Emeğiyle geçinemeyenlerin mahallesi: Sahipata

Gazetemizin kent sayfaları projesinin başlamasıyla, Afyon’un emekçi semtlerini anlatmaya koyulduk Evrensel okurlarına.


Gazetemizin kent sayfaları projesinin başlamasıyla, Afyon’un emekçi semtlerini anlatmaya koyulduk Evrensel okurlarına. Bir ay önceki haberimizde Çavuşbaş’ı ve Çavuşbaş Mahallesi sakinlerinin yoksullukla mücadelesini konu edinmiştik. Şimdi yine yoksul bir semte; emeğiyle geçinemeyenlerin yaşadığı bir mahalleye düştü yolumuz. Sahipata,
Afyon şehir merkezine 3 km uzaklıkta kurulu. Mahalleye ilk adım attığımızda bakımsız gecekondular ilişiyor gözümüze. Çarpık kentleşmeye örnek teşkil eder biçimde, irili ufaklı apartman daireleri arasına sıkışmış gecekondular, şairin söylediği üzere utanıyor fukaralıktan; ele güne karşı çıplak...
Gecekondu sahiplerinin, mahalle sakinlerinin çoğunluğu asgari ücretli. Çalışanlar bildiğiniz gibi evin beyi, reisi(!); Sahipatalı kadınlar ise eve giren 3 kuruşla ev idaresi işini yüklenmişler. Mahallenin en eski bakkalına sokuyoruz başımızı. Biliyoruz ki yoksulluğu en iyi anlatacak olan, veresiye defterleri kabarık bakkallardır. Avcı Market’in sahibi başlıyor anlatmaya: “Çalışanlarımızın çoğu mermer fabrikalarında işçidir. En ağır koşullar içinde ekmeklerinin derdindedirler. Burada yaşamak zordur. Mahallelinin eğitimi-öğrenimi de oldukça aşağıdadır. Buraya atanan öğretmenlerimiz 6 aya kalmaz şehir merkezine tayin çıkartırlar.”
Ölüm kapıyı çalınca bile...
16 yıldır ailesini bu dükkandan kazandığıyla geçindirdiğini söylüyor bize. Ve hemen ekliyor: “Dükkanın yeri bizim. Kira veriyor olsaydım şimdiye kadar kalmazdı burası. Zaten son 4 aydır işler kötü. Halkın alım gücü iyice düştü” diyor. ‘Ya ekmek fiyatlarına yapılan zam’ diye sorduğumuzda “Elbette bu kötü oldu. Garibanın kuru ekmeği de gitti elinden” diye yanıtlıyor.
‘Ya AKP?’
“Biz de oy verdik. Bir umut dedik. En çok türbana çözüm bulur diye düşündük. Karımız, kızımız örtülüdür bizim. Onlar da üniversiteye girebilsinler diye oy verdik AKP’ye. Fakat ekonomik açıdan şimdiki durumumuz her zamankinden daha kötü” diye yanıtlıyor bir solukta.
Yeri gelmişken ‘Sosyal güvenceniz nedir’ diye soruyoruz. “Allah’tan SSK’lıyım” diye başladığı konuşmasına, “Emeklilik yaşı yükseltildi. Ölüm kapıyı çalınca bile emekli olamayacağız. Böyle bir yasayı kabul etmek mümkün mü?” diye devam ediyor.
Mahallenin girişindeki TOKİ konutlarını soruyoruz. Başıbüyüklüler geliyor aklımıza. Acaba Sahipata’da yaşayanlar da böyle bir zorbalığa maruz kaldı mı?..
“İnşaat çok önce başladı. O arazi boş idi. Bildiğimiz kadarıyla bu ay teslim edilecek konutlar...” Mahalle sakinlerinden öğrendiğimiz kadarıyla 13-14 aydır TOKİ aidatı ödeyenler var. “Boğazımızdan kesip, urbamızı eksiltip aidat ödüyoruz” diyorlar.
Emeksiz yemek yiyenler
Sahipata Mahallesi kahvehanesine giriyoruz şimdi. Kahvehanede oturanlar gazeteci olduğumuzu, mahallenin geçim durumunu, halkın yaşayış biçimini haber yapmak için geldiğimizi öğrenenler, yaşlıca bir amcayı işaret ediyorlar: Mevlüt Çankaya. Sahipatalı. 1974 yılından beri burada yaşıyor. Köy Hizmetleri’nden emekli.
“Buradaki insanların çoğu çevre köylerden göçmüştür. Hâlâ köylerinden gelen destekle geçinirler. Unu, bulguru köyünden getirir herkes” diyor.
‘SSGSS dedikleri şu yasa nedir’ diye soruyoruz:
“Bizim de emeklilik maaşımız düşürülecek. Memlekette kimin şanslı olduğu ortada; cebinde parası olan, emeksiz yemek yiyenler şanslı. Bu konuda bir şey söylemek istemiyorum. Affedersiniz, ağzımdan kötü bir şey çıkar diye korkuyorum.”
‘Bu yasanın mucidi AKP hakkında ne düşünüyorsun? Milletin vekili olmak görevini yerine getiriyorlar mı sence’ sorumuza aldığımız yanıt ise milyonlarca emekçinin hislerine tercüman oluyor: “Ben AKP’ye oy vermedim. Açıkça söylüyorum, MHP’ye oy verdim. Ha, şimdi AKP değil de MHP olsaydı hükümette bir şey değişir miydi? Değişmezdi. O Meclis koltuklarına oturanlar, kendilerini kimin seçtiğini unutuyorlar. Halkın vekili olmak onların derdi değil.”
Durum budur!
Kahvehane sahibi Halil Ulu karışıyor sohbete: “Buranın halkını mı merak ediyorsunuz? Bakın masalarda 5 kişi oturuyorsa bunlardan çoğu işsizdir. İnsanlar üç beş kuruşluk çayı borca içiyor. Veresiye defterinde eski parayla 6 milyar borç yazılı. İşte durum budur.”
Sahipata’dan objektifimize yansıyanlar, diğer “varoş”lar gibi asfaltsız yollar. Çelimsiz bedenleriyle, memleket meselelerini hiç de bilmeden, neşeli çığlıklarıyla sokağı dolduran çocuklar. Bir kentin öteki yüzleri. Ötekileştirilen ekmeksizler. Sahipatalı yoksulların, emeğiyle geçinemeyen milyonlarca insanı betimleyen sözler gibi: “Bir gün mutlaka gün bize doğacak. Bu böyle geldiyse böyle gitmeyecek. Bizim çocuklarımız memleketin başındaki vicdansızlara dur diyecek.” (Afyonkarahisar/EVRENSEL)
Gülcan Çetinkaya - Muharrem Can-Yeşim Turan
www.evrensel.net