YAŞADIKÇA

  • Sanki gizli birtakım eller; bu ülkede yaşamı sakatlamak için ellerinden geleni yapmaktalar. Toprağı, havayı, suyu kirletip ülkeyi yaşanılmaz kılmak için özel bir çaba harcamaktalar. Gelecek kuşaklara yaşanılmaz bir çöplük bırakmak için yerli yabancı çıkar çevreleri el ele vermiş durumdalar


    Sanki gizli birtakım eller; bu ülkede yaşamı sakatlamak için ellerinden geleni yapmaktalar. Toprağı, havayı, suyu kirletip ülkeyi yaşanılmaz kılmak için özel bir çaba harcamaktalar. Gelecek kuşaklara yaşanılmaz bir çöplük bırakmak için yerli yabancı çıkar çevreleri el ele vermiş durumdalar.
    Oysa yarınını planlamayan, geleceği göremeyen toplulukların ve ülkelerin sonu, yok olmak ya da köle olmaktır. Geleceği belirleyen en önemli faktör ise canlıların yaşadığı ortamdır. Ortam yaşamın filizlenip gelişmesine uygun ise orada hayat daha güçlü gelişir. Çevre kirletilmiş, verimsizleştirilmiş ve bozulmuş ise her şeyin kötüye gideceği açıktır. Sağlıksız ortamda sağlıklı kuşakların yetiştirilmesi mümkün değildir.
    Yaşamın vazgeçilmezi olan su kaynaklarımız, bir yanda bilinçsiz tarım uygulamaları, bir yanda plansız şehirleşme ve sanayileşme, diğer yanda ise madencilikle kirletilmektedir.
    Oysa dünyada ortalama kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 7 bin 600 metreküp iken, bu rakam Türkiye için 1430 metreküptür. Bu rakam yaklaşık 20 yıl sonra 1100 metreküp olacaktır. Ülkemizde göller ve sulak alanlarımız kuruyor. Yeraltı sularımız her geçen gün azalıyor.
    Yukarıdaki tabloya baktığımızda, ülkemizin su zengini olmadığını, su fakiri de olmadığını, ama hemen sınırda yer aldığını görüyoruz. Bu veriler kaynaklarımızın kirletilmediği durumlar için geçerlidir. Oysa her geçen gün temiz su kaynaklarımızı kirletmeyi sürdürdüğümüz göz önüne alınacak olursa, büyük sıkıntılar yaşayacağımız ortadadır. Ne yazık ki bu sıkıntıları başımıza bu ülkenin yöneticileri sarmaktadır. Halkın sağlıklı bir şekilde yaşaması için çalışması gerekenler, bunun için halktan toplanan vergilerle maaş alanlar, halka hizmet için yemin edenler, ne maaşlarını hak etmekte, ne de yeminlerine bağlı kalmaktadırlar.
    Bu gün Kazdağı’na, Madra Dağı’na, Munzur dağlarına maden arama izini verenler, bu ülkenin geleceğini yok etmek istemektedirler. Nehirlere ve çaylara kimyasal ve kentsel atıkları bırakanlar, yarınlarımıza kastedenlerdir. Çünkü suyun, toprağın ve havanın kirlenmesi demek, hastalıkların artması, canlıların ömrünün kısalması demektir.
    Sağlıklı çevrenin katledilmesine ferman çıkartanlar, her konuda AB isteklerini ve normlarını öne sürerlerken, AB’nin çevre standartlarını ülkemize uygulamak istememektedirler. Aslında AB de Türkiye’nin çevre standartlarının kendi düzeyine çıkmasını istememektedir. Çünkü AB bizim ülkemizi çöplük olarak kullanmak istemektedir. Kendi çevrelerini korumak için kılı kırk yaran bu emperyalistler, kendi çıkarları için başka ülkeleri yaşanılmaz kılmakta hiçbir sakınca görmemektedirler.
    5 Nisan’da Çanakkale’de yapılan miting önemlidir. Bu tür tepkilerin çoğaltılması gerekiyor. Ülkenin her yeri bu ülkede yaşayan herkesi ilgilendirmektedir. Emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin halkı kandırmasına, yaşam alanlarımızı kirletmesine izin vermememiz lazım.
    Anamalcılar gözlerini karartmış şekilde, bir yanda havayı, suyu, toprağı kirletmekte; diğer yanda emekçilerin kazanılmış haklarını ellerinden almak istemektedirler. İnsanların en vazgeçilmez hakkı yaşama hakkıdır. Çevreyi yaşanılmaz kılmakla, insanlar ve diğer canlıların ömürleri kısaltılmakta, sağlıkları ellerinden alınmaktadır. Sokakta herhangi bir insandan ömrünün ve sağlığının bir kısmından vazgeçmesini isteseniz, sizi haklı olarak evire çevire döver. Ama çevrenin kirletilmesinin bu saçma sapan istekten hiçbir farkı yoktur. Hava, su ve toprak kirlenirse; insanların ömürleri kısalır, sağlıkları bozulur. Bu iş bu kadar basit ve açıktır! Üstelik bu tehlike kimin kime oy verdiğine falan bakmaz. Bu tehlike, kimin hangi inançtan, hangi kökenden ve bölgeden olduğuna da bakmaz. Bu tehlike herkes için geçerlidir ve herkesin bu konuda bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Bu, gelecek kuşaklara borcumuz ve sorumluluğumuzdur.
    Enver Şat
    www.evrensel.net