KENTTEN GELEN

  • Hayatta bazı dönemler vardır ki sorunların içerisinde boğulursunuz, sırtınıza o kadar çok yük binmiştir ki hangisini taşıyacağınızı şaşırırsınız


    Hayatta bazı dönemler vardır ki sorunların içerisinde boğulursunuz, sırtınıza o kadar çok yük binmiştir ki hangisini taşıyacağınızı şaşırırsınız. Bu sorunlardan kurtulmak için bir sihirli değnek ararsınız. Öyle bir bunalım halidir ki kendi gücünüzü unutturur, sanki sorunu başka birisi yaşamış gibi çözümü başka birilerinde ararsınız. “Beni kurtarın bana yardım edin” diye bağırdığınız dönemler bile olmuştur ama dönüp baktığınızda, çözümün yine sizin elinizde olduğunu anlarsınız. İşte bunu yaşamadan anlamak biraz zor herhalde ki, bugün bunalımlar çoğalıyor. Bir ülke içinde sorunların bireye yansıması da bunun gibi şekillenir. Düşünün şu anki Türkiye’nin durumunu; AKP’nin kapatılması meselesi, laisizm meselesi, Ergenekon davası, türban tartışmaları, Kürt sorunu, şu an gündemi en çok meşgul eden meseleler. Bu meselelerin içerisinde boğulup gidiyoruz. Bir de bunların dışında bizim birebir yaşadığımız işsizlik, yoksulluk ve bunların getirdiği çaresizlik... Bu çaresizlik yüzünden kime sorsanız Türkiye’nin gidişatından memnun olmadığını söyler ve de ekler: Hep başımızdakilerden... Ama dönüp kendisinin buna müdahale edebilme hakkı olduğunu sorgulamaz yani, Türkiye’nin sorunlarını hep baştakilere veryansın ederek geçiştirir. Bugün işçiler, emekçiler şunu bilmelidir; bizi yönetmeye çalışanların bugüne kadar yaptıkları politikaların yanlışlığından değil, yapmak istedikleri politikaları uyguladıklardan ve bizler buna ses çıkartmadığımızdan Türkiye’nin hali bu durumdadır.
    Şimdi bu meseleyi Antakya’da toprağı için direnen köylüye yorumlayalım. Köylülerin yüzlerce yıldır işledikleri, geçimlerini sağladıkları toprakların, birkaç rant çevresinin çıkarı için kentsel dönüşüm gibi alengirli laflar kullanılarak yaşam hakkı alınıyor. Ama biz gene de diyoruz ki; “sayın belediye, bunu yapmayın! Yanlış yapıyorsunuz, bu doğru politika değil” ama şunu görmeliyiz ki bunu yapmak için koltuğuna oturtulmuş Belediye Başkanı Yeloğlu. Bunu Türkiye’de AKP’nin politikalarına bakarak görebilirsiniz. (İstanbul örneği en çarpıcı olanı.) Peki nasıl müdahaleci olabilir bu sürece köylüler? Sihirli değnek arıyorlarsa, sihirli değnek mücadele! İlk kendi aralarında örgütlenmelidirler. Bir heyet oluşturulmalıdır, yalnız bu heyet 4 muhtarın oluşturduğu bir heyet olmamalıdır; bu iş muhtarların üzerine atılmamalıdır, daha geniş bir heyet oluşturulmalıdır. Mimarlar Odası, Ziraat Odası, Orman Mühendisleri Odası, sendikalar ve kitle örgütlerini dolaşmalı, cepheyi daha geniş tutmalı, meseleyi bu şekilde daha ciddi bir güç ile harekete geçirmelidir. Arkasından tüm köylülere bu mesele anlatılmalı, köy köy dolaşıp köy toplantıları yapılmalıdır. Ben şuna inanıyorum; eğer köylüler bu şekilde örgütlenip hareket ederlerse, topraklarını kazanırlar. Ama şunu da yapmalıdır köylüler; bir alternatif siyaset oluşturmalıdır Antakya içinde, yani emekçilerin siyasetini yapmalıdır. İşte bu tavır “Türkiye nereye gidiyor, ne yapacağız biz?” haykırışına bir çözüm getirir. Köylüler bu gidişata bir alternatif olabilir. Mücadelelerinde yanlarındayız demeyeceğim; hep beraberiz!..
    *Emek Partisi Mersin İl Sekreteri
    Diren Zorlucan*
    www.evrensel.net