UZUN MESAFE

  • Emek örgütleri, SS ve GSS yasasına itirazlarını yükseltirken ‘gayriinsani, gayrivicdani ve gayriahlaki’ bir süreçten bahsediyorlardı.


    Emek örgütleri, SS ve GSS yasasına itirazlarını yükseltirken ‘gayriinsani, gayrivicdani ve gayriahlaki’ bir süreçten bahsediyorlardı. Aynı günlerde ne gariptir ki sayın Başbakan, sendikaları ‘yalancılıkla’ suçluyordu.
    Oysa geçen hafta elindeki poşeti kameralara gösteren bir kadın, artık sağlıkla sınırlı kalamayan neoliberal dalgada hepimizi vicdan ve yalan bağlamında gerçekliğimizle test ediyordu. ‘Yeğenim beş saattir ambulansın içinde duruşmasının olmasını bekliyor, artık safra kusmaya başladı, ona bir şey olursa herkes sorumludur’ diye feryat ederken, herkes kısmına fark etmeden koca bir ülkeyi koyduğunun muhtemeldir ki farkında değildi.
    Evet, ilgili haberde gazeteler patlayan apandisiti için Bursa’da özel bir hastanede acilen ameliyat edilen hastanın narkozun etkisi geçip gözleri açıldığında karşısında bir yakınını değil de polisleri gördüğünü ve o haliyle gözaltına alındığını, ‘Ambulans mahkeme salonuna dönüştürüldü’ başlığı ile duyurdular. Haberin satır aralarında hastanelerde otomasyon sistemine kaydedilen tüm hasta bilgilerinin emniyet tarafından sürekli izlendiği bilgisi yer alıyordu. Nedense haberlerde tıbbın mahremiyetini yitirişi, yani hasta bilgilerinin hastanın bilgisi dışında emniyet kurumunca -yani sağlıkçı olmayan kişilerce istihbarat aracı olarak kullanılması olağanlaştırılırken ambulansın mahkemeye dönüştürülmesi ise sıra dışı bulunmuştu. Oysa bu haber ve içeriği ile önümüzdeki süreçte nice insanın yaşam hakkının elinden alınması teşvik edilmiş oluyordu.
    Hastane verilerinin rutin olarak istihbarat aracı olarak kullanılması etik tartışmaların ötesinde, gayrivicdani bir uygulamadır ve yaşam hakkını engelleyici bir öz taşır. Muhtemeldir ki ülkede çeşitli nedenlerle aranan suçlu-suçsuz milyonlarca insan var. Örneğin 1980’li yıllarda fişlenmemiş bireyi olmayan aile kalmadığı söylenir. Bu haberden yola çıkarsak, tüm bu insanlar hastanelere gelmekten imtina edecek, belki de merdiven altı sağlık hizmetleri diye yeni bir utanç alanı ile tanışmış olacağız.
    Aslında konu bununla sınırlı değil. Tıp mesleğinin Hipokrat Andı ile vücut bulan güvenilirliği son üç yılda yasa ve taslakların eşliğinde tehdit ediliyor. Önce TCK’da suç olan fiili ihbar etmeyen sağlık çalışanları hapis cezası tehdidi ile tanıştı, ardından GSS taslaklarında hekimin hastasına ilk soracağı soru olarak ‘Priminizi ödediniz mi?’ uygun görüldü ve primini ödemeyenlerin ihbarı görev olarak tanımlandı.
    Hekimler yeni TCK ile ilk tanıştıklarında oldukça gerilmişlerdi. Örneğin çocuk yaşta doğum failleri yönü ile suçlar kategorisine giriyor. İzmir Konak Doğumevi hekimleri bu olguları hastane polisine ihbara başlayınca sanırım işleme alınmamıştı. Oysa burada gözden kaçan gerçek, yaşam hakkı üzerinde yoğunlaşmalı. Bu çocuk anne adayları bundan sonra hastanelere getirilmeme olasılığını hep sırtlarında taşıyacaklar. Üstelik bu yaş grubu doğumlar mutlak hastane koşulları gerektirmekte.
    Tüm bu yaşananlar beni, 1998’de o dönem çocukları ile ünlenen Manisa’da doğum yeri başka iller olan hastaların başhekimliklerce emniyete ihbar edilmesi yönündeki uygulamaya götürdü. TTB’nin çabası ile uygulama sona erdiğinde, sanırım kimsenin aklına uygulamanın yıllar sonra tüm ülkeye sessiz sedasız yayılacağı gelmemiştir.
    Meseleye bir hastaneden hekim gözü ile baktığımda, tıp mesleğinin gayriinsani, gayrivicdani ve gayriahlaki dönüşüme zorlanmasını kabullenmek zor görünüyor. Peki sizler sağlık bilgilerinizin şimdilik istihbarat ve belki de yakın zamanda alınıp satılabilen birer metaya dönüşmesine hazır mısınız?

    ...

    Beyne e-saldırı

    Konumuz hasta veri güvenliği olunca bir başka haberi daha sizlerle paylaşmak istedim. Haber, “Hackerlar insan beynini hedef olarak seçti’ başlığı ile duyurulmuştu. Mağdurları ise daha önceki yazılarımda sizlerle paylaştığım epilepsi, yani sara hastaları. Yanıp sönen parlak renkli ve hareketli görsel uyaranların bu hastalarda nöbeti tetikleyebildiği klasik bir bilgidir. Bu bilgiden yola çıkan Internet saldırganları, epilepsi konusunda çaba harcayan bir vakfın tartışma forumuna, içinde hareketli ve ışıklı resim mesajlardan bolca göndererek birçok epilepsi tanılı kişide sara nöbetlerini tetiklemişler.
    Okurken bilimkurgu gibi gelse de tüm bunlar gerçek. Ve ne yazık ki kişisel sağlık bilgileri, kimi zaman kendi tercihlerimizle giderek bir kötüye kullanıcısını beklercesine alenileşebiliyor. Aynen ilgili forum katılımcılarının tamamına yakınının epilepsi hastası olduğu gerçeğinin kötüye kullanılabileceğinden habersiz kalınabildiği gibi.

    ...

    Kalpte korsan kaygısı ile yaşamak

    Geçen haftalarda hasta güvenliği bağlamında oldukça fazla haber okuduk. Bunlardan birisi de kalp pillerine dairdi. Kalbimize çokça anlam yüklemişizdir ama kale olarak algılanabileceği hiç aklıma gelmemişti. Evet dünyadaki yüz binlerce yeni nesil kalp pili kullanıcısı hasta, yakın zamanda pillerinin, yani kalplerinin bilgisayar korsanlarına karşı korumasız olduğu gerçeği ile yüzleştiler.
    Verileri yataklarının yanındaki bir alıcıya kalp pillerinden kablosuz ağ ile gönderilen ve oradan hekime iletilen yeni nesil pil taşıyıcısı hastalar, bugüne kadar kişisel kalp verilerinin istemedikleri kişilerin eline geçebileceğinden habersizdiler. Aynen hastaların hastane başvuru bilgilerinin şimdilik emniyet için istihbarat ve belki de yakın zamanda hackerlar aracılığı ile organize oluşumlarca kullanılma olasılığından habersiz ülkemiz insanları gibi... Devamı ilgili haberlerden alıntı bir cümle ile bitirelim: ‘Hackerlar cihazı kontrol edebilir ki bu da ölümcül sonuçlara neden olabilir’.
    Dr. Zeki Gül
    www.evrensel.net