Fotoğraflardan tarihin kayıp dini; Êzîdîler

Ey Tanrım, Şêşims1 ve Şeyh Adi,Ey Tawusi MelekSultan Êzîd’in devrine inancım vardırBaşım Êzîdî dininin rehini olsunKoyunu ve ağılıyım Êzîd’inTanrım sen bizi baştan et, imandan etme…


Ey Tanrım, Şêşims1 ve Şeyh Adi,
Ey Tawusi Melek
Sultan Êzîd’in devrine inancım vardır
Başım Êzîdî dininin rehini olsun
Koyunu ve ağılıyım Êzîd’in
Tanrım sen bizi baştan et, imandan etme…
Êzîdîler ilk kez hangi coğrafyada güneşe dönüp de bu duayı okudular? Kimdir Êzîdîler? Êzîd’in anlamı nedir? Müslümanlıktan mı kopup geldiler, yoksa Zerdüştilikten mi? Peki ya “Yezidiler”? Bu soruların yanıtlarını belki buradan vermek mümkün değil. Ancak şu sıralar Diyarbakır’da sergilenen “Êzîdî” konulu fotoğraf sergisi, bu sorulara hem sosyal belgesel yönden hem de kültürel psikolojik yönden Êzîdî’leri içerden anlatıyor. Diyarbakır Sanat Merkezi’nde açılışı yapılan ve Diyarbakırlı fotoğraf sanatçısı Hüsamettin Bahçe tarafından hazırlanan çalışmalar, bin yılları bulan Êzîdî kültürünü, inanç dünyasını ve yaşamını fotoğraf dilinden yeniden gözler önüne seriyor. Sergiye konu olan fotoğraflar 2005-2006 yılları arasında Kuzey Irak’ta Êzîdî toplumunun yoğun olarak yaşadığı Laleş ve Şengal bölgesinde çekildi. Uzun yıllardır iç içe yaşayan, coğrafi ve kültürel olarak yakın komşu olan Ortadoğu halkları açısından önemli bir belge oluşturan fotoğraf kareleri, diller, kimlikler, inançlar ve kültürler arasındaki iletişimin bir örneğini oluşturmanın yanı sıra çoğu zaman “aşağılanma”ya varan ürkütücü ön yargıların doruk noktasında eleştirisi olarak da karşımıza çıkıyor. Sahici bir merak duygusunun yokluğu, birbirine teğet geçen hayatların bu bilinmezlik içinde sürüp gitmesinin nedenlerini hatırlatan bu çalışmalar, “Êzidi toplumunun Laleş ve Şengal’deki dini ve sosyal hayatını ele alıyor. Bahçe’nin, çektiği karelerde, fotoğraf estetiğinin yanında kültürel ve sosyal dokunun, duygusal ve psikolojik boyutunu öne çıkardığı görülüyor.

Êzîdî inanışı
Tanrı, “kendini yaratan, kendini oluşturan, kendini var edendir”. Bu bilginin yanında “Êzîdî” sözcüğünün nasıl ortaya çıktığı ve dilde kullanıma girdiği üzerine çeşitli iddialar olduğunu hatırlatmakta fayda var. Örneğin bunlardan birinde, Emevi Hanedanı Muaviye’nin oğlu Yezid bin Muaviye’nin Êzîdîlerle olan ilişkisi gösterilir; bir başkasında ise Zerdüşt’ün İran’da kurduğu Yezd kenti ve Êzîdîliğin ilk bu kentte yayılmış olmasıdır. Êzîdî topluluğu kendini “Ezdai, Êzîdî, Ezda” diye adlandırır. Ezda, “yaratılan, var edilen” anlamına gelir. Bu adlandırmanın temelinde Êzîdî inancının yaradılış mitosu yatar. Êzîdî adıyla bu topluluk, kökenini “ilk yaratılmış olan”a dayandırmaktadır. Yezidi adı, Êzîdî olmayanlarca Êzidiler için kullanılır ki, Halife Yezid’le ilgili negatif çağrışımlarla dolu bir adlandırmadır. Êzidiler kendilerinin Yezidi olarak adlandırılmasını ise bir hakaret olarak algılarlar. Kürtçe konuşan ama gerek gelenek, gerek inanç sistemi olarak Müslüman Kürtlerden ayrılan Êzîdî Kürtlerinin inanç sisteminin dayanakları dünyanın yaradılışı sıralamasında “insanların”, “meleklerin”, “yarı insan/meleklerin” dünyadaki öncelikleri üzerine kurulmuştur.
Êzîdî tanrı algısı
Êzîdîlik doğadaki çok sayıda varlığı, Tanrı’yı ve Tanrı’nın yardımcısı, meleklerin başı Tawusi Melek’i kutsallaştıran bir dindir. Êzîdîlerin Tanrı inancı taşımaz olarak değerlendirilmelerinin bir sebebi meleklerin farklı adlandırılmış ve kutsallaştırılmış olmasıdır. Kitaplı dinlerde adı geçen melekler, Êzîdî inancında, Şeyh Adi’nin yanına gelen ilk müritleriyle/akrabalarıyla eş tutulur.
Êzîdî dini kastlarını oluşturan ve dini ibadetlerini şekillendiren bu melekler (Şeyh Hasan, Şeyh Ebubekir, Şeyh Şemsettin, Şeyh Fahrettin, Melek Sıcaddin, Amadin ve Nasreddin) cemaat tarafından yarı insan/melek olarak tanımlanır ve “Xudan” diye adlandırılan bu melekler tüm ibadetlerde kutsanırlar. Diğer tek tanrılı dinlerden farklı olarak meleklere verilen bu önem Êzîdîlerin “şeytana tapanlar” olarak tanınmalarına yol açmıştır. Kitaplı dinlerdeki biçimiyle adlandırılan ve tanımlanan Tanrı, Êzîdî dininde de yer alır: Yeri göğü, tüm varlıkları yaratan O’dur; Tawusi Melek’i de yaratan O’dur. 12. yüzyılda Şeyh Adi bin Musafir ve öğrencileri tarafından Hakkari dağlarında şekillenen ve Sincan’a (Irak/Musul) kadar taşınan bu öğretiye Hıristiyanlık’tan, Zerdüştilikten ve özellikle heterodoks İslamdan kimi öğeler eklemlenmiştir: İsa’ya gösterilen saygıdan ve Laleş’te bulunan çok eski bir kilise harabesinden dolayı Hıristiyanlıktan etkilendiği iddia edilir. (Diyarbakır/EVRENSEL)
Ali Rıza Kılınç
www.evrensel.net