KENT YAZILARI

  • İzmir’in aylar süren EXPO-2015 macerası ve kazanma beklentisi, yanlış bilgilenmeye dayalı kısa süreli sevinç dışında, büyük hayal kırıklığı ile sonuçlandı.


    İzmir’in aylar süren EXPO-2015 macerası ve kazanma beklentisi, yanlış bilgilenmeye dayalı kısa süreli sevinç dışında, büyük hayal kırıklığı ile sonuçlandı. 2015 yılında İzmir’de “Herkes İçin Sağlık:
    Daha İyi Bir Yaşam İçin Yeni Yollar” temasıyla düzenlenmesi önerilen EXPO, “Gezegenimizde Beslenme: Yaşam İçin Enerji” teması ile yarışa katılan Milano’ya kaptırıldı.
    Aslında EXPO-2015’in ülkemizde gerçekleşmesi için Cumhurbaşkanı’ndan Büyükşehir Belediye Başkanı’na, Dışişleri teşkilatından sivil toplum örgütlerine kadar, ülkemin güzide yöneticileri kendini hazırlamıştı, ama olmadı... Gelen ilk haberlere göre tüm koşullar lehimizeydi. Afrika için belirlediğimiz yardımlar(!) bile İtalya’nın beş katıydı. Başta İzmirliler olmak üzere halkımız, elde bayrak sokağa dökülmeye hazır biçimde, büyük bir heyecanla Paris’ten gelecek sonucu bekliyordu. Ama olmadı...
    Her nedense delegelerin büyük bir bölümü ikna olmadı. Salt onlar gelecek diye, geçen yıl günlerce süslenmişti İzmir. Ama olmadı...
    Oysa, 2015 yılında EXPO’yu İzmir’de gerçekleştirmek için nelerden vazgeçmiş, neleri göze almıştık...
    EXPO aleyhine söz söyleyenleri doğrudan vatan haini ilan etmiş, olumsuz laf edenleri, söylediğine söyleyeceğine pişman bile etmiştik ülkece. Ama olmadı...
    Görevini yapan meslek odalarının yöneticilerine, “EXPO’yu sizin yüzünüzden alamazsak, pantolonlarınızı alırız” diye kükreyen, linç girişiminde bulunan bazı yerel yöneticilerimizin üstün ikna yeteneklerine(!) rağmen olmadı...
    Ne Avrupalılar, ne Afrikalılar ne de Asyalılar bizi anladı. Yardım adı altında sözü verilen abartılı sözler dahi, her nedense(!) işe yaramadı. Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı olduğuna inanan bir ülkenin vatandaşları olarak şaştık kaldık. Cumhurbaşkanımız tarafından havaalanında karşılanan Arap ülkeleri bile bizi anlamadı. Olmadı...
    Küresel dünyanın yeni anlayışına hemen uyum sağlamış, sokulduğumuz kulvarda sıkı bir yarışçı havasına kolaylıkla girivermiştik, ama olmadı... Yarışan kentler arasında İzmir’e yer bulmaya çalışırken, İzmir’in namusu sayılacak bir alandan bile kolaylıkla vazgeçmiştik. İnciraltı’nı EXPO için allamış pullamış, “ne de güzel gelin olacak” diye her yerde göstermiştik. Ama yine de olmadı...
    1889 yılında gerçekleştirilen Fransız Devrimi’nin 100. yılı kutlamaları için yapılan Eyfel Kulesi’nin aynı yıl gerçekleştirilen EXPO için yapıldığı masalına bile inandırılmıştık. Bu kandırmaca söylemin, İzmir’e kule dikmek, köprü yapmak ateşiyle yanıp tutuşan, “demir” gibi, “taş” gibi bir yaklaşım olduğunu bile bile ses çıkarmamıştık. Ama olmadı...
    Yıllardır fuar düzenleyen, “fuarlar kenti” olarak anılmak isteyen İzmir EXPO’yu alamadı. Olmadı, sanki sihirli bir el değdi ve delegeler fuar denildiğinde aklına “lunapark” ve “hayvanat bahçesi” gelen bir neslin çocuklarının bu işi kıvırabileceğine inanmadı.
    Ama bir an için olduğunu varsayalım. Ya olsaydı?.. 2015 yılında EXPO İzmir’de gerçekleşseydi ve milyonlarca turist İzmir’e gelebilseydi? Ne anlatacaktık, “herkes için sağlık” sloganının altını doldururken? Nasıl anlatacaktık, bir yandan EXPO’yu almaya çalışırken, diğer yandan becerdiklerimizi?..
    Nasıl açıklayacaktık, Roma döneminden bugünlere kadar direnmiş, hizmet vermiş, dünyanın ayakta kalmış en eski kaplıcalarından, sağlık merkezlerinden birinin, Allianoi’nin suyun metrelerce dibinde ne aradığını? Nasıl anlatabilirdik, bir yandan sağlık temasıyla EXPO’ya imza atmaya hazırlanırken, diğer yandan Allianoi’nin sular altına gömülmesine imza attığımızı?..
    Nasıl açıklardık, yolu Bergama’ya, Dikili’ye düşenlere siyanürle kirlenmiş suyun ve toprağın yarattığı ölümü? Nasıl açıklardık Kazdağı’nın yolunmuş görüntüsünü?..
    Nasıl açıklayacaktık EXPO alanının akmayan muslukları ile bir madenin ilişkisini? Kim, nasıl açıklayabilirdi koca bir ülkenin, bir maden şirketi için bir barajdan ve tertemiz bir havzadan vazgeçişini?..
    Hangi yüzle anlatacaktık EXPO’yu gezen milyonlara(!), bu alanda yer alan yapıların yerinde geçmişte yemyeşil narenciye bahçeleri olduğunu? Nasıl açıklayacaktık, yasalara aykırı olduğu halde bu alandan bir günde, “EXPO’ya özel” vazgeçişimizi?..
    Ama neyse ki hepsi varsayımdı. Zaten olmadı...
    Ama lütfen söyler misiniz, şimdi nasıl anlatacaksınız, “EXPO’ya var da bize yok mu?” diye kapınıza dayanacak İnciraltı rantiyesine, oranın aslında bir tarım alanı olduğunu?..
    Necati Uyar
    www.evrensel.net