticileri esas gelirleri maaş olduğundan, bürokratların tümünü de maaşla geçindikleri için, serbest meslek sahiplerinin tümünü ve medyada çalışanların tümünü sermaye geliri (kâr) dışında gelirle geçindikleri için bunları egemen burjuva sınıftan saymaz; sermayedarlarla bir grupta görmez; sermayedarlarla emekçiler arasında bir orta sınıf telakki eder.
    Oysa sınıfları ayırt ederken sadece gelirlerinin türünü değil, gelirlerinin seviyesini ve siyasi davranışlarını da gözetmek gerekir. Maaş var maaş var. Ailenin gelir seviyesi onun hayat standardını, ikamet ettiği semti, dünyaya bakışını belirler. Burjuva kavramında topladığımız bu gruplar aynı semtlerde oturur ve (çok önemli bir husus) bunların çocukları birbirleri ile evlenir (bu gruplar kendi aralarında “kız alıp verir”). Yüksek gelirli serbest meslek erbabı, yüksek gelirli gazeteciler, yüksek makamlardaki bürokratlar vs. genellikle servet sahibidir; ancak bu serveti mülk şeklinde tutup sermaye olarak kullanmazlar.
    Orta sınıf terimi, olsa olsa kendi emeğiyle küçük sermayesini işleten esnaf, zanaatkar ve bunlarla aynı hayat standardını paylaşan memurlar için kullanılabilir.
    Şimdi İslâmcı-laik çekişmesi, seçimle iktidara gelmiş partiyi kapatmaya teşebbüse kadar vardı. Bunun faal taraflarına yakından bakınca, siyasetçiler ve bürokratlar olduğunu görüyoruz. Yeni yetme İslamcı görüntülü bir bürokrat-siyasetçi zümresi, eski bürokrat-siyasetçi egemen zümreden iktidarı kaptı. Yeni zümre mecliste çoğunluğu kazandı, Cumhurbaşkanlığına oturdu ve bürokrasiyi kendi tarafları ile doldurmaktadır.
    Nedir eski zümre ile yenisi arasındaki fark? Aralarındaki fark, emekçilere tahakküm etmek ve emekçilerin düzene bağlılığını sürdürmek için hangi simgelerin, hangi söylemin kullanılacağındadır. Eski bürokrat-siyasetçi zümre Atatürkçü laik simgeleri ve söylemi kullanmayı uygun görmekte, yenisi ise İslami simgeler ve İslami söylem kullanmayı uygun görmektedir.
    Zümreler bu görüş farkı etrafında iki cemaat, hatta iki menfaat grubu şeklinde örgütlenmiştir. Zira iktidara gelen zümre sadece mecliste milletvekillikleri sayesinde büyük maddi imkanlara kavuşmakla kalmamakta; kendi zümre üyelerini devlette binlerce bürokratik göreve ve makama atayarak da büyük menfaatler dağıtmaktadır. Birçok kişi CHP’nin hırçınlığını AKP’nin bu imkanları ele geçirerek kullanmasına tepki olarak yorumlamaktadır. Doğrudur. CHP bu kayba o kadar içerlemektedir ki ülkeyi rejim krizine götürmekte beis görmemektedir. Bu eski Atatürkçü cemaatten bazıları darbe yapmayı dahi göze almıştır. Ergenekoncuların müfrit milliyetçi ve Avrasyacı yönelimleri, yine emekçileri sermaye düzeni içinde tutmak için Atatürkçü söylemde yaptıkları bir çeşitlemeden ibarettir.
    Dikkat edilecek olursa bu çekişmede burjuva sınıfının tümü kamplaşmış değildir. Sermayedar örgütleri (siyasi eğilimlerine göre ayrı ayrı örgütlenmiş olmalarına rağmen) bu nizaya karışmayıp itidal çağrıları yapmaktadır. Çünkü onları ilgilendiren iktisadi ve toplumsal politikalarda CHP ile AKP’nin uygulamaları arasında fark yoktur. Keza serbest çalışan yüksek tahsilli serbest meslek erbabının da (bir iki baronun çıkışları dışında) bu çekişmeye katıldığını söylemek mümkün değildir. Onların açısından da CHP ile AKP arasında önemli bir fark yoktur. Demek ki kavga neticede bürokrat ve siyasetçi burjuvalardan iki grubun kamu kesiminde parsaları kapışma kavgasıdır. Ne yazık ki bu iki zümre bazı emekçileri de kendi taraflarına çekebilmektedir.
    Eğer CHP AKP’nin politikaları karşısında azıcık emekçilerden yana bir tavır sergilese idi (mesela SSGSS reformunda, asgari ücret belirlemesinde, tarım politikasında emekçilerin taleplerini mecliste dayatmaya çalışsa idi) hiç kuşkusuz patron örgütleri seçimle iktidara gelmiş partileri kapatmamak gerektiğinden, ibadet özgürlüğünden, giyim kuşam özgürlüğünden dem vurarak açıkça taraf tutardı. Tersini düşünelim: şayet AKP neoliberal reformlarda ayağını sürüyüp sermayenin taleplerini yerine getirmekte gayretli olmasa idi, patron örgütlerinin cumhuriyetin değerlerini korumayı ve laikliğin demokrasinin şartı olduğunu vurgulayan beyanlarla taraf tutacaklarından emin olabiliriz. Patron örgütlerinin bu çekişmede tarafsız kalmaktaki özeni, kendilerini ilgilendiren politikalarda Atatürkçülere ve siyasal İslamcılara aynı ölçüde güvendiklerini kanıtlamaktadır.
    Bu da emekçilerin bu iki burjuva bürokrat-siyasetçi zümresine karşı aynı sınıfsal tavrı göstermesi gerektiğini göstermemekte midir?
    Cem Somel
    www.evrensel.net